Türkiye’de siyasal rekabet giderek fikirlerden uzaklaşıyor. Yerini; hedef göstermeye, itibarsızlaştırma kampanyalarına ve toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren sert bir dile bırakıyor. Özellikle CHP’ye dönük son dönemde artan ahlaksız saldırılar, demokratik eleştiri sınırını aşarak sistematik bir siyasi linç atmosferine dönüşmüş durumda.

Oysa demokrasilerde muhalefet, susturulması gereken bir tehdit değil; halk adına denetim yapan temel bir güçtür. Muhalefeti düşmanlaştıran anlayış, aslında toplumun farklı seslerine tahammül edemeyen bir siyaset anlayışının dışavurumudur.

Bugün televizyon ekranlarında, sosyal medyada ve bazı yayın organlarında üretilen öfke dili; siyaseti çözüm üreten bir alan olmaktan çıkarıp, karşı tarafı yok etmeye çalışan bir zemine sürüklüyor. CHP’ye yöneltilen mesnetsiz suçlamalar ve karakter hedef alan söylemler yalnızca bir partiye değil, demokratik siyaset kültürüne zarar veriyor.

Siyasi mücadele; hakaretle değil projeyle, karalamayla değil halkın sorunlarına çözüm üreterek yapılır. Çünkü yurttaşın gerçek gündemi; ekonomik darboğaz, adalet duygusundaki aşınma ve her geçen gün ağırlaşan yaşam koşullarıdır.

Toplum artık kimin siyaset yaptığını, kimin yalnızca düşmanlık dili ürettiğini görüyor. Bugün ihtiyaç duyulan şey daha yüksek sesle bağıranlar değil; daha sorumlu, daha vicdanlı ve demokratik bir siyaset dilidir.

Unutulmamalıdır ki; muhalefeti susturmaya çalışan her anlayış, en büyük zararı demokrasiye verir.