Bugün toplumun en büyük yaralarından biri; samimiyetin yerini görüntünün almış olmasıdır. Takiyye, ikiyüzlülük, arsızlık ve sahtekârlık artık insanları şaşırtmıyor. Çünkü ne yazık ki bunlar, hayatın sıradan parçaları haline getirildi.

Bazı siyasi partilere, derneklere, odalara, sendikalara ve çeşitli kurumlara bakıyorsunuz… Tüzüklerinde sürekli Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet, Atatürk ilke ve devrimleri, ulusal birlik ve çağdaşlık vurgusu yer alıyor. Ancak iş uygulamaya geldiğinde ortada ne Atatürk’ün anlayışı kalıyor ne Cumhuriyet ahlakı ne de samimiyet… Geriye sadece süslü cümleler kalıyor.

Bugün herkes “Atatürkçü” olduğunu söylüyor. Kitaplar yazılıyor, ekranlarda nutuklar atılıyor, sosyal medyada büyük laflar ediliyor… Ama mesele Atatürk’ün gerçekten savunduğu değerlere sahip çıkmaya gelince, ortalık bir anda boşalıyor. Çünkü birçok kişi için artık fikir değil, menfaat önemli hale gelmiş durumda.

Oysa Atatürkçülük; sadece rozet takmak, fotoğraf paylaşmak ya da belli günlerde kürsüye çıkmak değildir. Atatürkçülük; çıkarın olsa bile doğruyu savunabilmektir. Yalnız kalsan da omurgalı durabilmektir. Makam karşısında eğilmemek, haksızlık karşısında susmamaktır.

Ama bugün bakıyorsunuz; bazı insanlar Atatürkçülüğü bile takım tutar gibi yaşamaya başladı. Memleket meselesi olması gereken değerler, adeta kör bir taraftarlığa dönüştürüldü. Dün başka konuşanların bugün bambaşka yerlere savrulmasının nedeni de budur.
Çünkü artık insanların rengini değiştirmek çok kolay… Bir makam veriyorsun değişiyor… Bir ihale veriyorsun değişiyor… Bir koltuk sağlıyorsun, bütün fikirleri bir anda değişiveriyor. Napolyon’un “Para, para, para…” sözü boşuna söylenmemiş. Günümüzde bazı insanların düşüncesi de duruşu da karakteri de para karşısında şekil değiştirebiliyor. Acı olan ise; bazılarının ruhunu bile satabilecek hale gelmesidir.

Toplumun asıl yorulduğu nokta da budur. İnsanlar artık söz değil, samimiyet görmek istiyor. Çünkü gerçek karakter; rahat zamanlarda değil, çıkar tehlikeye girdiğinde ortaya çıkar.

Bugün liyakat sistemi bile tartışmalı hale gelmiş durumda. Yıllarını devlete vermiş insanların emeği ve birikimi yok sayılırsa; kurumların dengesi bozulur, adalet duygusu zedelenir, güven sarsılır. Devlet ciddiyeti sadece sadakat değil, aynı zamanda liyakat ister.

Eğer bir kurumun tüzüğünde Atatürk yazıyorsa, o kurumun üyeleri de doğal olarak “O zaman tüzüğüne uygun davran!” deme hakkına sahiptir. Bu, en temel demokratik haktır.
Çünkü Atatürk’ü anlamak; sadece tarih ezberlemek değildir. Akla ve bilime değer vermektir. Kul hakkı yememektir. Ülkenin bölünmez bütünlüğüne sahip çıkmaktır. Güce göre değil, haklıya göre konuşabilmektir. Menfaate göre değil, vicdana göre hareket edebilmektir.

Bugün ne yazık ki bazı yerlerde Atatürk sadece bir tabela haline getirilmiştir. Özde değil, sözde Atatürkçülük yapılmaktadır.
Ama unutulmamalıdır ki; insanın gerçek yüzü para ve makam karşısında ortaya çıkar. Çünkü karakter, lafta değil davranışta belli olur.