Yazarımız Fikret Yalçın, Pinhan Kültür Sanat Derneği’nin Genel Başkanı Av. Mustafa Asım Kahyaoğlu ile kitapları ve şiir ekseninde şekillenen edebi yolculuğu hakkında bir söyleşi gerçekleştirdi.
*Bize biraz özgeçmişinizden ve bu edebi kimliğin arkasındaki insandan bahseder misiniz?"
Aslen Karadağlı olup Sivas’a yerleşmiş bir ailenin ilk torunuyum. Öğretmen bir baba ile ev hanımı bir annenin ilk çocukları olarak, 20.02.1968 tarihinde Sivas'ta dünyaya geldim. 1977’den itibaren ailece yaşamaya başladığımız Ankara’da, Merkez İmam Hatip Lisesi'nden 1986’da mezun olduktan sonra, iki yıl Hacettepe Üniversitesi İİBF Kamu Yönetimi Bölümünde okudum. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1994’te mezun oldum. Otuz yıldan beri avukatlık mesleğini sürdürüyorum. 2024 yılından beri İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümündeki eğitimim devam etmektedir.
2020’de “Mustafa Asım” ismiyle yazmaya başladığım şiirleri, “Gün Oldu” (2023), “Gün’den Öte Gül’den Ziyade” (2024), ve “Lâl Sâki” (2025) isimleriyle kitaplaştırdım. “Gün Oldu” başlıklı kitabım “Outro Dia” ismiyle Portekizceye çevrilerek Brezilya’da yayımlandı. Şiirlerimi ve seslendirmelerini kendi adımı taşıyan Instagram ve Youtube hesaplarımda paylaşıyorum. Otuzdan fazla kitabın editörlük görevini üstlendim.
Pinhan Kültür ve Sanat Derneğinin Genel Başkanlığı ile Hukuki Araştırmalar Derneği’nin Genel Başkan Vekilliği ve Karadağ Platformu Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerini yürütmekteyim.
1984’te lise yıllarında tanıştığım ve “Mutluluğumun Sebebi” dediğim Ayla Konca Kahyaoğlu ile 1992 yılında evlendim. Şamil Kaan, Muhammed Enes ve Oğuzhan Emir’in babasıyım.
*Yazma heyecanını ve edebi yolculuğunuzdaki yerini nasıl tanımlarsınız? Ayrıca masanızda başka kitap projeleri var mı, gelecekte bizi bekleyen yeni kelimelerinizden söz eder misiniz?"
"Lâl Sâki" üçüncü kitabım, kendi ölçeğimde ustalık eserim diyebilirim. "Lâl Sâki" demlenmiş duygularımın kitabıdır. "Gün Oldu" ve "Gün’den Öte Gül’den Ziyade"nin hamlıklarının olmaya durduğu zamanın adıdır Lâl Sâki... Bundan sonra hayalim ve niyetim, otobiyografik bir roman yazmaktır. Nasip diyelim...
*Yazma serüveniniz nasıl başladı? İçinizden gelen o itici güç, sizi her gün o beyaz sayfanın karşısına oturmaya zorlayan, yazmaya iten şey nedir?"
Yazma serüvenim yollarda başladı. Mesleğim sebebiyle gerçekleştirdiğim yoğun seyahatlerde özellikle gece ve yollar beni düşünmeye ve yazmaya sevk etti, neredeyse bütün şiirlerim gecenin deminde yazıldı. Bu yüzden "dem vakti" derim ben yazdığım zamanlara...
*İlk göz ağrıları her zaman özeldir. Hayatınızda ilk yazdığınız şiiri veya metni hatırlıyor musunuz?
Elbette... İlk yazdığım şiir, ilk kitabıma adını veren "Gün Oldu" şiirimdir. "Gün Oldu" esasında benim yazma serüvenimin özetidir. Bu yüzden özeldir.
*Kendi sesinizi, üslubunuzu ve dilinizi ararken hangi şairlerden veya yazarlardan etkilendiniz? Bu özgünlük arayışınızda edebiyat dünyasından destek gördünüz mü?"
Yazılarımda, şiirimde kimseden etkilenmedim, esinlenmedim. Tamamen özgün eserler yaratmaya gayret ediyorum.
*Her yazarın kelimelerle kurduğu bağ kendine özeldir. Tüm bu süreçleri, kitapları ve arayışları düşündüğünüzde; yazmanın sizin hayatınızdaki anlamı nedir?"
Yazmak, benim dünyamda özgürleşmektir. Yazmak kanatlanmaktır, göğe yükselip, yerdeki kendini izlemektir. Suyun üzerinde yürümek, dipte kendini görmektir.
"Nesimi'ce" ifadeyle, "kah çıkarım gökyüzüne, seyrederim bedenimi, kah inerim yeryüzüne seyreder hayalim beni."





