Yeni Kabinenin nabzını ölçen bu analizdeki konuların başlıkları

Abone Ol

*Dini eğitime sıkı yönetim.
*Sosyal devlet geriliyor.
*İltica ve göçte sertlik.
*Savunma Bakanı Dilan Yeşilgöz tartışması.
*Ekonomide yeni yük dağılımı.
*Konut krizi ve sosyal dönüşüm.
*Gençlik ve toplumsal mühendislik tartışması.
*Avrupa ve NATO ekseni.
*Tarım, azot ve kırsal gerilim.
*Kırılgan bir denge.
*Bakanlar kuruluna, tek tek yakından bakış.


İlhan KARAÇAY’ın analizi:

Hollanda’da aylar süren siyasi belirsizlik sona erdi. VVD, D66 ve CDA ortaklığında kurulan azınlık hükümeti, Kral Willem-Alexander huzurunda yemin ederek göreve başladı. Ancak ortaya çıkan koalisyon protokolü, umut vermekten çok soru işaretleri doğuruyor.

Bu hükümet, Meclis çoğunluğuna sahip değil. Her yasa için farklı partilerin desteğine ihtiyaç duyacak. Bu durum zaten başlı başına kırılgan bir siyasi yapı anlamına geliyor. Fakat asıl mesele, ortaya konan programın toplumsal dengeler açısından ne ifade ettiği.

DİNİ EĞİTİME SIKI DENETİM

Koalisyon metninde en dikkat çeken başlıklardan biri Kur’an kursları ve İslam okullarına yönelik düzenlemeler oldu. Hükümet, Kur’an kursları için daha sert bir teftiş yasası hazırlamayı planlıyor. Hafta sonu ve akşam eğitimleri dahil olmak üzere dini kursların doğrudan devlet denetimine alınması hedefleniyor. Finansman kaynakları mercek altına alınacak. Gerekirse kapatma yetkisi genişletilecek.

İslam okullarının açılmasını kolaylaştıran ve kamuoyunda “Yeni Okullara Daha Fazla Alan Yasası” olarak bilinen düzenleme de yeniden ele alınacak. Bu adım, fiilen yeni İslam okullarının açılmasını zorlaştıracak bir sürecin kapısını aralayabilir.

Anayasa’nın 23. maddesi olan eğitim özgürlüğüne dokunulmayacağı ifade edilse de, “kötüye kullanım” vurgusu ile çizilen çerçeve, dini eğitimi daha dar bir alana sıkıştırma niyetini gösteriyor. Bu yaklaşım, Müslüman toplumu doğrudan ilgilendiriyor.

SOSYAL DEVLET GERİLİYOR

Hükümet programı yalnızca dini alanla sınırlı değil. Sosyal devlet uygulamalarında da ciddi daralmalar öngörülüyor.

İşsizlik maaşı bir yıl ile sınırlandırılıyor. Sağlıkta katılım payı 460 euroya çıkarılıyor. Uzun süreli bakım bütçesinde milyarlarca euroluk kesinti planlanıyor. Ev içi yardım hizmetleri geri ödeme kapsamından çıkarılıyor. AOW yaşının yaşam beklentisine bağlanmasıyla emeklilik yaşı fiilen yükselebilecek.

Sayılar gösteriyor ki, tasarruf yükü geniş halk kesimlerinin omuzlarına bırakılıyor. Buna karşılık savunma harcamaları 2035’e kadar milli gelirin yüzde 3,5’ine çıkarılmak isteniyor. Milyarlarca euro savunmaya ayrılırken sosyal harcamalarda kesintiye gidilmesi, önümüzdeki dönemde ciddi tartışmalara yol açacaktır.

İLTİCA VE GÖÇTE SERT HAT

İltica başvurularında ani artış durumunda “acil durdurma” uygulanabilecek. İkincil koruma statüsüne sahip kişilerin aile birleşimi geçici olarak askıya alınabilecek. Nihai hedef, iltica başvurularının Avrupa dışında yapılması.

Bu yaklaşım, Hollanda’nın uzun yıllar savunduğu insan hakları merkezli göç politikasından daha katı bir çizgiye yöneldiğini gösteriyor.

