Mersin’de aşevinde ortaya çıkan “at kavurması” tartışması büyüdü. Ancak gıda güvenliği ve denetim sorunu yerine konu siyasi hesaplaşmaya dönüştü.
Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin aşevinde ortaya çıkan “at kavurması” meselesi bir anda ülke gündemine oturdu.
Günlerdir ekranlarda, köşelerde, sosyal medyada aynı başlık dolaşıyor.
Ama dikkat ederseniz tartışılan şey ne denetimsizlik ne de halk sağlığı.
Asıl tartışılan şey siyasetin iştahı.
Kimse şu soruları sormadı:
Bu denetimsizlik nasıl ortaya çıktı?
Bir atın eti nasıl gıda zincirine girdi?
Bundan kimler kazanç sağladı?
Bunların hiçbiri gündem olmadı.
Ama söz konusu aşevinin bir CHP’li belediyeye ait olması bir anda meseleye “ulusal kriz” muamelesi yapılmasına yetti.
Bir anda roller değişti.
Müşteki sanığa dönüştü.
Mağdur ise suçlu ilan edildi.
Oysa bu olay yeni değildi. Yaklaşık bir buçuk ay önce ortaya çıkmış, teknik takibi yapılmış ve süreç devletin kendi kurumları tarafından yürütülmüştü. Denetimleri yapan Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı il müdürlüğü ekipleriydi.
İnceleme yapılmış, tek tırnaklı et karıştığı belirlenen parti imha edilmişti.
Ama mesele Ramazan ayında yeniden ısıtılıp servis edildi. Çünkü siyasi propaganda için en uygun zamandı.
İktidar çevreleri ve onların medya aygıtı konuyu öyle bir büyüttü ki, bir gıda denetimi meselesi kısa sürede siyasi linç kampanyasına dönüştü.
Ama ironinin büyüğü şu:
Bir belediyeyi hedef alırken, aslında kendi yönettikleri devlet kurumlarının denetim zaafını da istemeden itiraf etmiş oldular.
Siyaset bazen insanı böyle yakalar.
Çamur atayım derken eline bulaşır.
Benzer bir tabloyu yakın zamanda yaşanan sel felaketinde de gördük. İktidar milletvekili çıktı, felaketin sorumluluğunu CHP’li belediyelere yükledi.
Ardından muhalefet temsilcileri ise Devlet Su İşleri’nin sorumluluğunu gündeme getirdi.
Sonuç?
Siyasetçiler ekranlarda birbirini suçlarken, sahada çalışan kurumların kurduğu iş birliği gölgede kaldı.
Oysa kriz zamanlarında kurumların birbirini suçlamaya değil, dayanışmaya ihtiyacı vardır.
Ama bizim siyasetimizde krizler çözüm üretmek için değil, rakip yıpratmak için kullanılıyor.
Daha önce de benzer sorumsuzluklar yaşandı.
Toroslar’ın eski belediye başkanı belediye meclisinde, MESKİ’ye alındığını iddia ettiği terör örgütü sempazitanı bazı kişilerin suya zehir karıştırabileceğini söylemişti.
Böylesine ağır bir iddia…
Bir kanıt olmadan kamuoyuna servis edildi.
Sonra ne oldu?
Hiçbir şey.
Ama geriye toplumda yaratılan güvensizlik ve panik kaldı.
Bugün yaşanan tartışma da aynı zihniyetin ürünü.
Bir denetim sorunu var.
Bir gıda güvenliği meselesi var.
Ama bunların konuşulması yerine mesele siyasi propaganda malzemesine dönüştürülüyor.
Kısacası mesele at kavurması değil.
Mesele siyasetin kavurması.
Ve ne yazık ki bu ülkede her kriz, her hata, her aksaklık önce siyasetin ateşinde kavruluyor.
Sonra gerçekler külün altında kayboluyor.