İçinden geçmekte olduğumuz şu dehşetengiz ve bir gerilim filmini andıran çalkantılı günleri ve tanımlamakta zorlandığımız karmakarışık uluslararası ilişkiler süreçlerini hepimiz kendimize göre çeşitli biçimlerde yorumlayabiliriz. Ancak kesin olan acı bir gerçeklik vardır ki, o da tüm dünyanın bugüne kadar tanık olmadığı olağanüstü bir tarihsel süreçten geçmekte olduğumuz gerçeğidir. Aynı zamanda dünyada uluslararası güçler dengesi bakımından ve ekonomik, sosyal ve siyasal açılardan yepyeni bir dünya kutuplaşma düzeninin kurulmakta olduğu realitesidir. Daha birkaç gün önce, 31 Aralık 2025 Çarşamba gecesi, tüm dünya yeni bir yıla girmenin sevincini coşkunlukla ve çeşitli görkemli gösterilerle yaşadı. Hepimiz, yeni bir yıla yeni umutlarla, insanca pek insanca duygularla ve barış, kardeşlik ve özgürlük dolu mutlu günlerin özlemiyle yeni bir başlangıç yapma hevesi ve beklentisindeydik. Ancak geliniz görünüz ki, daha bu yılbaşı eğlencelerin mahmurluğu bile üzerimizden kalkmadan, 03 Ocak 2026 Cumartesi sabahına tüm dünyayı derinden derine sarsan, kaotik bir haberle uyandık. Söz konusu haber görüntülerinde, ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela'ya saldırılar düzenlediklerini ve ülkenin devlet başkanı Nicolas Maduro'yu ele geçirdiklerini açıklıyordu. Haberin devamında Trump, Maduro ve eşi Cilia Flores’in, ABD'nin New York eyaletindeki Stewart Hava Ulusal Muhafız Üssü'ne götürüldüğünü söyledi. Ve daha önce Maduro'nun USS Iwo Jima gemisinde gözleri bağlı olarak çekilmiş olan bir fotoğrafını paylaştı. Venezuela’nın başkenti Karakas’a yapılan askeri operasyonun amaçlarına ilişkin olarak da Trump, ABD'nin, "güvenli, düzgün ve adil bir geçiş süreci sağlayana kadar" Venezuela'yı "yöneteceğini" ve Maduro'nun da New York'ta, Amerikan Mahkemelerinde yargılanacağını vurguladı. Doğaldır ki, haberin yayımlandığı o andan itibaren dünya kamuoyunun belki de en çok konuştuğu, en çok tartıştığı ve uluslararası ilişikler üzerinde en etkili ve belirleyici olan konu, hiç şüphesiz ABD Başkanı Donald Trump’ın bu bizlere göre uçuk kaçık ve bir o kadar da fantastik olan tavır ve davranışları ve açıklamaları oldu. Öncelikle hemen baştan şunu belirtmemiz gerekir ki, televizyonlarda söz konusu bu kaotik olaya ilişkin açıklamalar yapan bütün ciddi bilim insanlarının da önemle atını çizdikleri gibi, bağımsız bir devletin devlet başkanının bu şekilde konutundan alınarak derdest edilmesi, bugüne kadar yerleşmiş olan bütün uluslararası hukuk kurallarının ve diplomatik geleneklerin hiçe sayılmasıdır. Deyim yerindeyse, birleşmiş Milletler Örgütünün, önemsiz ve fonksiyonsuz bir organ gibi bir kenara itilmesidir. Trump’ın bu fütursuz eylemi aynı zamanda Amerikan iç hukukuna da aykırıdır. Çünkü Trump’ın bu operasyon için Amerikan kongresinden ve Ulusal Savunma Komisyonunda izin alması gerekiyordu. Trump bu izinleri almamıştır. Bakalım bu duruma, muhalefetteki Demokrat parlamenterler, Amerikalı sosyalistler ve öteki iç dinamikler nasıl bir tepki gösterecekler? Bekleyip, göreceğiz. Tabii dünya kamuoyu, Trump’ın bu fantastik açıklamalarını çeşitli boyutlarıyla konuşup, tartışıyor. Ancak kısaca belirtmek gerekirse, uyuşturucu üretimi filan gibi gerekçeler bu işin bahanesidir. Bütün bu olup bitenler açıkça gösteriyor ki, bu operasyon düpedüz Birleşmiş Milletlere üye bağımsız bir devletin petrol yataklarına, altın madenlerine ve nadir elementlerine çökme operasyonudur. Tüm dünyaya meydan okurcasına duyurulan “Venezuela'yı biz yöneteceğiz” açıklaması, düpedüz mandacılığın hortlatılmasıdır. Yani, Neo-Mandaterizmdir. Ayrıca bu operasyon Trump’ın dünya algısının da çok farklı olduğunu gösteriyor. Bütün bu yapılanlar ve yaklaşımlar Trump’ın dünyayı bağımsız ve saygın devletlerden ve ayrı coğrafyalardan oluşan bir bütün