SAVUNMA BAKANI DİLAN YEŞİLGÖZ TARTIŞMASI


Yeni kabinede en çok konuşulan isimlerden biri Savunma Bakanı Dilan Yeşilgöz oldu.
Yeşilgöz, siyasi kariyeri boyunca çelişkili çıkışlarıyla tanındı. Ancak kamuoyunda tartışma yaratan geçmiş beyanları da gündemden düşmüş değil. Özellikle çocuk yaşta Yunanistan’ın Kos Adası’na eski bir tekneyle kaçtığı yönündeki anlatımı ile daha sonra aile birleşimi kapsamında uçağa binerek Hollanda’ya geldiğinin ortaya çıkması arasındaki çelişki, uzun süre kamuoyunda tartışıldı.


Sosyal medyada Gerard van Erp’in sert eleştirileri yüzlerce tepki aldı. Van Erp, Yeşilgöz’ün güvenilirliğini sorgulayan ifadeler kullandı ve NATO çerçevesinde Türkiye ile aynı masada bulunacak bir Savunma Bakanı olarak Türk-Kürt konumunu eleştirdi.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur. Siyasi eleştiri demokrasinin parçasıdır. Ancak etnik köken üzerinden yürütülen tartışmaların Hollanda’nın çok kültürlü yapısına zarar verme riski de vardır. Asıl tartışılması gereken, 19 milyar euroluk ek savunma bütçesini yönetecek bir ismin vizyonu, tecrübesi ve stratejik kapasitesidir.
Savunma, yalnızca askeri güç değil; diplomasi, ittifak yönetimi ve kriz zekâsı gerektirir. Önümüzdeki dönemde bu alanda atılacak adımlar, hem Hollanda’nın NATO içindeki konumunu hem de Avrupa güvenlik mimarisini etkileyecektir.

EKONOMİDE YENİ YÜK DAĞILIMI

Koalisyon anlaşması, yalnızca tasarruf ve güvenlik eksenli bir metin değil; aynı zamanda yeni bir mali yük dağılımı planı da içeriyor. “Özgürlük katkısı” adı altında hem vatandaşlardan hem de şirketlerden ek vergi alınması öngörülüyor. Şirketlerden 1,7 milyar euro, vatandaşlardan ise 3,4 milyar euro toplanması planlanıyor.

Bu yaklaşım, savunma ve güvenlik yatırımlarını finanse etmek için toplumun geneline yayılan bir katkı modeli oluşturmayı hedefliyor. Ancak burada kritik soru şu: Zaten sağlık katkı payı artarken, işsizlik maaşı düşürülürken ve sosyal bakım hizmetleri daraltılırken, yeni bir mali yük toplumsal desteği nasıl etkileyecek?

Ekonomik anlamda hükümet, mali disiplini önceleyen bir çizgi izliyor. Ancak bu disiplinin bedelinin kimler tarafından ödeneceği konusu, önümüzdeki dönemde en sert siyasi tartışmalardan biri olmaya aday.

KONUT KRİZİ VE SOSYAL DÖNÜŞÜM

Hollanda’da yıllardır süregelen konut krizi, hükümet programında “en büyük öncelik” olarak tanımlanıyor. Yapılacak konutların üçte ikisinin uygun fiyatlı olması hedefleniyor. Bunun yüzde 30’unun sosyal konut, yüzde 25’inin ise uygun fiyatlı mülk konut olması planlanıyor.

Ancak yeni sosyal konut kiracıları için yalnızca gelir değil, servet durumunun da dikkate alınacak olması dikkat çekici. Tasarrufları olan kişiler sosyal konut hakkını kaybedebilecek. Bu yaklaşım, sosyal konut anlayışını daha dar bir çerçeveye oturtuyor.

Ayrıca konut kooperatiflerinin sosyal kiralık konutlarını daha kolay satabilmesinin önü açılıyor. Hükümet bunu yeni yatırımlar için mali alan yaratma olarak açıklasa da, uzun vadede sosyal konut stokunun azalması riski göz ardı edilmemeli.

Tatil parklarında kalıcı ikametin mümkün hale getirilmesi gibi adımlar ise krizin geçici çözümlerle yönetilmeye çalışıldığını gösteriyor.

GENÇLİK VE TOPLUMSAL MÜHENDİSLİK TARTIŞMASI

Hükümetin gençlere yönelik politikaları da dikkat çekici bir yönelim ortaya koyuyor. Sosyal medya için 15 yaşında Avrupa çapında bağlayıcı bir asgari yaş sınırı talep ediliyor. Sigara ve nikotin ürünlerinde yaş sınırı 21’e çıkarılıyor. Seks işçiliğinde asgari yaş 21 oluyor.

