Narenciyecilik teknik eleman yokluğunun da acısını çekmektedir. Bahçecilerin ampirik (tecrübeyle/ deneysel) olarak tatbik ettikleri usuller, artık kendilerini de tatmin etmemektedir.

120 bin civarında portakal ağacına sahip olduğu 1930’ ların sonlarında da Mersin’ in narenciye sorunları vardı, bugün 4 milyon portakal ağacına yaklaşan varlığımıza karşın, önemli bölümü küresel boyutta, çok daha büyük sorunlarla baş etmeye çalışıyoruz..

Günümüz sorunlarını sıkça ele alıyor, dilimiz döndüğünce çözüm önerilerini de dillendirmeye çabalıyoruz..

Peki, toplasanız bin dönümlük bir bahçe büyüklüğüne eşdeğer, 1940’ların başındaki portakal ağırlıklı narenciye sektörünün ne gibi sorunları vardı?

Cumhuriyet döneminde Mersin’ i ziyaret eden yazarların izlenim ve gözlemlerini derlediğim yazı dizisinde 1944 yılının son aylarında kente gelen Cihad Baban özel bir yeri hak ediyor.

Baban tam bir hafta kalıyor Mersin’ de ve özellikle narenciye yanında o dönemde de kentin kanayan yarası haline gelen, bir türlü hayata geçirilemeyen liman projesini derinlemesine ve uzman titizliğiyle inceleyip çalıştığı gazetede yayınlıyor…

Narenciyeye gelince; 6 ana başlıkta topladığı sorun ve önerileri sıralarken, üretimin artması sonucu ürün fazlasında ortaya çıkacak darboğazın giderilmesinde ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesinin önemine dikkat çekiyor…

Baban’ ın sorun ve çözüm önerileri arasında şu bölüm çok önemli;

“Dış Pazar yanında ikinci tedbir yalnız narenciyeye mahsus olmak üzere, istihlak ve istihsal (tüketim ve üretim) merkezlerinde soğuk hava tesisatı vücuda getirerek, mahsulü bütün sene boyunca muhafaza etmenin çarelerini aramaktır.

Münhasıran narenciyeye tahsis edilecek bu soğuk hava depolarının içindeki hararet derecesi turunçgil fasilesinin bünyesine göre ayar edileceğinden zayiat ta az olacak ve yaz aylarında bol bol meyve yemek ve limonata içmek imkânı elde edilmiş bulunacaktır.

Bu iki tedbir alınsa da, gene narenciye mahsulünün verimi artmış ve narenciyecilik teşvik edilmiş olmayacaktır. Sarfiyatı arttırmak için, bu meyvelerimizi üçüncü bir tedbire başvurarak büyük bir sanayinin iptidai maddesi haline getirmeliyiz. Memnunlukla öğrenmiş bulunuyoruz ki, İnhisarlar İdaresi (Tekel), Adana’ da bir esans ve usare fabrikası kurmak için hazırlıklar yapmaktadır. Bu neviden işler büyük sermayeye ihtiyaç göstermediğinden ferdler tarafından da başarılabilir. Portakal, limon turunç kabuklarından esans istihsal etmek ve bu esansları memleket dâhilinde sarf ettikten sonra, ihraç ta etmek, yeni yeni işlerin açılmasına vesile verebilir. Usareler şişelerde uzun zaman durarak, meyvelerin çürümesinden ileri gelen zararları önleyeceği gibi, senenin her mevsiminde taze meyve suyu içmek fırsatını da bize kazandırır.”

78 yıl sonra Mersin’ in narenciyeyi değerlendirme alanlarına baktıkça nereden nereye geldiğimizi, daha doğru ifadeyle artan ve gittikçe sorun yaratmaya başlayan üretim sürecini başarsak ta farklı yan ürünlerle değerlendirme konusunda ilerlemek bir yana, arpa boyu yol alamayışımızı şaşkınlıkla izlemek can yakıcı…

Onca yıla inat değişmeyen tablonun benzerliği bununla da sınırlı değil, üreticinin örgütlenme zorunluluğunu şöyle dile getiriyor Baban:

“Dördüncü tedbir de, satışları tanzim etmek ve mutavassıtın (aracının) kârlarını müstahsile (üreticiye) mal etmek için artık klasik olan genel bir çareye başvurarak, müstahsilin teşkilatlanmasını sağlamak ve tüccar, kabzımal, madrabaz, vb. namı altında araya girenleri tasfiye etmektir. Bu satırları okuyan kabzımalların güleceklerini biliyorum, bilhassa meyve mevzuunda, bu mutavassıt sınıfın ortadan kalkmasının pek güç olduğunu da takdir ediyorum.

