CHP'nin son yerel seçim deneyimleri, yalnızca iktidarın uygulamalarını eleştirmenin yeterli olmadığını bir kez daha göstermiştir. Örgütsel zaaflar görmezden gelindiğinde, yakalanan toplumsal rüzgârın sandığa tam olarak yansıması mümkün olmamaktadır.
Altı beldede yapılan belediye başkanlığı seçimlerinde üç beldede aday çıkarılamamış olması ciddi bir yönetim sorunudur. Bir siyasi partinin, özellikle de iktidara alternatif olma iddiasındaki ana muhalefet partisinin, seçim yapılan bölgelerde aday belirleyememesi kabul edilebilir bir durum değildir. Üstelik bir belediye başkanlığının kazanıldığı bu süreçte, bazı beldelerde mevcut seçmen sayısının iki katını aşan taşınmış seçmen iddiaları kamuoyuna yansımıştır.
Yaklaşık 190 bin sandıkta görevlilerin belirlendiği yönündeki açıklamalar hatırlandığında, şu sorulara net cevap verilmelidir: Sandık görevlileri belirlenirken seçmen listeleri neden aynı titizlikle takip edilmedi? Askı sürecinde ilçe ve il örgütleri hangi çalışmaları yürüttü? Taşınmış seçmen iddialarına ilişkin kaç itiraz yapıldı? Yapıldıysa sonuçları neden kamuoyuyla paylaşılmadı?
Sandık güvenliği, seçim günü okul kapısında beklemekten ibaret değildir. Seçim güvenliği, seçmen listelerinin askıya çıkmasıyla başlayan, hukuki itiraz süreçleriyle devam eden ve oyların sayımına kadar uzanan çok katmanlı bir organizasyondur. Kâğıt üzerinde oluşturulan sandık kurullarıyla, sadece isim listeleri hazırlayarak seçim kazanılamaz. Siyasi örgütlenme, disiplinli saha çalışması ve sürekli denetim gerektirir.
Kalabalık mitingler elbette önemlidir. Toplumdaki değişim arzusunun görünür hâle gelmesine katkı sunar. Buna rağmen miting alanlarındaki coşku, sandık sonucunun garantisi olarak görülemez. Siyaset, meydanların heyecanıyla birlikte mahalle temsilcilerinin, sandık sorumlularının ve hukuk ekiplerinin eşgüdümlü çalışmasını zorunlu kılar. Seçim başarısını yalnızca oluşan atmosferin taşıyacağı düşüncesi, örgütsel rehavete yol açar.
CHP örgütlerinin önünde iki seçenek bulunmaktadır. İlki, her seçim sonrasında dış etkenleri sıralayarak sorumluluktan kaçmaktır. İkincisi ise samimi bir özeleştiri yaparak eksikleri gidermektir. Türkiye'nin içinde bulunduğu koşullar dikkate alındığında tercih edilmesi gereken yol açıktır. Her il ve ilçe örgütü, seçmen listelerinden sandık güvenliğine kadar tüm süreçleri profesyonel bir anlayışla yönetmek zorundadır. Başarıyı tesadüflere bırakan anlayışın sürdürülmesi hâlinde, ortaya çıkan her fırsat heba edilecektir.
Parti içi tartışmalar da bu çerçevede değerlendirilmelidir. CHP'nin enerjisini iç hesaplaşmalara tüketmesi, toplumsal beklentilerle örtüşmemektedir. Kemal Kılıçdaroğlu'nun son dönemdeki açıklamalarının ve genel merkezde yaptığı konuşmanın, parti içindeki ayrışmayı derinleştirdiğini düşünenlerin sayısı az değildir. Birlik ve ortak hedef vurgusu yerine ayrışmayı besleyen söylemlerin öne çıkması, CHP'nin iktidar alternatifi olma iddiasına zarar vermektedir.
Siyasi liderlik, kişisel hesapların değil toplumsal sorumluluğun gereğini yerine getirmeyi zorunlu kılar. Geçmişin tartışmalarını yeniden alevlendiren, parti tabanını karşı karşıya getiren ve ortak mücadele zeminini zayıflatan yaklaşımlar, yalnızca muhalefetin gücünü aşındırır. Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu şey, çatışmayı büyüten değil çözüm üreten bir siyaset anlayışıdır.
Tom Barrack'ın yaklaşımına benzer biçimde toplumsal fay hatlarını derinleştiren, kutuplaşmayı besleyen ve kurumsal yapıları zayıflatan siyasal anlayışların ülkeye istikrar getirmesi mümkün değildir. Böyle bir yönelim, sorunları çözmek yerine daha karmaşık hâle getirebilir. Demokrasi, güçlü kurumlar ve toplumsal uzlaşı zemininde gelişir. Siyasal aktörlerin sorumluluğu da bu zemini korumaktır.
CHP örgütleri için verilmesi gereken mesaj nettir: Miting alanlarındaki kalabalıklara güvenerek seçim kazanılamaz. Her sandığa, her seçmen listesine ve her hukuki sürece aynı ciddiyetle sahip çıkılmalıdır. Özeleştiri yapmaktan kaçınan, eksiklerini görmezden gelen ve örgütsel disiplini ikinci plana atan anlayışın başarı üretmesi mümkün değildir. Türkiye'nin geleceği için mücadele eden herkesin, önce kendi sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmesi gerekmektedir.