Lale Gül Gibi İstismarcı Satılıklara Yazıklar Olsun

Göçmenler, Türkler ve Müslümanlar üzerinden yıllardır aynı provokasyonu sürdürenlere çanak tutan Hollanda medyasına da yazıklar olsun.

Abone Ol

Bir dönem Ayaan Hirsi Ali’yi parlatanlar, sonra Ebru Umar’ı öne sürdüler. Şimdi ise aynı senaryonun yeni vitrini olarak Lale Gül sahaya sürülüyor.

Haftalardır Lale Gül maskaralığını manşetlerden düşürmeyen De Telegraaf, bu kez öldürülen ırkçı siyasetçi Pim Fortuyn’u yeniden piyasaya sürerek eski kutuplaştırıcı dili hortlatmaya çalıştı.

Yıllar önce Faslı gençlerin bedenleri üzerinden müptezel provokasyonlar yapan Pim Fortuyn için Lale Gül’e, “Onun sesini özlüyorum” dedirtilmesi, Hollanda medyasının nasıl bir ideolojik savrulma içine düştüğünü bir kez daha gösterdi.

Fortuyn’u “özgürlük kahramanı” gibi göstermeye çalışanlar, bugün aynı Hollanda’da daha mütevazı bir eşcinsel kimlik sergileyen Başbakan Rob Jetten’in bile nasıl hedefe konulduğunu görmezden geliyor.

Yarın, müptezel provokasyoncu Pim Fortuyn ile, özel yaşamını siyasi şova dönüştürmeyen bugünün eşcinsel Başbakanı Rob Jetten arasındaki çarpıcı farkı okuyacaksınız.

(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie van het nieuws staat onderaan)


İlhan KARAÇAY yazdı:

Hollanda medyasında yıllardır değişmeyen bir oyun sahneleniyor.

Sadece isimler değişiyor, vitrine çıkarılan yüzler değişiyor ama hedef değişmiyor. Türkiye, Türkler, Müslümanlar ve göçmen kökenli toplumlar üzerinden yürütülen tartışmalar, her dönemde yeni bir “kahraman” ve yeni bir “mağdur” üretilerek canlı tutuluyor.

Bir dönem Pim Fortuyn vardı. Ardından Ayaan Hirsi Ali öne çıkarıldı. Sonra Ebru Umar sahaya sürüldü. Şimdi ise aynı medya düzeni, Lale Gül üzerinden yeni bir kutuplaştırma alanı oluşturmaya çalışıyor.

Üstelik bunu yaparken, geçmişte toplumu germiş, insanları birbirine düşürmüş, açık provokasyonlarla gündeme gelmiş isimler bile bugün “özgürlük savaşçısı” gibi parlatılıyor.

İşin en dikkat çekici ve en ibret verici tarafı ise şudur:
Pim Fortuyn, seçimlerde mutlaka kazanacağına inanıldığı dönemde, televizyonlarda ve çeşitli yayın organlarında Faslı gençlerin “güzel kalçalarından” söz edecek kadar müptezel bir eşcinsellik provokasyonunu siyasetin merkezine taşıyan bir isimdi. Buna rağmen bugün aynı çevreler onu neredeyse ifade özgürlüğünün azizi gibi göstermeye çalışıyor.

Oysa bugünün eşcinsel Başbakanı Rob Jetten, özel yaşamını Fortuyn gibi ucuz cinsel gösterilere dönüştürmeyen, daha kontrollü ve daha mütevazı bir profil çizmesine rağmen, yine de özellikle kimlik tartışmaları üzerinden hedefe konulmaktan kurtulamıyor.

Bu tablo bize çok açık bir gerçeği gösteriyor:
Mesele yalnızca eşcinsellik değildir. Mesele, yıllardır Hollanda’da göçmenler, Müslümanlar ve özellikle Türk toplumu üzerinden sürdürülen siyasi ve medya popülizmidir.

Dün Pim Fortuyn kullanıldı. Bugün Lale Gül kullanılıyor. Yarın başka bir isim bulunacaktır. Ama değişmeyen tek şey, aynı kutuplaştırıcı senaryonun sürekli yeniden piyasaya sürülmesidir.

