Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından ortaklaşa hazırlanan “Tarımsal Görünüm 2026-2035” raporu yayımlandı. Dünya genelinde bakliyat sektörünün röntgenini çeken ve önümüzdeki 10 yıla dair projeksiyonlar sunan rapor, Türkiye tarımı ve gıda sanayisi açısından dikkat çekici ve alarm verici veriler ortaya koydu. Küresel ölçekte üretim ve tüketim hızla tırmanırken, Türkiye'nin mevcut üretim hacmini artıramayacağı ve net ithalatçı pozisyonunu koruyacağı öngörüldü.

Raporda; yüksek bitkisel protein, diyet lifi, kompleks karbonhidrat ile zengin vitamin yapısıyla bakliyatın sürdürülebilir beslenmedeki önemine vurgu yapıldı. Düşük nem oranı sayesinde uzun süre depolanabilmesi hasat sonrası kayıpları en aza indirirken, toprağa azot bağlama yeteneği de tarımsal sürdürülebilirliğin anahtarı olarak gösterildi. Ancak tüm bu avantajlara rağmen, dünya genelinde araştırma ve sulama yatırımlarının tahıllara oranla yetersiz kalması, bakliyattaki verim artışını küresel düzeyde sınırlandıran en büyük faktör olarak tanımlandı.

Zengin Ülkeler Atıştırmalığa, Yoksul Ülkeler Proteine Yöneliyor

Dünya genelinde bakliyat tüketimini şekillendiren iki zıt ama güçlü eğilim göze çarpıyor. Düşük ve orta gelirli ülkelerde bakliyat, en ulaşılabilir ve uygun maliyetli bitkisel protein kaynağı olarak sofraların temel direği olmayı sürdürüyor. Buna karşın yüksek gelirli gelişmiş ülkelerde, gelişen gıda işleme teknolojileri sayesinde bakliyattan elde edilen protein, nişasta ve lifler; et alternatiflerinden fırıncılık ürünlerine ve sağlıklı atıştırmalıklara kadar endüstriyel gıda sanayisinde yeni pazar alanları yaratıyor.

Küresel Üretim Yüzde 14 Artarken Türkiye Yerinde Sayacak

Rapora göre, 2025 yılında 104 milyon ton olan küresel bakliyat üretimi, 2035 yılına kadar yüzde 14 oranında büyüyerek 119 million tona yükselecek. Kanada, Avustralya ve Rusya'nın domine ettiği dünya ticaret hacmi ise 25 milyon tona ulaşacak. Dünya genelinde kişi başına tüketimin yüzde 11 artışla yıllık 8,2 kilograma çıkması beklenirken, Türkiye tam tersi bir grafik sergiliyor.

Son yıllarda yıllık 1,3 milyon ton seviyelerinde çakılı kalan Türkiye'nin bakliyat üretiminin, önümüzdeki 10 yılda da hiçbir artış göstermeyeceği tahmin edildi. Dış ticarette ise 2035'te 1,5 milyon tonluk ihracata karşılık 1,7 milyon ton ithalat öngörülüyor. Bu durum, Türkiye'nin miktar bazında "net ithalatçı" konumunun kronikleşeceğini gösteriyor. En çarpıcı veri ise iç tüketimde yaşanıyor; küresel tüketim eğiliminin aksine Türkiye'de kişi başına bakliyat tüketiminin yüzde 5,7 oranında gerileyerek 11,4 kilograma düşeceği tahmin ediliyor.

Çözüm Yolu Belli: Hindistan Modeli Uygulanabilir

Raporda, önümüzdeki on yıllık süreçte küresel bakliyat üretimindeki büyümeye Hindistan'ın öncülük edeceği; bunun da tohum ıslahı, mekanizasyon, devlet destekli alımlar, Ar-Ge ve büyük sulama yatırımları sayesinde başarılacağı aktarıldı.

Sektör uzmanları, Hindistan'ın uyguladığı bu stratejik yaklaşımın Türkiye için de güçlü bir yol haritası oluşturması gerektiği görüşünde birleşiyor. İstikrarlı ve yerli üreticiyi koruyan politikalarla üretim altyapısı güçlendirildiği takdirde, Türkiye'nin mevcut üretim hacmini kısa sürede ikiye katlaması işten bile değil. Bu sayede hem atıl vaziyetteki ya da tam kapasite çalışmayan işleme tesisleri ekonomiye kazandırılabilir hem de hem dar gelirlinin temel gıda ihtiyacı güvenceye alınırken yüksek gelirli küresel pazarların katma değerli ürün talebine güçlü ihracat ataklarıyla yanıt verilebilir.

Muhabir: Ahmet Biracı