Savunma alanında ise gençlerin orduya ilgisini ölçmek için doldurulan anketlerin zorunlu hale getirilmesi planlanıyor. Personel artışı sağlanamazsa zorunlu askerliğin kısmen geri getirilmesi dahi değerlendirilecek.

Bu tablo, gençliğe yönelik hem koruyucu hem yönlendirici bir devlet anlayışını yansıtıyor. Ancak bireysel özgürlükler ile devlet müdahalesi arasındaki çizginin nerede duracağı sorusu da beraberinde geliyor.

AVRUPA VE NATO EKSENİ

Yeni kabine, Avrupa Birliği içinde daha güçlü ve öncü bir rol üstlenme hedefini açıkça ortaya koyuyor. Savunma harcamalarının milli gelirin yüzde 3,5’ine çıkarılması ve bu hedefin yasayla güvence altına alınmak istenmesi, Hollanda’nın güvenlik eksenini net biçimde güçlendirme niyetini gösteriyor.
Bu hedef, doğrudan NATO yükümlülükleriyle bağlantılı. Ukrayna’ya desteğin süreceğinin vurgulanması da dış politikada mevcut çizginin korunacağını gösteriyor.
Ancak savunma harcamalarındaki bu artış, sosyal kesintilerle aynı döneme denk geliyor.
Bu durum, “öncelik güvenlik mi, refah mı?” sorusunu kaçınılmaz hale getiriyor.

TARIM, AZOT VE KIRSAL GERİLİM

Azot politikası kapsamında 20 milyar euroluk bütçe ayrılması planlanıyor. 2035’e kadar sektör bazında azot hedeflerine ulaşılması zorunlu olacak. Ulaşılamazsa hayvan sayısında veya fosfat haklarında kesinti gündeme gelecek.

Bu, fiilen bazı çiftçiler için küçülme ya da faaliyet sonlandırma anlamına gelebilir. Daha önce de büyük çiftçi protestolarına sahne olan bu dosya, yeniden toplumsal hareketliliğe yol açabilir.

Kırmızı dizel uygulamasının kaldırılması ve tarımsal ayrıcalıkların sona erdirilmesi, kırsal kesimde ekonomik baskıyı artıracaktır.

KIRILGAN BİR DENGE

Azınlık hükümetleri uzlaşma kültürü gerektirir. Ancak programın genel çerçevesi, uzlaşmadan çok ideolojik netleşmeye işaret ediyor. Dini eğitimde sıkı denetim, sosyal harcamalarda kısıntı, savunmada dev bütçeler ve göçte sertleşme aynı tabloda buluşuyor.

Bu tablo umut mu veriyor, yoksa yeni gerilimlerin habercisi mi?

Bugün yemin eden bu kabine, yalnızca ekonomi ve güvenlik sınavı vermeyecek. Aynı zamanda toplumsal uyum, özgürlükler ve sosyal adalet konusunda da ciddi bir sınavdan geçecek.

Hollanda, çoğulcu yapısını koruyarak mı yol alacak, yoksa güvenlik eksenli dar bir siyaset anlayışına mı savrulacak?

Bunu zaman gösterecek. Ancak ilk işaretler, bu azınlık hükümetinin kolay bir dönem geçirmeyeceğini ortaya koyuyor.

Hollanda’da kurulan bu azınlık hükümeti, yalnızca bir siyasi denklem değil, aynı zamanda bir yön tercihi anlamına geliyor. Güvenlik ile özgürlük, tasarruf ile sosyal devlet, entegrasyon ile kimlik arasında zor bir denge kurulmaya çalışılıyor.

Bu kabinenin gerçek sınavı Meclis’te değil, toplumda verilecek. Çünkü alınacak her karar doğrudan insanların hayatına dokunacak.

Önümüzdeki dönemde Hollanda ya yeni bir uzlaşma kültürü inşa edecek ya da daha sert siyasi ayrışmaların içine girecek.

Bugün başlayan süreç, sadece bir hükümetin değil, ülkenin nasıl bir yol seçeceğinin de hikâyesi olacak

BAKANLAR KURULUNA YAKINDAN BAKIŞ

Yeni azınlık hükümetinin programı kadar, bu programı uygulayacak isimler de en az o kadar önemli. Çünkü siyasette metinler değil, kadrolar sonuç üretir.

Bu kabine, farklı siyasi eğilimlerden gelen ve birbirinden çok farklı profillere sahip isimlerden oluşuyor. Kimisi güçlü siyasi tecrübeye sahip. Kimisi teknik ve bürokratik kökenli. Kimisi ise ilk kez bu ölçekte sorumluluk üstleniyor.

