Kümeleşmeler Ve Ortak Ruh Halleri Üzerine

Abone Ol

Küreselleşme/post modern yaşam biçimi, değerlerde (ideolojilerde) hatırı sayılır aşınma yarattı. Herkesin doğrusu kendine, ne olsa gider, bireyselleşme derken kentlere yığılma ve yeni çalışma-yaşama koşulları yeni ilişki biçimlerini de beraberinde getirdi. İnsan giderek kendini daha yalnız, daha savunmasız, daha güvensiz hissetmeye başladı. Gelecek kaygısı derinleşti.

İki binli yıllardan itibaren giderek karmaşıklaşan post modern süreçte, idealleri ile birlikte gelecek tasavvurunu da yitiren insanoğlu; içine düştüğü belirsizliği bir kimliğe, bir inanca ait olmakla aşmaya çalıştı.

Modernleşme döneminin ürünü diktatoryal sert faşist yaşam biçimlerini deneyimleyen insanoğlu, post modern sürece tepki olarak bu sefer, kimlikler üzerinden bütüncül hiyerarşik yapılar içinde partikül kümeler üretti, moral dayanaklarını kümelenmeler içinde bulmaya, hayata tutunmaya çalıştı.

Giderek bu kapitalist üretim ilişkileri içinde, eşitlik, özgürlük, adalet talepleri ile ilerleyen liberal demokrasiye ters bir sürece evrildi. Yeni kümelenmeler içinde birbirine değmeyen, birbirini anlama çabası göstermeyen, birbirine karşı soğuk, tepkili, yer yer sıcak, yer yer soğuk çatışmalar içinde süre giden yaşam biçimleri ortaya çıkmaya başladı.

Serveti, gücü, bölüşümü, hiyerarşiyi elinde tutan, ilişkilerin belirlenen çizgide sürmesini kontrol edecek kurumsallaşmalar üreten, varoluşunu sürdürmek üzere sistemi yeniden yapılandıran iktidarlar ortaya çıktı. Yeni otokratik, teokratik yapılar gücünü ve meşruiyetini kendi içindeki ve kendi dışındaki partikül yapıları belirli bir gerilim içinde yönetebilir olmaktan almaya başladılar. Yeni yönetici maharet kendini, partikül yapılar arasındaki gerilimi kimlik ve inanç güncellemeleri ile diri tutabilmek, zaman zaman da bunları birbirine düşürebilmek üzerinden şekillendirmeye başladı.

Dünyanın yeni görünümünde belirleyici olmaya başlayan sırtını silah tüccarlarına, teknoloji baronlarına dayamış otokratik yapılar; eğitim, hukuk, sosyal yardım gibi araçları, coğrafya içindeki partikülleri birbirleri ile rekabet ve gerilim halinde tutabilmek üzere kullanışlı araçlar halinde yeniden yapılandırdılar.

Asıl dikkatlerini ise mağduriyet üzerinden iktidara alternatif ortak zeminlerin ortaya çıkmasının önüne geçmeye verdiler. Enerjilerinin büyük kısmını bunun için harcamaya başladılar. Hükümsüz tutuklamalar, gösterişli operasyonlar son tahlilde buna hizmet etmeye başladı.

Bir zamanlar birlikte üretilmiş uluslarüstü belgeler, yerleşik normlar, hukuk, diplomatik ilişkiler, anayasalar, kurumsal işleyişler birer birer anlamlarını yitirmeye, aşınmaya başladılar. Dünya güçlü olanın dilediği gibi racon kestiği güvensiz bir yer haline geldi.

Otokratik yapıların asıl başarısı, muhalif de olsa bütün kümelenmeler için kullanışlı, taklit edilebilir ilişkiler, yöntemler, söylemler üretebilmelerinden geliyor.

Böylece ister iktidar içinde olsun ister dışında, bütün kümelenmeler, kullandıkları ortak yöntemler, ilişki biçimleri ile birbirine benzer yaşam biçimlerine dönüşüyorlar. Çağın verili durumuna özgü yeni bir sosyolojik model, yeni bir sosyolojik desenleme ortaya çıkıyor.

