Doğan Göçmen’in Seyran adlı şiir kitabı, bireysel duyarlılık ile toplumsal gerçeklik arasındaki gerilimi merkeze alan bir tanıklık metni olarak değerlendirilebilir. Kitap, özellikle kadınların maruz kaldığı dışlanma, sömürü ve şiddet pratiklerini, soyut bir acı anlatısına indirgemeden; şiirsel bir bilinç ve etik sorumluluk çerçevesinde ele alır. Seyran, bu anlamda tekil bir özne olmaktan çıkarak kolektif bir temsile dönüşür; bastırılan seslerin, görmezden gelinen hayatların sembolik adıdır.
Kitabın arka kapağında yer alan şiir, eserin poetik ve düşünsel omurgasını özetler niteliktedir:
“Öyle bir doluyum ki Seyran
Patlamaya hazır volkan gibiyim
Dokunuşun
Tek bir dokunuşun bile
Kim bilir
Neyin peşi sıra
Hangi dağlara
Nasıl çatlamalara
Alıp götürür beni?”
Bu dizelerde kullanılan doğa imgeleri, içsel gerilimi ve bastırılmış duygulanımı görünür kılar. Volkan ve dağ metaforları, yalnızca bireysel bir ruh hâlini değil; toplumsal baskıların biriktirdiği tarihsel yükü de temsil eder. Şair, duyguyu edilgen bir kırılganlık olarak değil, dönüşme ve dönüştürme potansiyeli taşıyan bir enerji olarak kurar.
Seyran’daki şiirler, lirizmi toplumsal eleştiriyle birlikte taşır. Doğa, insanın iç dünyasının bir yansıması olarak işlev görürken; kadın bedeni ve kimliği, politik ve kültürel bağlamlarıyla ele alınır. Bu bağlamda eser, estetik bir bütünlük kadar düşünsel bir derinlik de sunar. Şiirler, okuru yalnızca duygusal bir yakınlığa değil, bilinçli bir sorgulamaya da davet eder.
“Ve biz
Hepimiz Seyran
Tüm bu olup bitenleri
Sadece
Çaresizce seyretmekteyiz!”
Bu dizeler, kitabın eleştirel yönünü açık biçimde ortaya koyar. “Seyretmek” eylemi üzerinden kurulan anlam, toplumsal duyarsızlığa yöneltilmiş güçlü bir sorgulamadır. Okur, burada edilgen bir tanık olmaktan çıkar; şiirin doğrudan muhatabı hâline gelir.
Eserin dikkat çekici yönlerinden biri de şiir öznesinin sabit bir konumda durmamasıdır. Seyran, kimi zaman bir kadın, kimi zaman bir duygu hâli, kimi zaman da toplumsal bir vicdan olarak karşımıza çıkar. Bu çok katmanlı yapı, kitabın tek bir okuma biçimine indirgenmesini engeller; metni her okunuşta yeniden kurulan bir anlam alanına dönüştürür.
Sonuç olarak Seyran, şiiri yalnızca estetik bir ifade biçimi olarak değil, toplumsal gerçeklikle yüzleşmenin ve etik bir duruş sergilemenin aracı olarak kullanan bir eserdir. Doğan Göçmen, bu kitapta şiiri bir “seyir” alanı olmaktan çıkarır; okuru sorumluluk almaya çağıran bir bilinç alanına dönüştürür. Seyran, hem çağdaş Türk şiiri içinde hem de toplumsal bellek bağlamında dikkatle okunması gereken bir yapıttır.