Sosyal medya platformlarına her an bir yazar portresi düşüyor dersek abartı olmaz herhalde. Özelikle takip etmekte zorlandığımız özel ya da kurum etkinliklerinde bol bol yazar listeleri ilan ediliyor.
Bilginin aşırı çoğalması ve hızla yüzeyselleşmesi ile birlikte kültürel yaratıcılığın piyasa arzına uyumlu hâle geldiği bu çağda,"yazar kimdir"? Sorusunu sorma hakkımız var diye düşünüyorum.
Eskiden yazar sayılmak için bir yayınevinin editör süzgecinden geçmek ve matbu bir esere sahip olmak temel şartken, dijital devrim bu temel gerekçeyi önemsiz kıldı diyebiliriz.
Geleneksel görüşe göre yazarlık, bir kurumsal onay mekanizması gerektirir. Bir yayınevi tarafından basılmak, bir editörle çalışmak ve belirli bir estetik/akademik standardı karşılamak bu görüşün temelidir.
Buna karşın modern görüş, yazma eyleminin kendisini ve okura ulaşma biçimini merkeze alır. Kişisel bloglar, Wattpad gibi platformlar veya e-kitap yoluyla eserini yayımlayan biri de teknik olarak "yazar" sıfatını taşır. Buradaki temel soru şudur:
Yazarlık bir meslek mi, bir statü mü, yoksa bir varoluş biçimi mi?
Şimdi denilebilir ki, her kitap yayımlayan, teknik olarak "kitap yazarıdır." Ancak edebiyat dünyasında bu durum her zaman entelektüel bir yetkinlik olarak kabul görmez.
O halde, bir çerçeve çizmek ihtiyacı doğuyor.
Gerçek yazarlık, dili kullanma becerisi, özgün bir üslup inşası ve dünyaya dair yeni bir perspektif sunma yeteneğini kendinde barındıran kişidir. Popüler kültür figürlerinin veya sosyal medya fenomenlerinin "hayat hikayelerini" bir hayalet yazar aracılığıyla kitaplaştırması, onları "kitabı olan kişi" yapar ama her zaman "yazar" yapmaz.
Günümüzde yazarlığın bir ölçütü de kamusal tanınırlık haline geldi. Eğer yazdıklarınız bir topluluk tarafından takip ediliyor, tartışılıyor ve alıntılanıyorsa, kurumsal bir onayınız olmasa bile toplumsal algıda "yazar" olarak kodlanırsınız. Ancak bu durum, "nitelik" ve "nicelik" tartışmasını beraberinde getirir.
Tartışmayı biraz daha ayakları yere basar hâle getirmek için, iki yönlü bir bir tartışma açabiliriz.
Birincisi, niteliksiz eserlerin bolluğu, gerçek edebiyatın sesini boğuyor ve estetik standartları düşürüyor.
İkinci olarak ta, yazmak artık herkesin hakkı oldu ve teknoloji bu geleneksel yazarlığı yıktı.
Belirtmekte yarar var;al mode ve dijital ortamlarda bilgi istifleştirerek bir araya getiren kişiler yazar değil aslında birer küratördür. Dijital dünyadan, oradan buradan topladıkları alıntıları, kavramları ve "hap bilgileri" bir araya getirerek bir yazar personası inşa ederler.Gerçek yazar,bilgiyi sindirir ve kendi zihninde yeniden sentezleyerek özgün bir düşünce (veya üslup) üretir.
Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer’ın “kültür endüstrisi” eleştirisinde belirtildiği gibi; kültür artık üretim değil, tekrar ve tüketim nesnesidir. Yazar ise özgün bir özne değil, sistemin bir dişlisi hâline gelmiş durumda.
Elbette bu savları desteklemek yerine gerçeklikten yana tavır almak zorundayız. Bugün yazar olmanın tek bir ölçütü yok. Ancak kalıcı bir yazar olmanın ölçütü hala değişmedi."Zamana direnebilen bir dil ve düşünce dünyası kurabilmek."Matbu bir kitaba sahip olmak sizi yazar listelerine dâhil edebilir, fakat sizi edebiyat tarihine dâhil eden şey, metnin içindeki yaratıcı güç ve özgünlüktür.
Ben yazarı sadece bir "hikâye anlatıcısı" veya "duygu aktarıcısı" değil, bir entelektüel ve bilgi taşıyıcısı olarak nitelendiriyorum. Modern dünyada bilginin bu kadar parçalandığı ve uzmanlaşmanın (kompartımanlaşmanın) arttığı bir dönemde, yazarın disiplinlerarası bir derinliğe sahip olması zorunludur.
Günümüzde iyi bir yazarın sadece edebiyat bilmesi yetmiyor. Metnin dokusuna, felsefenin kavramsal derinliği, sosyolojinin yapısal analizi, tarihin perspektifi ve hatta psikolojinin temel konularını bilmesi gerekir. Başka bir deyişle yazar, disiplinler arası ilişkileri metninde kurma yeterliliğine sahip olmalıdır. Örneğin, insan psikolojisini anlatan bir yazarın, sadece gözlem yapması değil, aynı zamanda o ruhun bağlı olduğu toplumsal ve felsefi yasaları kavramış olması gerekiyor. Herkes cümle kurabilir veya bir olay örgüsü tasarlayabilir (teknik beceri), ancak her yazan kişi, dünyayı o geniş entelektüel süzgeçten geçirip yeniden inşa edemez. Yazarı "yazar" yapan şey, disiplinler arasındaki boşlukları doldurabilme ve görünmeyen bağları okura gösterebilme kapasitesidir.
Bu geniş entelektüel kapasite, beraberinde eleştirel bir bilinci de getirir. Sadece disiplinleri "bilmek" değil, eleştirel bakımdan statükoyu sorgulayan bir metin ortaya koymak günümüzün en büyük ihtiyacıdır."Adorno'nun vurguladığı gibi, kültür endüstrisinin tek tipleştirdiği bir dünyada, bu çapta bir donanım yazarın en büyük direniş aracıdır."
Gerçek bir entelektüel derinlik, sadece bilgi yığınına sahip olmak değil, aynı zamanda o bilgiyi nerede, nasıl ve ne kadar kullanacağını bilmektir. Donanımlı yazar, bilginin metni boğmasına izin vermez, aksine bilgiyi metnin "iskeleti" haline getirebilir.
Felsefeden sosyolojiye, tarihten sanata kadar geniş bir yelpazeye hâkim olan yazar, karşılaştığı teknik veya estetik riskleri en aza indirerek yöntemsel bir esnekliği inşa edebilir.