Her sosyolojik modele karakterini veren yerleşik ilişki biçimleri olur. Hiyerarşik yapı içinde tepede ne ölçüde sert çatışmalar yaşanıyorsa, tabanda da benzer çatışmalar yaşanır.

Örneğin Demokrasi iki lafın arasında hep baş köşede tutulan ortak söylem olmaya devam eder etmesine, ama işler hep mucibince gerçekleşir. Yapılan işin teamüllere uyup uymadığını sorgulamak hep rakibe düşer.

Yaşadığınız bölgede tek adam yönetimine muhalif sivil toplum örgütlerine bakın, birçoğu hep aynı insanlar tarafından yönetilir. İktidarda olsun muhalefette olsun her yapıda enerjilerinin büyük kısmını birbirinin ayağına basarken kullanan insanlar görürsünüz. Üstelik bu, demokratik işleyişin gereği olarak kutsanır. Bir bakarsınız iktidarın hoyrat, seviyesiz dilini muhalefet lideri de kullanır, kendisi ile yolunu ayıranı “kötü tohum” ilan eder.

Milliyetçinin, Ulusalcının, Muhafazakarın, Sosyalistin en azından kendi içinde dayanışma içinde olmalarını beklersiniz. Ama öyle olmaz. Ayrılıkların nerde başladığı belirsiz olsa da birbirlerinin etkinliklerine katılmazlar. Sokakta karşılaşsalar birbirlerini görmezden gelirler.

Sosyal medyada nostalji grupları içinde aidiyet duyguları tatmin edilmeye çalışılır. Ama bu gruplarda da hiyerarşik bir yapı kendini gösterir. Her grupta bir baş çeken vardır, grup içinde grupçuk oluşmuştur. Mesajcı bir iki kişi dışında diğerlerinin varlığı, grubun görünürlüğüne destek olmaktan ibaret kalır. Haddini aşan gruptan hemen çıkarılır.

Demem o ki ister devlet olsun ister sivil toplum örgütü ister siyasi parti ister sosyal medya platformu; hemen hepsinde benzer ilişkiler hakim. Sonuçta benzer yapılar benzer ilişkiler üretir. Küçük gruplar içinde benzer yaşama ve ilişki biçimleri ile aidiyet duygularının tatmin edilmesi ortak sosyolojik modelin sürdürülebilirliği bakımından önemlidir.

Şafakla birlikte gerçekleşen tutuklamalar, operasyonlar üzerinden dolaşıma sokulan tartışmalar kurgulanan sosyolojik yapıda ortaya çıkan gerilimin belirli bir düzeyde tutulmasında önemli katkı sağlasa gerektir.

Sonuçta değerlerin, mesleki liyakatin, geleneksel aile bağlarının dostluk ilişkilerin aşındığı; kuralların işlemediği, huzursuzluğun, gerilimin, çatışmanın, istikrarsızlığın, gelir adaletsizliğinin, birbirine güvensizliğin beslendiği bu sosyolojik yapı kapitalist üretim ilişkileri içinde gelinen son noktadır. Yukarıdan aşağıya yeniden kurgulanmış olsa da bu yapının sürdürebilirliğinin sağlanmasında üretilen bütün bu patolojik ilişkilerin kuşkusuz önemli payı olmalıdır.

Halinden memnun olsun olmasın sonuçta toplumun bütün bileşenleri, üretilen bu yeni ruh halinin ortak bileşenleri, paydaşları haline gelmektedirler.

İnsanlık, bilim ve teknolojinin kapitalist üretim ilişkileri içinde yanlış ellerde yanlış biçimde kullanılması ile ortaya çıkan; yaşama alanını, fiziksel çevreyi, ekolojik yaşamı tahrip eden bu sosyolojik modelden, ilişki biçiminden kendini kurtarabilecek midir? Yoksa bu sonun başlangıcı mı?

Sorulması gereken asıl soru budur.