LALE GÜL YİNE SAHNEDE

Yine aynı isimler. Yine aynı korku hikâyeleri. Yine aynı mağduriyet dili. Ve bu kez Pim Fortuyn üzerinden topluma verilmek istenen o tanıdık mesaj: “Asıl cesurlar biziz, asıl susturulanlar biziz.”

Hayır.
Bugün Hollanda’da kimsenin susturulduğu yok. Tam tersine, yıllardır aynı çevreler, aynı isimler üzerinden İslam’ı, Türkleri ve göçmen kökenli toplulukları tartışmanın merkezine koyarak kendilerine sürekli yeni bir vitrin oluşturuyorlar.

Lale Gül’ün son yazısı da bunun yeni örneğidir.
Yazının satır aralarına dikkat edilince şunlar görülüyor: Pim Fortuyn sadece anılmıyor. Adım adım yeniden meşrulaştırılıyor.
“Yanlış anlaşılmış adam”, “diyalog insanı”, “gerçeği gören siyasetçi” portresi çiziliyor. Ardından tehditler, korkular, susturulmuşluk hikâyeleri geliyor.
Sonra Theo van Gogh. Ardından Arjen Lubach. Ve sonuçta okuyucunun zihnine şu düşünce yerleştiriliyor: “Demek ki Fortuyn aslında haklıymış.”

Bu artık klasikleşmiş bir yöntemdir.
Önce “ifade özgürlüğü” deniliyor. Sonra milyonlarca Müslümanın inanç dünyası sürekli hedefe konuluyor. Tepki gelince de buna “bakın, bizi susturuyorlar” deniliyor.

Lale Gül’ün yazısındaki en dikkat çekici nokta ise şudur:
Kendisini ve Pim Fortuyn’u neredeyse mutlak ifade özgürlüğünün sembolü gibi sunarken, milyonlarca Müslümanın sürekli zan altında bırakılmasının toplumda nasıl bir kırılma oluşturduğunu tek kelimeyle sorgulamıyor.
Çünkü bu yazılar artık yalnızca fikir yazısı değildir. Bunlar aynı zamanda bir medya stratejisidir.

Hollanda’da yıllardır aynı döngü yaşanıyor. Önce bir isim öne çıkarılıyor. Ayaan Hirsi Ali oldu. Sonra Ebru Umar. Ardından Lale Gül. Şimdi yine aynı eksen yeniden ısıtılıyor. Konu değişiyor gibi görünse de hedef hep aynı yerde duruyor: İslam, göçmenler ve özellikle Türk toplumu.

Üstelik bu yapılırken sürekli “biz çok cesuruz” havası oluşturuluyor.
Oysa gerçek cesaret, milyonların inancını hedef tahtasına koyup alkış almak değildir.
Gerçek cesaret, toplumu birbirine kırdırmadan eleştiri yapabilmektir.

Pim Fortuyn’un kullandığı dil masum değildi. Hollanda’da toplumsal kutuplaşmanın kapısını aralayan isimlerden biri oydu. Bugün hâlâ onun sözlerini romantikleştirmeye çalışmak, geçmişte yaşanan gerilimleri görmezden gelmektir.

Evet, ifade özgürlüğü önemlidir. Ama ifade özgürlüğü ile sürekli aynı toplumu aşağılayan siyasi popülizm arasındaki çizgi de önemlidir.
Ve tam burada ironik bir durum ortaya çıkıyor: Lale Gül, yazısında popülizme karşı çıktığını söylerken, aslında bugün kendisi yeni bir popülizm üretmektedir.

Çünkü korku, mağduriyet ve “yasaklı gerçekleri söyleyen cesur kadın” imajı, Hollanda medyasında artık çok güçlü bir ticari ve siyasi alan oluşturdu. Ne zaman bu tartışmalar alevlense, aynı isimler yeniden manşetlere taşınıyor.

Bu yüzden mesele artık sadece Lale Gül değildir.
Mesele, Hollanda’da yıllardır aynı fay hattının medya üzerinden sürekli canlı tutulmasıdır.
Ve toplumun bir kısmı bundan artık yorulmuştur.

HABER VE YORUMLARIMI YAYINLAYAN HABER PORTALLARI