Rozet Değiştirmek, İrade Değiştirmek midir?
Türkiye siyasetinde kimsenin artık görmezden gelemeyeceği bir gerçek var:
Seçildikten sonra parti değiştiren siyasetçiler meselesi, bir “etik tartışma” olmaktan çıkmış, demokrasinin yapısal bir sorununa dönüşmüştür.
Son örneklerden biri Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan. CHP’den aldığı oylarla seçilip, ardından partisinden ayrılan Özarslan’ın kararı elbette hukuken mümkündür. Ancak mesele hukuk değil, meşruiyet meselesidir. Çünkü sandık sadece bir sonuç üretmez; aynı zamanda bir yetki tanımı yapar.
Türkiye’de seçmen sandığa giderken kişisel biyografileri değil, siyasi kimlikleri esas alır. Parti programına, genel merkezin çizgisine, temsil edilen değerlere oy verir. Bu gerçeği bilmeyen yok. Buna rağmen seçildikten sonra parti değiştiren bir siyasetçi, seçmenin verdiği yetkiyi tek taraflı olarak yeniden tanımlamış olur.
Bu noktada söylenmesi gereken cümle nettir:
Bu bir “kişisel tercih” değildir.
Bu, seçmen iradesinin yok sayılmasıdır.
Daha da çarpıcı olan şudur: Mevcut sistem bu davranışı caydırmaz, aksine mümkün kılar. Koltuk yerinde durur, yetki devam eder, siyasi bedel oluşmaz. Tartışma da hızla başka bir yöne kayar: “Hangi partiye geçecek?” Oysa asıl soru şudur:
Bu yetki hâlâ meşru mu?
Eğer Türkiye’de seçmen iradesi gerçekten kutsal kabul edilseydi, Mesut Özarslan örneğinde olduğu gibi tartışılan konu rozet değil, temsil hakkının devam edip etmediği olurdu. Ama olmuyor. Çünkü mevcut seçim sistemi seçmeni sandıkta bırakıyor, seçilmişi koruma altına alıyor.
Bu yazıyı bir kişiyi hedef almak için değil, bir tabloyu göstermek için yazıyorum. Bugün Özarslan, dün başka bir belediye başkanı, yarın bir milletvekili… İsimler değişiyor, yöntem aynı kalıyor. Sorun bireylerde değil; parti değiştirerek koltuğu korumayı normalleştiren düzende.
Demokrasi sadece oy vermek değildir. Demokrasi, verilen yetkinin hangi şartlarda ve hangi sınırlar içinde kullanılacağını da belirler. Bu sınırlar bu kadar kolay aşılabiliyorsa, ortada ciddi bir temsil krizi vardır.
Ve şu cümleyi açıkça yazmak gerekiyor:
Parti değiştirip görevine devam eden her siyasetçi, seçmene şunu söylemiş olur:
“Sen oy verdin ama söz artık bende.”
Bu anlayış sürdükçe, sandığa küsen seçmeni eleştirmeye kimsenin hakkı olmayacaktır.