Yılbaşı kutlamalarının tarihsel kökenleri

Abone Ol

Aslında, izafi ve soyut bir kavram olan zaman, ünlü şairimiz Enis Behiç Koryürek’in “Hatıra” adlı şiirinin dizelerinde dile getirdiği “Geçsin günler, haftalar,//Aylar, mevsimler, yıllar...//Zaman sanki bir rüzgar//Ve bir su gibi aksın...// sözlerini anımsatırcasına “…sanki bir rüzgâr ve bir su gibi” akıyor ve bilinmez bir sonsuzluğa doğru büyük bir hızla gidiyor. İşte yine aynı hızla, bir göz açıp kapayıncaya kadar geçen 2025 yılını bitirmemize şunun şurasında birkaç gün kaldı. Ülke ve toplum olarak yine, koskoca bir yılı daha gerilerde bırakıyoruz. Önümüzdeki Çarşamba günü, saatler 24:00’ü gösterdiğinde 2025 Yılına veda edecek ve 2026 Yılına yeni bir başlangıç yapacağız. Tabii hemen baştan belirmemiz gerekir ki yılbaşı şenlikleri çok eski ve köklü bir ritüeldir. Dinsel inanç sistemleriyle ilgili olmaktan daha çok toplumsal kültürlerle ilgili bir tören, bir şenlik ve bir kutlama biçimidir. Bu nedenle, başta tarihsel olmak üzere, kültürel, dinsel, folklorik ve sosyolojik yönleri olan çok boyutlu bir fenomendir. Bu gibi özellikleri nedeniyle günümüzde olduğu gibi tarihin her döneminde de çeşitli tartışmaların konusu olmuştur. Son günlerde, özellikle de kutsal din inançlarını gerçekliğinden saptırarak koyu bir taassupla yorumlayan bazı fanatik ve bağnaz softaların yılbaşı kutlamalarını ahlaki ve kültürel yozlaşmanın bir nedeni olarak gösterme uğraşıları nedeniyle söz konusu bu tartışmalar yeni bir boyut kazanmıştır. Yapılan bu ve benzeri tartışmalar, yılbaşı kutlamalarına ilişkin toplumumuzda bir kavram kargaşası olduğunun göstergelerinden birisi olarak değerlendirilebilir. Öncelikle şunu belirtmemiz gerekir ki, yılbaşı adı altında yapılan eğlencelerin, bu eğlencelerde yer alan simgesel figürlerin, çam ağaçlarının süslenmesinin, hediyeler alınıp verilmesinin iddia edildiği gibi ahlaki ve kültürel yozlaşmayla ve kutsal din inançlarının yozlaştırılmasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Tartışmalar sırasında yapılan yanlışlardan birisi de Noel ve yılbaşı kavramlarının karıştırılarak birbiri yerine kullanılmasıdır. Oysa bunlar birbirlerinden farklı kavramlardır. Noel veya Christmas, Katolikler tarafından 25 Aralık’ta, Ortodokslar tarafından ise 6 Ocak’ta kutlanmaktadır. Bu kutlamalara aynı zamanda Hz. İsa’nın doğumuna izafeten doğuş bayramı, kutsal doğuş veya milat yortusu adları da verilmektedir. Yılbaşı şenlikleri ise 31 Aralık günü yapılmaktadır. Bilindiği gibi, miladi takvim yılı başlangıcı olan yılbaşı eğlencelerinin Noel bayramı ile herhangi bir ilgisi ve bağlantısı bulunmamaktadır. Çünkü, Noel eğlencelerinin temelinde Hz. İsa’nın doğum yıldönümünü kutlama geleneği vardır. Ancak tam da bu noktada, 31 Aralık'ı 01 Ocak’a bağlayan gece yapılan yeni yıl kutlamalarının ise, özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde taa kadim zamanlardan beri kutlanan ve bir pagan ritüeli olan Noel şenliklerine özenilerek edinilmiş yeni bir alışkanlık olduğunu önemle belirtmemiz gerekmektedir. Bilindiği gibi, Antik Roma uygarlığında kullanılan takvimin yeni yılı 01 ocak’ta başlıyordu. Ve bu takvim bazı Avrupa devletlerinde yüz yıllar boyunca uygulanarak Orta Çağa kadar aynen sürmüştür. Hristiyanlıktan önce kabul