Kaybolan BUĞDAY değil, denetim

Abone Ol

Sıfırlar, Omurgalar ve Kaybolan Buğday
Geçtiğimiz günlerde bir kürsüde, alkışların arasında bir cümle yankılandı.
Sözün içeriğinden çok, neden söylendiği dikkat çekiciydi.
Siyasette bazı cümleler inançtan doğmaz.
Onlar, kabul görme ihtiyacının aceleyle kurulmuş cümleleridir.
Alkış yükselir, düşünce geri çekilir.
Gürültü artar, sorumluluk azalır.
Mustafa Kemal Atatürk,
bir devlet kurmuş, bedel ödemiş, tarih olmuş bir liderdir.
Onun adı, günü kurtarmak için kürsülerde eğilip bükülecek bir süs değildir.
Tarih, alkışla değil; hesapla taşınır.
Tam da bu alkış düzeninin ortasında, Konya Yunak’tan gelen haber dikkat çekicidir:
Lisanslı bir depoda, Toprak Mahsulleri Ofisi kayıtlarıyla fiili stoklar uyuşmamaktadır.
Yaklaşık 40 bin ton hububat kayıptır.
Depo sahibi yurt dışına kaçmıştır.
Çalışanlar gözaltındadır.
Devlet yıllardır kira ödemiştir.
Banka kredileri devrededir.
Konuşulan rakamlar yarım milyarı aşmakta, milyara yaklaşmaktadır.
Ama hâlâ cevaplanmayan temel soru şudur:
Bu kadar büyük bir kayıp olurken devlet neredeydi?
Buğday bir gecede kaybolmaz.
Hububat uçağa binip başka ülkeye gitmez.
Bu kayıp; aylarca, belki yıllarca göz yumulmuş bir düzenin ürünüdür.
Demek ki denetim vardı ama gerçek değildi.
Kayıt vardı ama vicdan yoktu.
Yetki vardı ama sorumluluk yoktu.
İşte siyasetle ekonomi tam burada birleşir.
Nasıl ki paradan sıfırları attık ama değeri koruyamadık;
devletten de hesap sorma refleksini attık.
Bugün Türkiye’de en hızlı değer kaybeden şey para değildir.
En hızlı eriyen şey, omurgadır.
Omurga gidince;
alkış kalır,
kürsü kalır,
ama buğday kaybolur.
Devlet, sloganla ayakta durmaz.
Devlet, alkışla yönetilmez.
Devlet, kaybolanı sorabildiği kadar devlettir.
Konya’da kaybolan sadece 40 bin ton buğday değildir.
Orada kaybolan şey,
“nasıl olsa bir şey olmaz” rahatlığıdır.
Ve o rahatlık, bu ülkeye paradan atılan sıfırlardan çok daha pahalıya mal olur.