Havuz medyasının gündemi uzun zamandır Cumhuriyet Halk Partisi.
Ama bu artık “gündem” değil; açık bir hedef gösterme ve itibarsızlaştırma kampanyası.
Ana muhalefeti kriminalize etmek neredeyse kurumsal bir refleks haline gelmiş durumda.
Bu senaryo yeni değil.
Seçim öncesinde “terör” yaftasıyla yürütülen propaganda, seçim sonrasında yerini “yolsuzluk, rüşvet, usulsüzlük” söylemlerine bıraktı. Yetmedi… Şimdi de insanların özel hayatları didik didik edilerek siyasete malzeme yapılıyor.
Ekrem İmamoğlu ile başlatılan soruşturma dalgası kısa sürede ülke geneline yayıldı. Bugün gelinen noktada bu sürecin adı artık “hukuk” değil, düpedüz bir siyasi operasyon ve cadı avı.
Daha da çarpıcı olan şu:
Bu dalgada muhalefet dışında kimse yok.
İktidar cephesinden tek bir isim, tek bir yapı bu soruşturmaların konusu olmuyor. Bu tablo bile başlı başına her şeyi anlatıyor.
Toplum bunun farkında. Ama bu farkındalığın sandığa nasıl yansıyacağı henüz test edilmiş değil.
Gelelim Mersin’e…
Mersin aylardır sistematik bir siyasi saldırının hedefinde. Uzun süre sessiz kalan AKP teşkilatı bir anda sahaya indi ve peş peşe hamleler yapmaya başladı.
Önce sel ve su baskınları üzerinden yüklenildi.
Ardından Özel Kalem Müdürü Doğukan Uyan’ın tutuklanması servis edildi.
Yetmedi, “at eti” iddiası günlerce köpürtüldü.
Son olarak da Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer’in özel hayatı siyasete malzeme edildi.
Bu bir eleştiri olmaktan çıktı ve açık bir itibarsızlaştırma operasyonuna dönüştü.
Aynı süreçte iktidarın Mersin’e bakışı ise tam bir çelişkiler yumağı.
Yıllarca yatırım bekleyen, projeleri sürüncemede bırakılan şehir bir anda “yatırım cenneti” ilan edildi. Konteyner limanı, Tarsus Kazanlı projesi, Taşucu-Çeşmeli otoyolu gibi başlıklar yıllarca bekletildi. Açılışı defalarca ertelenen Çukurova Uluslararası Havalimanı bile bu gecikmenin sembolü oldu.
Ama bugün konuşulan bunlar değil.
Bugün konuşulan “at eti”, “özel hayat”, “dedikodu”.
Sandıkta yaklaşık %60 oy alarak seçilen ve ardından Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı olan Vahap Seçer ise “kentin itibarını zedelemekle” suçlanıyor.
Birileri çıkıp “millete at eti yedirdiler” diye bağırıyor.
Bir başkası bürokratlar üzerinden algı üretiyor.
Diğeri meydanlarda bağırarak “o belediyeyi alacağız” diye siyasi hedef koyuyor.
Daha da ironik olan şu:
CHP’yi Mersin’i itibarsızlaştırmakla suçlayanlar, tartışmalı bir proje olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ni kentin en büyük kazanımı olarak sunuyor.
Yıllarca Mersin’i görmezden gelen, aday tercihleriyle bu kenti yönetmeye talip bile olmadığını gösteren bir anlayışın bugün “Mersin’in itibarı”ndan söz etmesi kulaga hiç inandırıcı gelmiyor.
Ve şu soruyu sormak gerekiyor:
Mersin bugüne kadar sizin gözünüzde neydi?
Yatırımları geciken, talepleri karşılanmayan, yıllarca bekletilen bir şehir şimdi mi kıymete bindi?
Çok geç.
%60 oyla güçlü bir toplumsal mutabakat yakalamış, farklı siyasi görüşlerden destek almış ve Türkiye Belediyeler Birliği Başkanlığı görevine gelmiş bir ismi hedef alarak bu gerçeği değiştiremezsiniz.