Hollanda’da Unutulan Bir Anma Ve Kutlama

10, 20 ve 30’uncu yıllarını anıp kutlamadığımız bu günün, 40’ıncı yılı 6 Mart’ta anılıp kutlanacak.

Abone Ol

HTİB’nin organize etmeyi planladığı programa büyük ilgi bekleniyor.

Beklentim: Bu aşamada pek çok Türk STK’sı bir anma ve kutlama yarışına girecekler.


İlhan KARAÇAY yazdı:

Bazı tarihler vardır. Takvim yapraklarında durur ama hafızalarda yer etmez.
Bazı kazanımlar vardır. Hayatımızın parçası olur ama nasıl elde edildiği unutulur.

Hollanda’da yaşayan yüz binlerce yabancı için yerel seçimlerde oy kullanmak ve aday olabilmek, bugün sıradan bir hak gibi görülüyor. Sandığa gidiyoruz. Oy veriyoruz. Listelerde Türk isimleri görüyoruz. Hatta belediye başkanlığı yapan hemşerilerimizle gurur duyuyoruz.

Ama bu hakkın bir başlangıç günü vardı.
Bu hakkın bir “ilk adımı” vardı.
Bu hakkın bir bedeli, bir mücadelesi, bir cesareti vardı.

Ve işte bugün, o adımın atılışının kırkıncı yılındayız.

Ne 10’uncu yılında hatırladık.
Ne 20’nci yılında durup düşündük.
Ne de 30’uncu yılında “Bu bizim hikâyemizdir” dedik.

Şimdi ilk kez, 40’ıncı yılında bu tarih hatırlanıyor.
Ve bu hatırlayış, çok yerinde bir biçimde, Mustafa Ayrancı ve HTİB’in girişimiyle başlıyor.

Bu yazı, sadece bir yıldönümünü anlatmak için değil,
Bu ülkede “biz de varız” deme cesaretinin nasıl doğduğunu hatırlatmak için kaleme alındı.


Ayrancı, konuyla ilgili olarak arşivimde ne varsa göndermemi rica etti.
Ayrancı’nın bu isteğini derhal yerine getirdim.

Şimdi, Mustafa Ayrancı ve ekibi, 6 Mart günü bizlere nasıl bir organizasyon sunacaklarını merak ediyorum.

Ama ben kesinlikle biliyorum ki, bu 40’ıncı yıl konusunu duyacak olanlar, tıpkı “Göçün 60’ıncı yılında” olduğu gibi, 40’ıncı yıl için de peşi peşine kutlama ve anma törenleri düzenleyeceklerdir.

BU HAK NASIL DOĞDU?

Hollanda, 1983 yılında anayasasında bir değişiklik yaptı.
Bu değişiklikle, ülkede yaşayan yabancıların yerel seçimlerde oy kullanmasının önü açıldı.
Ardından Seçim Kanunu’nda gerekli düzenlemeler yapıldı ve bu hak, 1985 yılında fiilen yasalaştı.

Ve takvimler 19 Mart 1986’yı gösterdiğinde, Hollanda tarihinde bir ilk yaşandı:
Bu ülkede beş yılını doldurmuş yabancılar, ilk kez belediye seçimlerinde oy kullandılar ve aday oldular. Yani hem seçtiler ve hem de seçildiler…

Artık sadece Hollandalılar değil, Türkler de, Faslılar da, diğer göçmenler de kendi belediyelerinde söz sahibi olacaktı.

80’li yıllarda Başbakanlık ve Ana muhalefetlik görevlerini sık sık yaşayan, Joop Den Uyl ile Ruud Lubbers, Türkler’in oylarını alabilmek için müthiş bir yarışa girmişlerdi. Diğer siyasi parti liderleri de, Türk pansiyonlarını ve camileri ziyaret etmek için birbirleri ile yarışıyorlardı.
Daha sonra, Hollanda vatandaşlığını alan Türklerin sayıları çoğalınca, aynı yarışma, genel seçimlerde de yaşandı. Fotoğraflarda, o sıralarda görüştüğüm Den Uyl (solda) ve Lubbers (sağda), Türk seçmen ve adaylar için çok olumlu konuşuyorlardı.

