İran savaşı devam eder mi, altın ne olur, dolar nereye gider…
Normal şartlarda bunlar, insanların en çok konuştuğu başlıklar olurdu. Çünkü doğrudan hayatı etkileyen konular bunlardı. Ancak bugün gelinen noktada, toplumun büyük bir kesimi bunları düşünmeyi bile bırakmış durumda. Çünkü düşünmek için bile bir miktar rahatlık gerekir.
Artık kimse “Altın yükselir mi?” diye bakmıyor.
Soru çok daha basit ve çok daha sert: “Markette, pazarda bu hafta ne alabilirim?”
Oysa dünya gerçekten kritik bir eşikte. ABD–İran gerilimi hâlâ belirsizliğini koruyor. Ateşkes uzasa bile bunun kalıcı olup olmayacağı bilinmiyor. Bu belirsizlik piyasaları sürekli dalgalandırıyor. Altın bir gün yükseliyor, ertesi gün düşüyor. Yani büyük oyun devam ediyor.
Ama toplum, bu oyunun dışında kalmış gibi. Çünkü insanlar artık büyük resme bakamıyor. Gündem kökten değişmiş durumda.
Bir yanda ekonomik sıkışmışlık, diğer yanda sosyal travmalar…
Bir genç kızın vahşice katledilmesi, ardından sanki hiçbir şey olmamış gibi hayatın devam edebileceği algısı… Vali oğluna yönelik tecavüz ve cinayet iddiaları, çeteleşme söylentileri, örtbas edildiği konuşulan dosyalar… Tüm bunlar, insanların zihnini çok daha fazla meşgul ediyor. Çünkü bunlar uzak değil; tam da hayatın içinde.
Gülistan Doku dosyasında yaşanan son gelişmeler de bu tartışmaları büyütüyor. Soruşturma kapsamında adliyeye sevk edilen isimler ve tutuklamalarla birlikte dosyadaki tutuklu sayısının artması, kamuoyundaki soru işaretlerini derinleştiriyor.
Eskiden insanlar “Dünya nereye gidiyor?” diye sorardı.
Bugün ise soru değişti: “Biz ne hale geldik?”
Belki de en acısı şu: Toplum artık geleceği tartışmıyor, günü kurtarmaya çalışıyor. İran savaşı büyür mü? Altın 10 bin olur mu? Dolar nereye gider? Bunlar hâlâ önemli… ama çoğu insan için artık lüks sorular.
Çünkü gerçek çok net: Paran varsa piyasayı konuşursun. Paran yoksa hayatı…
Ve bugün gelinen noktada mesele sadece ekonomi değil. Asıl soru şu: Geçim mi, yaşamak mı?