Yüzde 60’ın Bedeli: Bitmeyen Saldırılar

Abone Ol

Mersin’de olup bitenleri hâlâ “tesadüf” diye açıklamaya çalışan varsa, ya safça bakıyordur ya da görmek istemiyordur.
Zinciri başa saralım: Sel felaketi ve su baskınları… Ardından su faturaları üzerinden koparılan fırtına… Sonra özel kalem müdürünün tutuklanması… Ve en sonunda, aşevinden çıktığı iddia edilen bir at çipi üzerinden yürütülen tartışma…
Gerçekten mi? Hepsi art arda ve tamamen “kendiliğinden” mi?
Bu tabloyu yan yana koyduğunuzda ortaya çıkan şey, açık bir şekilde bir yıpratma kampanyasıdır. Adı konulmamış bir siyasi operasyon.
Hedefte kim var?
Vahap Seçer.
Yüzde 60 oyla seçilmiş bir belediye başkanı. Üstelik sadece yerelde kalmamış, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanvekilliği gibi bir pozisyona yükselmiş bir isim. Böyle bir figürün hedefe konması sürpriz değil; aksine, siyasetin en bilindik refleksi.
Ama burada mesele eleştiri değil. Mesele, organize bir itibarsızlaştırma çabası.
Bakın, eleştiri olur. Hesap sorulur. Yanlış varsa üzerine gidilir. Kimse bundan muaf değil. Ama ortada bir gerçek var: İddialar çoğu zaman teyitsiz, bağlamsız ve servis edildiği haliyle “algı üretmeye” yönelik.
Dahası var.
Seçer’in en güçlü olduğu yer neresi? Ekonomik bağımsızlığı. Kimseye borçlu olmadan siyaset yapabilme iddiası. Seçime girerken kimseden “beş kuruş” destek almaması.
Şimdi ne yapılıyor? Tam da burası hedef alınıyor.
Çünkü bağımsız bir siyasetçi, kontrol edilemeyen bir aktördür. Kontrol edilemeyen aktör ise rahatsız eder.
Özel kalem müdürü üzerinden yürütülen tartışmalara bakalım. İddialar var, soruşturmalar var — bunlar elbette incelenir. Ama buradan doğrudan belediye başkanına sıçramaya çalışmak ne hukukla ne de akılla açıklanabilir.
Milyarlarca liralık bir bütçeyi yöneten bir kurumdan bahsediyoruz. Her işlemin, her kararın, her detayın tek bir kişinin bilgisi dahilinde olduğunu iddia etmek ya cehalettir ya da kötü niyettir.
Bürokrasi ne için var? Denetim mekanizmaları ne için var? Yetki devri, uzmanlaşma, kurumsal yapı ne için var?
Ama mesele zaten gerçeği anlamak değil.
Mesele, “çamur at, izi kalsın” mantığı.
Daha da çarpıcı olan şu: Bugün ahlak, şeffaflık ve kamu zararı üzerinden ahkâm kesenlerin geçmişine bakın. Aynı hassasiyeti, aynı öfkeyi, aynı duyarlılığı kendi icraat alanlarinda görebiliyor muyuz?
Cevap ortada.
Bu yüzden bu tartışma samimi değil. Bu tartışma ilkesel değil. Bu tartışma düpedüz politiktir.
Ve şunu da unutmamak gerekir: Toplum artık eski toplum değil. Her servis edilen bilgiyi sorgusuz sualsiz kabul eden bir kitle yok. Algı operasyonları eskisi kadar kolay işlemiyor.
Son söz şu:
Eğer gerçekten hesap sorulacaksa, bu iş dedikoduyla, imayla, manipülasyonla yapılmaz. Somut veriyle yapılır, hukukla yapılır.
Ama amaç hesap sormak değil de siyasi rakibi yıpratmaksa, o zaman ortaya çıkan şey adalet değil, sadece gürültü olur.
Ve gürültü eninde sonunda dağılır. Geriye ise kimin ne yaptığı kalır.