İLK SEÇİLEN 12 TÜRK VE BENİM KAMERAM

O ilk seçimlerde, Hollanda’nın değişik şehirlerinde tam 12 Türk Belediye Meclisi’ne girdi.
Bu, tarihî bir adımdı.
O günlerden kısa bir süre sonra, ilk seçilen bu isimlerden 7’siyle televizyon röportajı yaptım.
Aralarında şunlar vardı: Seçil Arda, İsmail Aytuğ, Yusuf Toprak, Osman İskender Kaptanoğlu, Faruk Cansızlar, İsmail Baykoç, Naci Demirbaş.

Kameranın karşısında hepsinin gözlerinde aynı duygu vardı: Gurur ve sorumluluk.


Seçil Arda şunu söylemişti:
“Artık mahallemizde alınan kararlarda bizim de imzamız olacak. Bu çok büyük bir şey.”


İsmail Aytuğ şöyle demişti:
“Biz burada sadece çalışmak için değil, yaşamak için varız. Belediye Meclisi’nde olmak bunun kanıtıdır.”


Yusuf Toprak’ın sözleri hâlâ kulaklarımda:
“Bu koltuk bana değil, bu ülkede yaşayan bütün Türkler’e aittir.”


İsmail Baykoç, o günkü heyecanını şöyle dile getirmişti:
“Biz yıllarca bu ülkenin fabrikalarında, limanlarında, sokaklarında çalıştık. Şimdi ilk kez karar masasına oturuyoruz. Bu sadece benim değil, bütün bir neslin onurudur.”


Naci Demirbaş ise meseleyi daha toplumsal bir yerden kurmuştu:
“Çocuklarımız burada büyüyor, burada okuyor. Onların geleceği hakkında söz söyleme hakkı artık bize de ait. Belediye Meclisi’ne girmek, bu hakkın resmiyet kazanmasıdır.”


Faruk Cansızlar’ın sözleri ise adeta geleceği tarif ediyordu:
“Bugün birkaç kişiyiz ama yarın bu salonlar Türk gençleriyle dolacak. Biz kapıyı araladık, gerisi kendiliğinden gelecektir.”


Osman İskender Kaptanoğlu ise daha açık konuşmuştu:
“Bugün ben girdim, yarın onlarca Türk girecek. Bu iş burada kalmaz.”
Ve gerçekten de kalmadı.


Seçme ve seçilme hakkını ilk kez 1986 yılında kullanan Türkler, ilk seçimde 12, ikinci seçimde 25 ve daha sonraki seçimlerde 250 meclis üyesi çıkardılar. Fotoğraf karelerinde de daha kalabalık görüntülendiler.

Hollanda genelinde Belediye Meclisleri’nde görev yapan Türklerin sayısı 2000’leri geçti.
İlk seçimde 12 sandalye kazanan Türkler, her seçimde daha çok sandalye kazandılar. Öyleki bazı dönemlerde 250 sandalye kazandıkları oldu.
Böylece de bugünkü toplam sayıları 2000’i geçti.


Belediye Başkanları seçilmiyor ama atanıyor. İlk Belediye Balkanı Türk Huri Şahin oldu.
Seçilmişler arasında Başkan Yardımcısı olanlar var.
Bazı ilçelerde, Belediye Başkanlığı yapan Türkler oldu.

“TÜRKLER SANDIĞA GİTMİYOR” MASALI

Yıllardır Hollanda medyasında bir masal anlatılır: “Türkler sandığa gitmiyor.”
Ben bu masala hiçbir zaman inanmadım.
Bir seçimden sonra oturdum, Hollanda’nın dört bir yanındaki Türk adaylara verilen oyları
şehir şehir, isim isim topladım ve yayınladım.