olarak olarak değil de küçük bir köy gibi gördüğünü gösteriyor. Ve Cüretkâr Trump da kendisini bu köyün ağası, eli sopalı çobanı veya Ali kıran baş keseni zannediyor. Elbette ki dünya dengeleri de bir biçimde bu tavır, davranış ve operasyonlardan çeşitli biçimlerde etkileniyor. En basitinden dünyada kaotik bir ortam oluşuyor, devletlerin silahlanma yarışı hızlanıyor ve dünya ekonomisi de bu gibi operasyonlardan çok olumsuz bir biçimde etkileniyor. Peki bütün bunları bile bile Trump neden böyle bir eylem ve söylemle dünya kamuoyunu allak bullak ediyor. Çünkü Trump, dünyada Amerika aleyhine gelişen bazı ekonomik ve siyasal dengeleri Amerika lehine hızlı bir biçimde değiştirebilmek için aslında günümüz dünyası tarafından pek fazlaca bilinmeyen ve ancak, kelimenin tam anlamıyla bir Amerikan icadı olan “Kaoslarla Yönetim” dediğimiz orijinal ve etkili yeni bir yönetim modelini uygulamak istiyor. Aslında Trump, uyguladığı bu yeni yönetim modeliyle de kısmen muradına ermiş gibi görünüyor. Dikkat ederseniz son günlerde tüm Avrupa ülkeleri ulusal gelirlerinden
askeri harcamalar için ayırdıkları payları arttırmak zorunda kaldılar. Böylece Amerikan silah endüstrisi için yeni ve büyük bir pazar oluştu. Ve dünyada Avrupa lehine ve Amerika aleyhine gelişmekte olan dünya ticaretinden alınan pay oranları dönüşüme uğrayarak yeniden Amerika lehine dönmeye başladı. Tabii buna benzer, Amerika lehine daha pek çok gelişme de yaşandı. Dikkat ederseniz, son günlerde birbiri ardına yaşanan bu çeşit olaylar nedeniyle bizlerin dünya medyasından sıklıkla duymaya başladığımız gibi; “kriz”, “şok” ve özellikle de “kaos” gibi kavramlar dünya kamuoyunun en çok tartıştığı ve gazete ve televizyonların en çok üzerinde durduğu en güncel kavramlar haline geldi. Söz konusu kavramlar aynı zamanda yönetim bilimlerinde de yeni ve güncel yönetim model ve yaklaşımları olarak ele alınmaya ve üzerlerinde çalışılmaya başlandı. Bu bağlamda, kriz yönetimi, şok yönetimi ve kaos yönetimi gibi çağdaş yönetim anlayış ve yaklaşımları, yönetim bilimlerinin önemli birer alt disiplini olarak ön plana çıkmaya başladı. Bilindiği gibi, kriz sözcüğü kısaca; birdenbire ortaya çıkan ve o kurumun, işletmenin ya da kişinin varlığını tehdit eden tehlikeli durum olarak tanımlanmaktadır. Bu gibi durumlarda “kriz yönetimine” geçilmesi gerekmektedir. Şok sözcüğü ise TDK Sözlüğünde “ani bir değişiklik sonucunda ortaya çıkan şaşkınlık. Şaşırtıcı, alışılmamış, beklenmedik kaza, beklenmeyen bir olay, bazı ilaç ve uyuşturucuların yarattığı fiziksel veya ruhsal etkiler sonucunda insanda birdenbire gelişen karmaşık belirtilerin tümü” şeklinde tanımlanmaktadır. Şok Yönetimi ise, 70’li yıllardan sonra ABD’de uygulamalarını gördüğümüz bir yönetim modeli ve yaklaşımıdır. Bu modelde, büyük halk kitlelerinin aleyhlerine olacak ve tepkisini çekecek bazı yönetsel kararlar alınmadan önce geniş halk yığınları üzerinde onları şoka sokacak büyük bir etkinlik düzenlenmektedir. Alınacak asıl yönetsel kararlar, kitleler büyük bir şok içerisinde, dikkatleri başka yönde, olayları algılayamaz ve değerlendirme yapamaz durumda iken halka hissettirmeden alınarak hayata geçirilmektedir. Bu şekilde halkın yönetime karşı olan tepkileri nötrleştirilmektedir. Sözlüklerde açıklandığı biçimiyle "düzensizlik ve karmaşa" anlamına gelen Kaos kavramına gelince; bu kavram sosyal ve siyasal bilimlerde ve yönetim bilimlerinde henüz yeni bir kavram olarak ele alınmasına rağmen, kavramın kökenleri insanlığın ilk çağlarına kadar girmektedir. Antik Yunan filozoflarının “kaos” kavramını ele alan çeşitli çalışmalar yaptıkları bilinmektedir. Sosyal ve siyasal bilimlerdeki “Kaos Kuramı” sayısal bilimlerden alınan karmaşıklık (complexity) kuramının özel bir şeklidir. Kaos kuramı’nın bilimsel temelleri