Önümüzdeki dönemde Hollanda’nın yönünü, alınacak kararlar kadar bu kararları hayata geçirecek bakanların karakteri, refleksi ve kriz anındaki duruşu belirleyecek.

Aşağıda, başbakandan başlayarak kabinenin tüm üyelerine kısa ve net bir çerçeveden bakmaya çalıştım. Bu değerlendirmeler bir niyet okuması değil, mevcut siyasi birikim ve kamuoyundaki algı üzerinden yapılan bir fotoğraf çekimidir. Okuyucu, bu fotoğrafa bakarak önümüzdeki dönemin aktörlerini daha yakından tanıyacaktır.

ROB JETTEN (Başbakan, Genel İşler Bakanı)


Seçim öncesi sempatisi ve popülerliği azaldı. Şimdi seçim olsa aynı oyu alamaz.
Ancak kriz anlarında sakin kalabilen bir siyasetçi. Azınlık hükümetini ayakta tutabilirse siyasi ağırlığını yeniden inşa edebilir.
Bu kabinenin kaderi büyük ölçüde onun müzakere gücüne bağlı. Her yasa için destek aramak zorunda kalacak. Başarırsa liderliği güçlenir. Başaramazsa siyasi ömrü hızla kısalabilir.

DİLAN YEŞİLGÖZ (Savunma Bakanı, 1. Başbakan Yardımcısı)


Sert çıkışlarıyla bilinen bir isim. Güvenlik eksenli siyaseti iyi okuyor.
Savunma bütçesindeki büyük artışı yönetmek zorunda kalacak. NATO dengeleri ve Türkiye başta olmak üzere uluslararası ilişkilerde sınav verecek.
Askeri bilgi, diplomasi ve ittifak yönetimi bu görevde belirleyici olacak. Siyasi refleksleri güçlü fakat savunma gibi ağır bir alanda performansı yakından izlenecek.

BART VAN DEN BRINK (İltica ve Göç Bakanı, 2. Başbakan Yardımcısı)




Göç dosyası en tartışmalı alanlardan biri.
Acil durdurma ve aile birleşimi sınırlamaları gibi sert başlıkları uygulamak zorunda kalacak. Toplumsal tansiyonun yükselmesi ihtimali yüksek.
Atacağı her adım uluslararası insan hakları tartışmalarını da tetikleyecek. Bu bakanlık başarısız olursa hükümetin en zayıf halkası haline gelebilir.

TOM BERENDSEN (Dışişleri Bakanı)


Avrupa Birliği içinde aktif rol alma hedefini taşıyacak.
Diplomatik dili güçlü fakat kriz bölgelerinde denge siyaseti yürütmesi gerekecek.
Hollanda’nın uluslararası itibarı bu bakanlığın performansına bağlı. Özellikle Ukrayna, NATO ve AB çizgisinde alacağı pozisyonlar dikkatle izlenecek.

SJOERD SJOERDSMA (Dış Ticaret ve Kalkınma İşbirliği Bakanı)

Uluslararası insan hakları söylemiyle tanınan bir isim.
Kalkınma yardımlarındaki kesintiler ile insani diplomasi arasında denge kurmak zorunda kalacak.
İş dünyası ile etik politika arasında kalabilir. İhracat çıkarları ile değerler siyaseti çatıştığında tercihleri belirleyici olacak.

DAVID VAN WEEL (Adalet ve Güvenlik Bakanı)

Güvenlikçi politikaların uygulayıcısı olacak.
Organize suç, dijital güvenlik ve toplumsal olaylarda sert bir çizgi izleyebilir.
Bu bakanlıkta başarı görünür olur, hata ise büyür. Güvenlik başlıklarında yaşanacak her kriz doğrudan onun hanesine yazılacak.

PIETER HEERMA (İçişleri ve Krallık İlişkileri Bakanı)

Kurumsal devlet tecrübesi güçlü.
Yerel yönetimler ve merkezi hükümet arasında dengeyi korumaya çalışacak. Anayasal özgürlükler tartışmasında kritik rol oynayabilir.
Toplumsal uyum ve yönetim istikrarı bu bakanlığın performansına bağlı. Sessiz ama etkili bir güç merkezi olabilir.

