İsrafın ve gösterişin gölgesinde büyüyen iftar davetleri Ramazan’ın ruhunu zedeliyor. Bu ayın anlamını kalabalık masalarda değil, paylaşmada ve vicdanda arıyorum.
Bir gazeteci, hergün iftar sofrası yazarsa ne olur?
Okuyucu bunu görür ve şunu sorar: Bu bir haber mi, yoksa bir davet günlüğü mü? İşte gülünçlük burada ortaya çıkar.
İlhan KARAÇAY yazdı:
Ramazan yaklaşınca aynı tartışmalar yeniden başlıyor. İsraf konuşuluyor. Gösteriş konuşuluyor. İftar sofralarının ruhundan uzaklaştığı söyleniyor. Herkes eleştiriyor. Herkes itiraz ediyor. Herkes söz söylüyor. Ama akşam olunca aynı isimler yine aynı sofralarda buluşuyor.
Bir yanda eleştiri. Diğer yanda davetler. Bir yanda israf vurgusu. Diğer yanda kalabalık masalar. Bu çelişkiyi yıllardır izliyorum. Bu yıl ise ilk kez kendi adıma net bir karar alıyorum. Bundan sonra hiçbir iftar sofrasına gitmeyeceğimi açıkça ilan ediyorum.
Bunu bir tepki olarak değil, bir duruş olarak ifade ediyorum. Çünkü Ramazan’ın ruhu ile son yıllarda kurulan pek çok iftar sofrası arasında derin bir mesafe oluştuğunu düşünüyorum.
Bu yazıyı da bu yüzden kaleme alıyorum. Ramazan’ın gerçek anlamını, orucun insana kazandırdıklarını, iftar sofralarının aslında ne olması gerektiğini ve bugün neden gereksiz hale geldiğini tüm yönleriyle anlatmak için.
RAMAZAN SADECE AÇ KALMAK DEĞİLDİR
Ramazan, insanın kendine dönmesi demektir. Günlük hayatın hızından sıyrılması demektir. Kalbini yoklaması demektir.
Oruç sadece mideyi değil, dili ve kalbi de tutmaktır.
Kırmamaktır. Sabretmektir. Şükretmektir. Paylaşmaktır.
İslam inancında oruç bir ceza değildir. Bir terbiye biçimidir. İnsan, hayatın içinde fark etmeden tüketir. Yer. İçer. Harcar. Konuşur. Kırar. Ramazan bu akışı durdurur.
Açlık bir amaç değildir. Açlık bir hatırlatmadır. Sofraya ulaşamayanların varlığını hatırlatır. Sabretmenin ne olduğunu öğretir.
Oruç tutan insan akşam sofraya oturduğunda lokmanın değerini hisseder.
İsrafın ne demek olduğunu anlar. Her nimetin kıymetini daha derinden kavrar.
ORUCUN SAĞLIĞA VE RUHA KATKISI
Bugün modern bilim aralıklı beslenmeden söz ediyor. Metabolizmanın dinlenmesinden söz ediyor. Vücudun kendini yenilemesinden söz ediyor.
Oruç asırlardır bunun doğal bir uygulaması olarak hayatın içinde yer alıyor. Bedenin ritmini düzenliyor. Zihni sakinleştiriyor. İnsana denge kazandırıyor.
Ama oruç sağlık için tutulmaz. Sağlık bunun yanında gelen bir kazanımdır.
Asıl olan insanın kendini kontrol etmeyi öğrenmesidir.
Azla yetinmek. Sabretmek. Paylaşmak. Şükretmek.
Ramazan bu değerlerin yeniden hatırlandığı bir aydır.
RAMAZAN TOPLUMSAL DAYANIŞMADIR
Ramazan yalnızca bireysel bir ibadet değildir. Aynı zamanda toplumsal bir dayanışma dönemidir.
Kapılar açılır. Komşular hatırlanır. Yardımlar artar. İnsanlar birbirinin hâlini sorar.
Bu yönüyle Ramazan toplumları birbirine yaklaştıran güçlü bir köprüdür.
Nitekim Ramazan’ın sadece dini değil, kültürel ve toplumsal bir bağ kurma dönemi olduğuna dair örnekler de giderek çoğalıyor.
Hollanda’daki yayın kurumlarının Ramazan’a özel hazırladığı programlar da bu ayın toplumları bir araya getiren yönünü açık biçimde ortaya koyuyor.
Ramazan aynı sofrada buluşmayı değil, aynı duyguda buluşmayı öğretir.
PROTOKOL MASASI TARTIŞMASI VE GAZETECİNİN İMTİHANI
İftar sofralarına dair eleştiriler yapılırken, çoğu zaman en görünür ama en az konuşulan alanlardan biri protokol masalarıdır. Oysa meselenin en dikkat çekici boyutlarından biri tam da buradadır.
Birçok iftar organizasyonunda en gösterişli yer protokol masasıdır. Kimlerin oturacağı önceden belirlenir. İsimler yazılır. Yerler ayrılır. Davetler buna göre yapılır.
Hatta bazı ortamlarda o masada yer almak için sessiz ama sert bir rekabet yaşandığını görmek zor değildir. Kim öne oturacak. Kim merkeze alınacak. Kim yan yana gelecek.
Oysa Ramazan’ın ruhunda protokol yoktur.
Ramazan eşitliktir. Aynı sofrada buluşmaktır. Zengin ile yoksulun, yönetici ile vatandaşın, tanınmış ile sıradan insanın aynı lokmayı paylaşmasıdır.
Protokol masası ise bu ruhu zedeler.
Çünkü o masa ayrıştırır. Üst ve alt duygusu oluşturur. Gösterişi büyütür. Samimiyeti küçültür.
İftarın özünde sadelik vardır. Sadelik bozulduğunda geriye sadece yemek kalır. Ruh kaybolur.
Bu nedenle bugün iftar sofralarının en gereksiz unsurlarından biri protokol masasıdır. Ramazan’ın eşitleyen diline, paylaşma kültürüne ve içtenliğine uymayan bir görüntü verir.
İftar sofraları geçmişte sadeydi. Evlerde kurulurdu. Komşular çağrılırdı. Bir tabak yemek paylaşılırdı.
Bugün ise birçok iftar daveti bir gösteriye dönüşmüş durumda. Uzun masalar. Kalabalık organizasyonlar. Davetliler. Fotoğraflar. Paylaşımlar.
Eleştirdiğimiz şey tam da budur.
Ramazan sadeliğin ayıdır. İsrafın değil.
Oruç, azla yetinmeyi öğretirken iftar sofralarında ölçüsüzlük yaşanıyorsa burada bir çelişki vardır.
Oruç, fakirin hâlini anlamayı öğretirken iftar sofralarında binlerce euroluk organizasyonlar kuruluyorsa burada bir kopuş vardır.
Oruç, nefsi terbiye etmeyi öğretirken iftar davetleri bir prestij yarışına dönüşüyorsa burada bir sorun vardır.
ELEŞTİRİ YAPIP SOFRAYA OTURMAK
Bugün en büyük çelişki burada yaşanıyor.
İsrafı eleştirenler aynı sofralarda yer alıyor. Gösterişten şikâyet edenler aynı davetlere gidiyor.
Söz ile davranış arasındaki mesafe büyüyor.
Bu yüzden ben kendi adıma bir karar alıyorum.
Artık hiçbir iftar sofrasına gitmeyeceğim.
Çünkü eleştirirken içinde yer almanın doğru olmadığını düşünüyorum.
İFTAR PARASI NEREYE GİTMELİ