Utrecht’ten Haarlem’e, Zaanstad’dan Lahey’e, Rotterdam’dan Arnhem’e kadar yüzlerce ismin aldığı oyları saydım.

Ortaya çıkan tablo şuydu: Türkler, özellikle belediye seçimlerinde, iddiaların tam tersine, sandıklara akın ediyordu. Hem de Hollandalılar kadar, hatta birçok yerde onlardan daha yüksek oranda.

Küçük belediyelerde 300 veya 400 tercihli oyla seçilen Türkler vardı.
Büyük şehirlerde binleri aşan oy alan adaylarımız oldu.

Yani mesele şuydu: Türkler oy vermiyor değildi. Türkler oy veriyordu. Ama bazıları bunu görmek istemiyordu.

BU HAK BİZE NE KAZANDIRDI?

Bu hak sayesinde:
Türkler, mahallelerinin parkı hakkında söz söylemeye başladı.
Okullar hakkında konuşmaya başladı.
Trafik, güvenlik, gençlik, yaşlılar, konut sorunları hakkında karar masasına oturdu.
Bir zamanlar kapısında beklediğimiz belediyelerin içine girdik.
Koridorlarında yürüdük.
Masalarında oturduk.
Bu ülkede artık “Türkler sadece çalışır” denilemiyor.
Çünkü Türkler artık karar da alıyor.

6 MART NEYİN GÜNÜ OLACAK?

Mustafa Ayrancı’nın “Hemen bir gün yapalım” demesi, işte bu yüzden çok anlamlıdır.

6 Mart, sadece bir tarih olmayacak.
6 Mart, bu ülkede “biz de varız” dediğimiz gün olacak.
6 Mart, ilk seçilen 12 Türk’ün hatırlandığı gün olacak.
6 Mart, sandığa giden, oy kullanan, aday olan, mücadele eden herkesin günü olacak.
Ve belki de 6 Mart, bu ülkede büyüyen gençlerimize şunu hatırlatacak:

“Bu hak, kendiliğinden gelmedi.
Birileri bunun için kapı aşındırdı.
Birileri bunun için mücadele etti.
Birileri bunun için cesaret gösterdi.”

Bugün sandığa rahatça gidebiliyorsak,
Bir pusulaya mühür vurabiliyorsak,
Bir Türk ismini belediye meclisi listesinde görebiliyorsak,
Bu, kırk yıl önce atılan o adım sayesindedir.

Mustafa Ayrancı’nın başlattığı bu girişim, işte bu yüzden çok kıymetlidir.
Çünkü bazı tarihler hatırlanmazsa,
Emekler unutulur.

Biz hiç unutmayacağız!!!

Bugün Hollanda’da büyüyen bir Türk genci, sandığa gittiğinde bunun ne kadar kıymetli bir hak olduğunu belki düşünmüyor. Bu çok doğal. Çünkü haklar, artık hayatın parçası olduklarında, sıradan görünür.

Ama her hak, bir gün “imkânsız”dı.
Her kazanım, bir gün “olmaz” denilendi.
Her kapı, bir gün kapalıydı.

Bu yüzden 6 Mart sadece geçmişi anmak için değil, geleceği hatırlatmak için de önemlidir.
Bu tarih, “Biz buradayız” diyenlerin günüdür.
Bu tarih, “Bu ülke bizim de evimiz” diyenlerin günüdür.
Bu tarih, “Sadece çalışan değil, söz söyleyen olacağız” diyenlerin günüdür.

Eğer bugün bu ülkede bir Türk çocuğu, yarın belediye başkanı olmayı hayal edebiliyorsa,
Eğer bir genç, “Ben de karar masasında olacağım” diyebiliyorsa,
Bunun temeli kırk yıl önce atılan o adımda gizlidir.

Tarihler unutulursa, emekler silinir.
Emekler silinirse, hakların kıymeti azalır.

Biz bu tarihi unutmayacağız.
Çünkü bu tarih, sadece geçmişimiz değil, geleceğimizdir.