Hollanda-Türk İş Dünyası Nereye Koşuyor Ve Yeni Bir Sayfa Mı Açılıyor?

Amsterdam’da kurulan “Turkish Dutch Business Platform”, sadece yeni bir organizasyon mu, yoksa yarım asırlık göç hikâyesinde gerçek bir dönüm noktası mı?

Abone Ol

Bu farkı yaratacak olan şey, niyet değil, mekanizmadır.

Bir platform, kendiliğinden “etkili” olmaz. Etkili olmak için, gündelik hayatta çalışması gerekir. İnsanlar kapısını çaldığında, karşılarında muhatap bulmalıdır. Sadece büyük şirketlere değil, küçük işletmelere de hitap edebilmelidir. Sadece tecrübeli isimleri değil, yeni kuşak girişimcileri de içine alabilmelidir.

Hollanda’daki Türk iş dünyası, artık bu olgunluğa sahiptir.
Birinci kuşağın alın teriyle açtığı yol, ikinci kuşağın eğitimiyle genişledi, üçüncü kuşağın vizyonuyla uluslararasılaştı.

Bugün bu toplum, sadece “ayakta kalmayı” değil, “oyun kurmayı” konuşabilecek noktaya gelmiştir. “Turkish Dutch Business Platform TDBP’nin gerçek anlamı da tam burada yatmaktadır.

Bu platform, Hollanda’daki Türk iş dünyasının “biz de varız” deme biçimi değil,
“biz yön verebiliriz” deme cesareti olmalıdır.

NETUBA deneyimi, bu yolun ne kadar zor olduğunu gösterdi. Ama aynı zamanda, neden gerekli olduğunu da ispatladı. Çünkü o girişim olmasaydı, bugün neyin eksik kaldığını bu kadar net konuşamazdık.

Şimdi yeni bir sayfa açılıyor.
Bu sayfanın nasıl yazılacağı, yalnızca birkaç yöneticinin değil, bu platformun etrafında toplanacak binlerce insanın tutumuna bağlıdır. Katılanlar, “seyirci” mi olacak, yoksa “sorumluluk alan” mı? Bekleyenler, “görelim bakalım” demekle mi yetinecek, yoksa sürecin parçası mı olacak?

Bu soruların cevabı, “Turkish Dutch Business Platform TDBP”nin kaderini belirleyecek.

H’ART Museum’daki gece, bir başlangıçtı.
Bir işaretti.
Bir ihtimaldi.

O ihtimal, bugün hâlâ masanın üzerinde duruyor.
Hollanda’daki Türk iş dünyası, yarım asırlık bir yolculuktan sonra ilk kez bu kadar güçlü bir potansiyele, bu kadar geniş bir ağa ve bu kadar elverişli bir zamana sahip.

Şimdi mesele şu: Bu potansiyel, ortak bir akla dönüşebilecek mi?
Eğer dönüşürse, yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında, “Her şey o gece başladı” denilebilir.

Eğer dönüşmezse,
H’ART Museum’daki o alkışlar, diasporanın hafızasında bir güzel anı olarak kalır.

Ve bir gün, bir başka salonda, bir başka platformun lansmanında, aynı soru yeniden sorulur:
“Acaba bu kez gerçekten farklı mı?”