yaklaşık yüzyıl önceye, Fransız matematikçi Henri Poincare’e kadar uzanmaktadır. Poincare, doğadaki dinamik sistemlerde dikkatten kaçan küçük bir noktanın büyük sonuçlara neden olduğunu, bilim adamlarının böylesi durumları rastlantı olarak kabul ettiklerini vurgulamıştır. Kaosun kavramsallaşması 1980’li yıllarda olmuştur. Kavram ile ilgili en doğru tanımı veren teorik fizikçi Jensen, kaosu “kompleks, doğrusal olmayan dinamik sistemlerin düzensiz ve öngörülemez davranışı” şeklinde tanımlamıştır. Kaos yazınında önemli katkıları olan meteoroloji uzmanı Edward Lorenz, ünlü çalışmasının sonunda; Amazonlarda bir kelebeğin kanat çırpmasıyla havada oluşacak dalgaların dünyanın bir diğer ucunda bir müddet sonra bir kasırgaya neden olabileceğini açıklamış ve bu kurama “Kelebek Etkisi” adını vermiştir. Son yıllarda meydana gelen ekonomik, teknolojik, siyasi değişimler ve küresel çaptaki terör olayları ile bu yüzyılın “Bilgi Çağı” olması, tüm devletlerin dünyaya ve yönetime bakışlarını değiştirmiştir. Dünyada her şey çok hızlı değişmektedir. Ve bu değişimler devletlerin ve toplumların varlıklarını tehdit etmekte, dengelerini bozmaktadır. Bozulan dengelerin yeniden ve daha sağlıklı bir biçimde kurulması ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle her düzeydeki yöneticinin, her an ortaya çıkma olasılığı olan kaoslara karşı örgütlerini koruma ve ayakta tutma bilincine sahip olması gerekmektedir. Bu da ancak “kaos yönetimi” bilgi ve becerisiyle mümkün olabilmektedir. Kısaca kaos yönetimi, şok yönetimine benzer şekilde, devletlerin, toplumların ve büyük halk kitlelerinin aleyhlerine olacak ve tepkisini çekecek bazı yönetsel adımlar atılmadan önce geniş halk yığınları üzerinde onları şoka sokacak ve kaosa sürükleyecek büyük bir etkinlik düzenlenmesidir. Kaos yönetimi, alınacak asıl yönetsel kararlar ve atılacak olan asıl adımlar, kitleler büyük bir şok ve kaos içerisindeyken ve dikkatleri tamamen başka yöne çevrilmişken halka hissettirmeden kararlar alınarak bunların hayata geçirilmesidir. Bu nedenle günümüzün iyi yöneticileri bir sorun ortaya çıktıktan sonra onu en iyi şekilde çözen yöneticiler değildir. Günümüzün iyi yöneticileri, bir sorun daha ortaya çıkmadan önce onu doğru biçimde öngörebilen ve bu sorun daha ortaya çıkmadan ona karşı önlemler alarak sorunun ortaya çıkmasını önleyebilen yöneticilerdir.
Şok, kriz ve kaos gibi olgular günümüzde içinde yaşadığımız bilgi çağının olağan olgularıdır. Dünyadaki bu hızlı değişimlerin artarak devam edeceği gerçeği tartışmasız bir realitedir. Bu nedenle, günümüzün her düzeydeki yöneticileri “proaktif” ve nitelikli olmak ve örgütlerini stratejik yönetim anlayışıyla yönetmek zorundadırlar. Yöneticinin proaktif ve nitelikli olması ve örgütlerini stratejik yönetim anlayışlarıyla yönetmeleri artık bir tercih değil bir zorunluktur. Aksi takdirde geleneksel ve köhnemiş yönetim anlayışına sahip, modası geçmiş yöneticiler, günümüzün bu özellikli sorunlarıyla baş edemezler ve fonksiyon yerine getiremezler. Ve bu çeşit nedenlerle, örgütlerini, işletmelerini ve kurumlarını çeşitli sorunlarla baş başa bırakarak, örgütlerinin ağır bir yıkıma doğru sürüklenmesine neden olabilirler. Unutmayalım ki Trump, “kaoslarla Yönetim” modelini bilinçli bir strateji olarak tercih etmiştir. Şimdilik muradına ermiş ve tüm dünyayı sarsan kaotik bir ortam yaratabilmiştir. Kaos yaratan bu tarz müdahalelerin ardı gelecekmiş gibi görünmekte ve bu yollu açıklamalar yapılmaktadır. Bu nedenle, her düzeydeki yöneticilerimiz yeni ve şok dalgası yaratan bu tip kaotik gelişmelere her an hazırlıklı olmalıdır. Çünkü Karakas saldırısının dünya dengelerinde yarattığı sarsıntı ve belirsizlik ortamı uzunca bir süre daha devam edecekmiş gibi görünmektedir.
MEÜ E. Öğr. Gör. Uzm. Celal TEZEL