O müstahsiller birleşsinler, bir kooperatif kursunlar, bu kooperatif Türkiye’ nin her tarafında satış teşkilatı vücuda getirsin ve bu suretle müstahsil kendi malını kendi satsın demek çok kolaydır.*

Resmi bir teşekkül, bir kooperatif, daha mahsul çiçek açmamışken, parasını tehlikeye koyarak, bahçeciye avans veremez, kooperatifin memuru, kaç para maaş alırsa alsın, kabzımal gibi sabahın üçünde iş başı edemez. Bir kurşunkalemle ve yarım yamalak bir katiple muhasebe tutamaz, veresiye veremez, verirse takip edemez, icap ettiğinde manavın gırtlağına basarak parasını zorla alamaz.

Karaborsadan kâğıt, çember, çivi tedarik edip bahçeciye yollayamaz ve bütün bunları yapmadıkça, kabzımalın yerine geçemez ve onunla rekabet edemez. Kaldı ki, bahçeci de hotkâm (çıkarcılık) bir mahlûktur. Ne kadar sureti haktan görünürse görünsün, evvela kendi malını satmak ister, musavata (eşitlik), hakka kolay kolay razı olmaz.. Rakibini ezmeye çalışır ve bütün bu ruhi tezatlardan istifade eden mutavassıt ta haklı olarak, müstahsilin zararına, kendisine geniş bir hayat sahası bularak yaşar, durur.

Bununla beraber hastalığın tedavisinin zor olması, tedavi çarelerine başvurmamak için sebep teşkil etmez. Müstahsili teşkilatlandırmak için icap eden iktisadi, psikolojik amilleri hazırlamak üzere şimdiden teşebbüse girişmek te faydalıdır.

Mesela ilk çare olarak, kabzımalın hem komisyoncu hem tüccar olmasının önüne geçmek lazımdır. Kabzımal yalnız komisyoncu olarak kalmalıdır ki, mal para ettiği zaman kendisininkini fiyatlar düştüğü zaman da müstahsilinkini satmasın!...

Beşinci bir tedbir de şudur; narenciyenin son zamanlar zarfında verilen yeni bir karar misilli 510 numaralı kararnamenin** şümulü (kapsamı) dışına çıkarılmasıdır. Bu takdirde müstahsil veya tüccar elindeki mahsulü tutarak, piyasaya ihtiyacı nispetinde sevk edecek ve bugünkü gibi zararlı fiyat sukutlarına meydan verilmeyerek yaz aylarındaki darlığın da önüne geçilmiş olacaktır.

Narenciyecilik teknik eleman yokluğunun da acısını çekmektedir. Bahçecilerin ampirik (tecrübeyle/ deneysel) olarak tatbik ettikleri usuller, artık kendilerini de tatmin etmemektedir. Bunun için Ziraat Vekâletinin (Alata) civarında yeni kurulmakta olan “Teknik Bahçıvanlık ve Meyvecilik Okulu” ***nun önümüzdeki yıllarda mezun edeceği talebeler büyük bir sabırsızlıkla beklenmektedir.

**

Fenike’den İskenderun’ a kadar Anadolumuzun Akdenize bakan sahillerini baştanbaşa istila etmeye hazır narenciyeciliğin yirmi yıl evvelki haliyle bugünü arasında yapılacak mukayese bu sahadaki geniş inkişaf hamlelerini çok canlı olarak ortaya koyar. Bugüne kadar başıboş büyüyen bu nazlı

yavru artık gelinlik bir kız olmuştur. Onu dertleri ıstırapları ile yüz üstü bırakmak, hatta temayüllerine, arzularına körü körüne set çekmek, bir gün ya davulcuya ya zurnacıya kaçmasına sebep olabilir. İş işten geçtikten sonra, âhüzar ile vakit geçirmektense, onun gelişen şuuruna güvenerek gönül verdiği istikameti gölgelemeyerek tez elden baş göz etmek en kestirme yoldur. O zaman göreceksiniz bu memlekete ne hayırlı evlatlar yetiştirecektir.”

Narenciyenin başta Mersin olmak üzere tüm Akdeniz kıyılarına bereket getiren çok önemli bir sektör olduğu, Baban’ ın tanımlamasıyla o günlerde ‘hayırlı evlatlar yetiştirdiği’ yadsınamaz bir gerçek olarak karşımızda duruyor…

Keşke o hayırlı evladı sağlıklı büyütüp, onun da katkısıyla bugün Mersin’ i refaha erdirebilseydik…

*Şubat 2022 de yayınlanan araştırmama dayalı yazı dizisinden