edilen bu takvime; Ünlü Roma İmparatoru Sezar’ın ön adına ithafen "jülyen” takvimi" adı veriliyordu. "jülyen takvimi" dünyanın güneş etrafındaki dönüşünü tam olarak karşılayamıyordu. Papa XII. Gregorius, "jülyen takvimi"ni düzelterek, dünyanın güneş etrafındaki 365 gün ve 6 saatlik dönüşünü tama çok yakın olarak karşılayan ve bugün de kullanmakta olduğumuz Gregoryen Takvimini, yani bizlerin diğer bir tanımlamayla “Miladi Takvim” dediğimiz takvimi oluşturdu. İşte bu miladi takvimin Hristiyanlıkla ilgisi, yalnızca Papa XII. Gregorius'un 1582 yılında topladığı konsilde, "artık yıllar"ın giderilmesine çözüm bulması olayıdır. Hristiyanlığın yılbaşı eğlenceleriyle başkaca hiçbir ilgisi yoktur. Yılın, hangi ay ve hangi gün ile başlayacağı sorunu takvim sistemleriyle ilgili apayrı bir sorundur. Hicri takvimde yılbaşı Muharrem ayının birinci günüdür. Ve bu ay mevsimlere göre sürekli yer değiştirmektedir. Bazen yaz aylarına bazen kış aylarına denk gelmektedir. Rumi takvimde ise yılbaşı Mart ayının birinci günüdür. Jülyen Takviminden önce de Roma Takviminde yılbaşı yine 1 Mart günüydü. Bu uygulamayı Roma İmparatoru Julius Sezar, Ocak ayının 1’inci gününe çevirmiştir. Böylelikle Jülyen takvimini kabul eden ülkelerde 1 ocak günü yılbaşı olarak kabul edilmiştir. Türkiye'de ise yılbaşı, Başbakan İsmet İnönü'nün verdiği ilgili bir kanun teklifinin kabul edilmesi sonucunda 1935 yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Görüldüğü gibi Noel ve yılbaşı ile ilgili kavramlar dolaylı bir şekilde de olsa Hz. İsa’nın doğumuyla ilişkilendirilmeye çalışılmıştır. Ancak bazı dini otoriteler, Hz. İsa’nın doğumunun gerçek tarihinin kesin olarak bilinmediğini ifade etmektedirler. Her şeyden önce Hz. İsa’nın kış mevsiminde doğmadığı kesindir. Çünkü Luka İnciline göre

"İsa doğduğu zaman, çobanlar çayırlarda sürülerini otlatıyorlardı. Oysa Filistin’in Nasıra kasabası çevresinde Aralık ayında bunun mümkün olamayacağı hususu herkesçe bilinen somut ve fiziki bir gerçekliktir. Peki, Hz. İsa’nın doğum tarihinin kesin olarak bilinmediği ve ilk kilisenin ise Noel'i kutlamadığı bilgisi kesin ve somut olduğuna göre, acaba bu kutlamalar ne zaman ve nasıl başlamıştır? Bu hususun tespiti, sorunun çözümü açısından çok büyük önem taşımaktadır. Güvenilir kayıtlara göre, MS IV. Yüzyılın ilk yarısına kadar Hz. İsa'nın doğumu anısına kutlanan bir kilise şenliği yoktur. Yalnızca ilk asırlardan itibaren Doğu kiliselerinde; 06 ocak tarihi, Hz. İsa'nın ruhani doğum günü veya vaftizi olarak kabul edilmiş ve aynı tarih, fiziki doğum günü olarak da varsayılmıştır. Varsayılan bu tarih, MS 354 yılında 25 Aralık gününe uyarlanmıştır. Buna göre Hristiyanların Noel bayramı, Roma’da imparator Konstantin'in saltanatının sonundan itibaren kutlamaya başlanmıştır. Halen batı kiliseleri 25 Aralığı Noel olarak kabul ederlerken Süryani ve Ermeni kiliseleri, 6 Ocak gününü Noel olarak kutlamaya devam etmektedirler. Konunun can alıcı noktası, Noel'in dini kökenli bir ritüel olup olmadığı sorunudur. Noel Baba, Noel ağacı ve toplu Noel eğlenceleri gibi sorunlar buna bağlı sorunlardır. Noel’in kökeni sorunu, oldukça karmaşık bir sorundur. Batılı Hristiyan kaynaklar bile aslında bunun Hristiyanlıkla ilgili olmadığı ve eski pagan kültürlerden Hristiyanlığa uyarlanan bir ritüel olduğu konusunda neredeyse sözbirliği etmektedirler. Hristiyanlığın doğduğu yıllarda doğu ülkelerinde 06 Ocak'ta, kutlanan bu yıldönümü ritüellerinin kökeni oldukça eskilere dayanmaktadır. Hristiyanlık öncesinde, taa kadim zamanlardan beri 06 Ocak günü “Işık Bayramı” olarak kutlanmaktaydı. Bu ritüelin kökenleri Antik Babil, Mısır ve Antik Yunan uygarlıklarına dayanmaktaydı. 