ELANOR BOEKHOLT O’SULLIVAN (Konut ve Mekânsal Planlama Bakanı)

Konut krizi doğrudan bu bakanlığın omuzlarında.
Sosyal konut politikalarında yapacağı tercihler genç seçmenin tepkisini belirleyebilir.
Konut meselesi çözülemezse hükümetin en büyük başarısızlığı olarak kayda geçer. Başarırsa toplumda en hızlı karşılık bulan isimlerden biri olur.

RIANNE LETSCHERT (Eğitim, Kültür ve Bilim Bakanı)

Eğitim özgürlüğü tartışmalarının merkezinde olacak.
İslam okulları ve vatandaşlık eğitimi denetiminde hassas bir denge kurmak zorunda kalacak.Bu alanda atılacak her adım ideolojik tartışma doğurur. Eğitim politikası, hükümetin toplumla ilişkisini belirleyecek ana alanlardan biri.

EELCO HEINEN (Maliye Bakanı)

Tasarruf politikalarının mimarı olacak.
Vergi artışları ve sosyal kesintiler nedeniyle eleştiri oklarının hedefi olabilir.
Rakamların değil sayıların konuşacağı bir dönem geliyor. Bütçe disiplinini korursa saygı kazanır. Toplumun yükü artarsa tepki ilk ona yönelir.

VINCENT KARREMANS (Altyapı ve Su Yönetimi Bakanı)

Havalimanları, otoyollar ve su projeleri onun sorumluluğunda.
Schiphol ve Lelystad kararları çevre ve ekonomi dengesini test edecek.
Her proje siyasi tartışma yaratabilir. Altyapı yatırımları başarı getirir ama çevre hassasiyeti ihmal edilirse ciddi tepki doğar.

HELEEN HERBERT (Ekonomi ve İklim Bakanı)

Şirketlerden alınacak ek katkı payı uygulamasında belirleyici rol üstlenecek.
İş dünyası ile hükümet arasında köprü kurması gerekecek.
Ekonominin yavaşlaması durumunda ilk eleştiriler bu bakanlığa yönelir. Büyüme ile iklim hedefleri arasında ince bir çizgide yürüyecek.

STIENTJE VAN VELDHOVEN VAN DER MEER (İklim ve Yeşil Büyüme Bakanı)

Azot politikası ve enerji dönüşümü sürecinde ön planda olacak.
Çiftçi protestoları yeniden alevlenirse zor bir süreç yaşayabilir.
İklim politikası artık teknik değil siyasi bir dosya. Attığı her adım toplumun bir kesimini memnun ederken diğerini rahatsız edebilir.

JAIMI VAN ESSEN (Tarım, Balıkçılık, Gıda Güvenliği ve Doğa Bakanı)

Kırsal kesimin nabzını tutmak zorunda.
Hayvan sayısı ve fosfat hakları konusundaki kararları belirleyici olacak.
Çiftçi ile devlet arasında kalabilir. Yanlış bir adım büyük kırsal protestoları yeniden başlatabilir.

HANS VIJLBRIEF (Sosyal İşler ve İstihdam Bakanı)

İşsizlik maaşının bir yıla düşürülmesi en çok bu bakanlığı etkileyecek.
Sosyal devletin daraldığı eleştirileriyle karşı karşıya kalabilir.
Toplumun en hassas kesimleriyle doğrudan temas halinde olacak. Sosyal huzurun korunması bu bakanlığın performansına bağlı.

THIERRY AARTSEN (Çalışma ve Katılım Bakanı)

İşgücü piyasasında aktif katılım politikalarını yönetecek.
Savunma sektörüne genç işsizlerin yönlendirilmesi gibi tartışmalı önerilerle gündeme gelebilir.
İstihdam artarsa görünür başarı elde eder. İşsizlik yükselirse eleştiriler hızla büyür.

SOPHIE HERMANS (Sağlık, Refah ve Spor Bakanı)

Sağlık katkı payının artışı kamuoyunda tepki doğurabilir.
Kronik hastalar için ayrılan bütçenin etkili kullanımı belirleyici olacak.
Sağlık politikası seçmenin en hızlı tepki verdiği alan. Küçük bir kriz bile büyük siyasi sonuçlar doğurabilir.

MIRJAM STERK (Uzun Süreli Bakım, Gençlik ve Spor Bakanı)

Uzun süreli bakım kesintileri nedeniyle en hassas dosyalardan birini taşıyor.
Yaşlı bakımı ve gençlik hizmetlerinde atacağı adımlar sosyal tartışmaları artırabilir.
Sessiz görünen bu alan aslında en kırılgan toplumsal başlıklardan biri. Başarı fark edilmez. Başarısızlık ise çok hızlı hissedilir.

