Sessiz kalmak, bazen konuşmaktan daha ağır bir bedel ödetir.

Kimi liderler en kritik anlarda susar; kimi konuştuğunda, yanlış zamanda konuşur. Kemal Kılıçdaroğlu’nun son röportajı tam olarak bunu gösteriyor: Siyasette zamanlama, içerikten çok şey belirler.

Siyasetin hafızası zayıf değildir; sadece affetmez. Türkiye siyasetinin hafızasında Kemal Kılıçdaroğlu’nun adı, ne yazık ki en çok konuşmadığı anlarla anılır. Sessiz kaldığı geceler, siyasal tarih açısından unutulmayacak boşluklar yaratmıştır.

Milyonlarca mühürsüz oyla rejimin değiştiği referandum gecesinde, muhalefetin lideri ortada yoktu. Ardından gelen seçim gecelerinde de tablo değişmedi: Geciken açıklamalar, belirsiz mesajlar, bir türlü sahiplenilmeyen sonuçlar…

Bu suskunluk, yalnızca kişisel bir tercih değil; muhalefet açısından tarihsel bir kırılma anının yönetilememesiydi.

Aradan zaman geçti.

Kılıçdaroğlu koltuğunu kaybetti.

Ve tam da o noktada, yıllarca duyulmayan sesi bir anda yükseldi.

Ne var ki bu ses, partisini iktidarın baskısından korumaya dönük bir refleks üretmedi. Aksine, CHP’nin en kırılgan olduğu bir dönemde, partiyi savunma hattının gerisine düşüren bir dil kurdu.

CHP ağır bir siyasi operasyon atmosferi altındayken, ortada yalnızca iddialar varken, henüz yargı tarafından doğrulanmış tek bir somut bulgu yokken, eski genel başkanın iktidara yakın bir gazetede “arınma”, “temizlenme”, “yolsuzlukla anılmamalıyız” gibi ifadeler kullanması, siyasal iletişim literatüründe açık bir karşılığa sahiptir: söylemsel meşrulaştırma.

Bu, suçlamaların gerçekliğini kanıtlamadan, onların dilini yeniden üretmek demektir.

Başka bir ifadeyle: Rakibin kurduğu anlatıyı, içeriden tahkim etmektir.

Siyasette bundan daha stratejik bir hata yoktur.

Bu noktada mesele “doğruyu yanlış yerde söylemek” de değildir. Çünkü ortada doğrulanmış bir gerçek yoktur. Yargı kararı yoktur, kesinleşmiş bir dosya yoktur. Buna rağmen kullanılan dil, “bir şeyler var” duygusunu üretir. İşte tam da bu nedenle mesele ahlaki değil, siyasaldır; etik değil, zamansaldır.

Edebi bir benzetmeyle ifade edersek:

Henüz yangın olup olmadığı bilinmeyen bir evin önünde, “Evi baştan aşağı yenilemek lazım” demeye benzer bu. Söylenen söz belki masumdur; ama bağlam, o sözü gereksiz tartışmalara açık hâle getirir.

Siyaset bağlamdan bağımsız işlemez.

Zamanlama, içerikten bazen daha belirleyicidir.

Kılıçdaroğlu’nun yıllarca sessiz kaldığı tarihsel eşiklerde göstermediği refleksi, bu kez kendi partisine yöneltmesi tesadüf değildir; bu bir liderlik problemidir.

Ortaya çıkan tablo, yalnızca bir siyasal strateji hatası değil, aynı zamanda ciddi bir liderlik paradoksudur:

En çok konuşması gereken anlarda susan bir lider, en çok susması gereken anda konuşmaktadır.

Bu nedenle söz konusu röportaj bir özeleştiri olarak okunamaz. Sözler, CHP’nin hassas olan savunma hattında gereksiz tartışmalar doğurmuştur; yanlış zamanlama ve bağlam, etkisinin beklenenden farklı algılanmasına yol açmıştır.

Ve siyasetin en temel kuralı hâlâ geçerlidir:

İnsan ne söylediğiyle değil, ne zaman söylediğiyle tarihe geçer.