25 Aralık tarihi üzerinde de çeşitli görüşler bulunmaktadır. Roma’da, İmparator Aurelion tarafından MÖ 274 yılında "Sol İnvictus" (Mağlup edilemeyen güneş) kültünün, imparatorluğun resmi dini olarak ilan edildiği bilinmektedir. İşte, söz konusu bu 25 Aralık tarihi, bu güneş tanrısı Sol'un doğum günüdür. Yine Antik Roma'da 25 Aralık günü Mitraizm'deki güneş tanrısı Mitra’nin da doğum günü olarak kabul edilmekteydi. Hristiyanların Roma'dan ve Romalıların da İran’dan aldıkları bu tarih, daha sonra Hz. İsa’nın doğum günü olarak kutlanmaya başlanmıştır. İşte Kral Konstantin, resmi Güneş kültü, Mitra kültü ve Hristiyanlık arasında bir çeşit ortak bir beraberlik ve sentez gerçekleştirilmesini sağlamış ve böylece Noel şenlikleri ilk olarak onun zamanında yapılmaya başlamıştır. Mitra inancına sahip olan Romalı putperestler, Hristiyan olduktan sonra da aynı ritüellerini uygulamayı sürdürmüşlerdir. Bu aynı zamanda putperest İskandinavların da en büyük bayramıdır. Buradan anlaşılacağı üzere Noel, Roma Katolikleri tarafından Hristiyanlığa uyarlanmıştır. Böylece Noel'in aslında Hristiyanlığın kendi içinden gelen bir gelenek olmadığı, putperest kültürlerden Hristiyanlığa geçen bir şenlik ve bayram olduğu ortaya çıkmaktadır. Görüldüğü üzere Yılbaşı ritüelinin kökenleri hemen hemen insanlık tarihi kadar eskidir. Bu şenlikler çağa ve zamana göre evrimleşerek günümüze kadar gelmiştir. Günümüzün piyasacı kapitalist anlayışında, sosyal akışkanlığın azaldığı soğuk kış günlerinde piyasayı canlandırmanın ve tüketimi azamileştirmenin bir aracı olarak kullanılmaktadır. Hepimizin çok yakından bildiği ve tanık olduğu gibi 31 Aralık akşamı dünyanın her yerinde hatta şeriatla yönetildiği söylenen Suudi Arabistan’da bile çok coşkulu kitlesel eğlencelerle, topluca geriye sayım etkinlikleriyle ve çok renkli havai fişek gösterileriyle büyük bir şenlik olarak kutlanmaktadır. Bütün bu şenlikler dünya televizyonlarından canlı canlı yayınlanmaktadır. Yılbaşı kutlamaları sonuçta evrenselleşmiş ve popüler kültürün bir unsuru haline gelmiştir. Eğlence endüstrisinin önemli bir çalışma alanı olarak alabildiğine körüklenmektedir. Kutlanmaması gibi kutlanmasının da hiç kimseye herhangi bir zararı ve hiçbir sakıncası yoktur. Aksine toplumu eğlendirmesi ve sosyal yaşamı renklendirmesi bakımından çok çeşitli sosyolojik ve sosyal psikolojik yararları olduğu söylenebilir. Ancak, toplumsal barış ve huzur açısından; kutlayanların kutlamayanları hoş görüyle kabullenmeleri ve kutlamayanların ise kutlayanları saygıyla karşılaması gerekmektedir. 2026 Yılının tüm ulusumuza ve büyük insanlık alemine barış, kardeşlik, esenlik, refah, özgürlük, adalet, huzur ve gelişmiş çağdaş bir demokrasi getirmesini diliyor ve ümit ediyoruz. Büyük insanlık aleminin ve tüm ulusumuzun yeni yılı kutlu olsun.

MEÜ. E. Öğr. Gör. Uzm. Celal Tezel