DEVLET BAKANLARI (Staatssecretarissen)


CLAUDIA VAN BRUGGEN: Hukukun Korunması ve Cezaevleri’nden sorumlu Devlet Bakanı
Hukuk devleti ile güvenlik arasındaki hassas çizgide görev yapacak.
Tutukluluk, hukuki koruma ve ceza politikasıyla ilgili kararlar hızla toplumsal tepki doğurabilir. Bu alanda yapılan hatalar hemen görünür olur. Güvenlik ile hukuk devleti arasındaki denge, onun güvenilirliğini belirleyecek.


ERIC VAN DER BURG: Krallık İlişkileri ve Etkin Devlet Yönetimi’nden sorumlu Devlet Bakanı
Güçlü siyasi geçmişe sahip deneyimli bir yönetici.
İdari verimlilik ve Krallık içindeki ilişkilerin sağlıklı yürütülmesine odaklanacak.
Başarı çoğu zaman görünmez kalır. Ancak yönetim hataları hızla siyasi sonuç doğurabilir.


JUDITH TIELEN: Eğitim, Kültür ve Bilim’den sorumlu Devlet Bakanı
Hassas bir toplumsal alanda görev yapacak.
Eğitim kalitesi, kültür bütçeleri ve bilim politikaları ideolojik tartışmalar yaratabilir.
Eğitim alanındaki her müdahale kamuoyunda doğrudan karşılık bulur.


EELCO EERENBERG: Vergi Politikaları’ndan sorumlu Devlet Bakanı
Vergi politikalarının kilit isimlerinden biri olacak.
Yük dağılımına ilişkin kararlar vatandaşları ve şirketleri doğrudan etkiler.
Vergi alanı teknik görünür ama siyasi açıdan son derece hassastır. Küçük değişiklikler büyük tepkiler doğurabilir.


SANDRA PALMEN SCHLANGEN: Ödeneklerin Telafisi ve Mağduriyetlerin Giderilmesi’nden sorumlu Devlet Bakanı. Devletin en hassas dosyalarından birini üstleniyor.
Telafi politikaları hız, adalet ve şeffaflık gerektirir.
Her gecikme veya hata devlete duyulan güveni yeniden zedeleyebilir.


DERK BOSWIJK: Savunma’dan sorumlu Devlet Bakanı
Güçlendirilen savunma politikasının uygulanmasında aktif rol üstlenecek.
Personel, teçhizat ve kurumsal yapı hızlı bütçe artışıyla birlikte baskı altında kalabilir.
Savunma reformları somut sonuç verdiğinde rolü daha görünür hale gelecek.


ANNET BERTRAM: Altyapı ve Su Yönetimi’nden sorumlu Devlet Bakanı
Ulaşım, su yönetimi ve büyük altyapı projelerinde görev alacak.
Bu alandaki projeler vatandaşların günlük yaşamını doğrudan etkiler.
Başarı ölçülebilir. Ancak gecikmeler veya maliyet artışları hızla siyasi baskı yaratır. Bovenkant formulier


WILLEMIJN AERDTS: Dijital Ekonomi ve Egemenlik’ten sorumlu Devlet Bakanı
Dijitalleşme ve teknolojik bağımsızlık stratejik başlıklar arasında yer alıyor.
İnovasyon, mahremiyet ve ekonomik çıkarlar arasında denge kurmak zorunda kalacak.
Bu alanda alınacak kararlar Hollanda’nın uzun vadeli dijital konumunu belirleyecek. Onderkant formulier


JO ANNES DE BAT: İklim ve Yeşil Büyüme’den sorumlu Devlet Bakanı
İklim politikalarının uygulanmasında aktif rol oynayacak.
Alınacak kararlar hem sanayiyi hem vatandaşları doğrudan etkileyecek.
İklim politikası her zaman kazananlar ve kaybedenler üretir. Bu nedenle her adım siyasi açıdan hassastır.


SILVIO ERKENS: Tarım, Balıkçılık, Gıda Güvenliği ve Doğa’dan sorumlu Devlet Bakanı
Azot ve tarım politikalarının uygulanmasına en yakın isimlerden biri olacak.
Çiftçi örgütleriyle ilişkiler belirleyici hale gelecek.
Yanlış bir adım kırsal kesimdeki gerilimi yeniden tırmandırabilir.