OKUL GÜVENLİĞİ NEREDEN BAŞLAR

Abone Ol

Bugün 23 Nisan, yazık ki bu ülkede neşe dolamıyor insan.

Bundan bir hafta önce 14 Yaşında bir çocuk, Kahraman Maraş’ta bir okulda babasının silahları ile katliam yaptı. Sekiz öğrenci bir öğretmen katledildi.

Milli Eğitim Bakanı son açıklamasında olayı, devlet ve millet arasındaki kucaklaşmadan rahatsız olan karanlık yapıların bir provokasyonu olarak tanımladı. Sosyal Medya suçlu ilan edildi.

Ardından anne baba tutuklandı, sosyal medya kullanımı ile ilgili bazı önlemler alındı. Okullara girişler kontrol altına alınmaya çalışıldı. Bu mudur? Okul güvenliği böylece sağlanmış mı oldu.

Kanım odur ki okulunda katliam yapan 14 yaşındaki öğrencinin yargılanması için açılacak dava, Türkiye’nin içinden geçtiğimiz çağda geldiği noktanın gerçekçi görüntüsünü verecek bir fotoğraf olacak (Ekrem İmamoğlu suç örgütü davası ile birlikte).

Bu davada muhtemelen bir çocuğun, eski emniyetçi bir baba ve bir öğretmen anne elinde 14 yaşında katliam yapacak bir cani haline nasıl gelebildiği sorgulanacak.

Fakat bu davada yargılanan sanık avukatları muhtemelen bütün sorumluluğun anne babaya yüklenmesine karşı çıkacaklardır. Davada çocuğun şekillenmesinde yedi yıl rol üstlenen eğitim sistemi de ister istemez tartışmaya açılacaktır.

Öyle ya, ortada bir suç varsa ve fail 14 yaşında ise, bu suçun ne kadarı aileye ne kadarı son yedi yıl içinde şekillendiği okula, eğitim sistemine aittir? Bu soruyu da sormak gerekir.

Bu olayda emniyetçi baba ile öğretmen annenin sorumluluk paylarını tartışmayı psikologlara, psikiyatristlere bırakmak daha doğru olur. Ama bu ülkeyi yirmi küsür yıl yönetenlerin eğitim sisteminde yarattıkları tahribat, bu tahribatta ortaya çıkan güvenlik açığına yol açan bazı belirleyici müdahaleler üzerinde durmak gerekir.

Sorumluluğu anne, babaya, sosyal medyaya, provokasyon peşinde olan karanlık yapılara yükleyerek işin içinden sıyrılamazsınız.

Okul güvenliğine zarar veren en can alıcı müdahale 4+4+4 düzenlemesidir. 8 yıllık (5+3) kesintisiz ilköğretim sisteminde öğrenci, 1. Kademede tek bir öğretmenin, sınıf öğretmeninin kontrolünde ilerliyor, ergenlik döneminin başlangıcına kadar gelişiyordu. Çocuğun bu dönemdeki bütün gelişim sorumluluğunu sınıf öğretmeni üstleniyor, çocuğun okuldaki gelişimi tek elden kontrol altında tutulabiliyordu.

4+4+4 sistemiyle birlikte çocuk, eskisine göre bir yıl önce, kız öğrencilerin ergenlik dönemine girdiği en sıkıntılı dönemde çoklu ders takibi içinde bir karmaşanın ortasına bırakıldı. Neden böyle bir sisteme gerek duyuldu, bu yazıda bunun üstünde durmak istemiyorum, ama bu büyük bir hataydı.

Çünkü ortaokul da çoğun kontrolü daha zordur ve başarı, şube öğretmenler kurulu, rehberlik sistemi gibi bazı kurumsal araçların bilinçli, disiplinli ve düzenli bir biçimde birlikte kullanılmasına doğrudan bağlıdır.

Sınıf mevcudunun yirminin üstüne çıktığı, öğretmen ve rehberlikçi eksikliği nedeniyle şube öğretmenler kurulunun işlevine uygun bir biçimde işletilemediği, rehberlik faaliyetlerinin okuldaki lider bir rehberlikçi kontrolünde bütün öğretmenlerin iş birliği ile sürdürülemediği bir okul ortamında çocuğu bir yıl önce bu karmaşanın içine atmak büyük sorumsuzluk, deyim yerindeyse bir tür cinayet olmuştur.

Okul güvenliği sınıftan başlar. Çocuğun öğretmen tarafından kontrol altında tutulması, öğretmen veli arasındaki sıcak iş birliği okul güvenliğinin, akran zorbalığının önüne geçmenin öncelikli anahtarıdır.

Bunun için en başta öğretmenin çalışacağı koşullara uygun biçimde doğru yetiştirilmesi gerekir. Okul kültürüne keyfi biçimde tepeden müdahalede bulunmamak gerekir. Okulda öğretmen, idareci, hizmetli, veli arasında öğrenci etrafında sıkı yaratıcı bir iş birliği kurulması gerekir.

Sürdürülebilir bir okul güvenliği, sürekli ve birikimli bir okul kültürünün inşası ile mümkündür. 2014 yılında meclis kararı ile AKP bütün okullarda, Milli Eğitim müdürlüklerinde 4 yıl üzeri görev yapan bütün yöneticilerin yerlerini değiştirdi. Bu müdahale ile okulların kültürel dokusunu, hafızalarını yok etti, onları sıradanlaştırdı.

İdeolojik müdahalelerle amaçların silikleştiği, rehberlik hizmetlerinin işlevsizleştiği, neye hizmet ettiği bilinmeyen eğitim ortamlarında, 40 kişilik sınıflarda ne sağlıklı eğitim ortamından ne de okul güvenliğinden söz edebilirsiniz.

Bu yazıda okul güvenliği ile doğrudan ilişkili bulduğumuz eğitim sistemindeki bir iki sorunu öne çıkarttık, bunlara ilave edilecek daha başka sorunlar üzerinde de durulabilir.

Ne dersiniz; eski emniyetçi bir baba ve bir öğretmen anne aleyhine açılacak, bir çocuğun 14 yaşında katliam yapacak bir cani haline nasıl gelebildiğinin sorgulanacağı davada, yirmi küsür yıl Türkiye’yi yönetenlerin okul güvenliğini iğdiş eden müdahaleleri de gündeme gelir mi?