"Ne olursa olsun şerefinle yaşa oğlum."

Bir cümleydi.

Kısacık bir cümle.

Yıllar boyunca omuzlarımda taşıdığım en büyük mirasa dönüştü.

Babam Mehmet Ahi AK'ın ardından yirmi iki yıl geçti.

Yirmi iki yıl...

Bir insan ömründe küçümsenmeyecek kadar uzun bir zaman.

Çocukların büyümesine, saçların ağarmasına, şehirlerin değişmesine, alışkanlıkların unutulmasına yetecek kadar uzun.

Bir evladın babasını unutmasına yetmeyecek kadar kısa.

Takvimler durmadan değişti. İlkbaharlar geldi. Toprağa cemreler düştü. Yaz güneşleri kavurdu yolları. Sonbaharlar sararttı yaprakları. Kışlar sessizliğini bıraktı sokaklara.

Hayat kendi düzeninde akıp gitti.

İçimde duran özlem yerinden kıpırdamadı.

İnsan bazı kayıpları kabul ediyor.

Bazılarını taşımayı öğreniyor.

Bazılarıyla yaşamayı öğreniyor.

Babaya duyulan özlem başka bir yerde duruyor.

Aradan geçen yıllar acının biçimini değiştiriyor. İlk günlerde yakıcı olan yangın, zamanla derin bir sızıya dönüşüyor. Kalbin en sessiz köşesine yerleşiyor. Hiç konuşmasa da varlığını hissettiriyor.

Bir başarı haberinde...

Bir yol ayrımında...

Bir bayram sabahında...

Bir akşam sessizliğinde...

Bir fotoğrafa bakarken...

Bir türkü duyarken...

Ansızın çıkıp geliyor.

İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, babasının yanında kendini biraz çocuk hissediyor.

Yokluğunda da değişmiyor bu duygu.

Yaş aldım babam.

Sen gittiğinde olduğum yaştan çok uzağa geldim.

Hayata karıştım.

Mücadele ettim.

Yoruldum.

Ayağa kalktım.

Düştüm.

Yeniden yürüdüm.

Birçok şey değişti.

Bir şey değişmedi.

İçimde hâlâ sana anlatmak istediğim şeyler var.

Güzel haberler aldığımda aklıma gelen ilk insanlardan biri sensin.

Canımı sıkan bir olay yaşadığımda düşüncelerimde yer açtığım ilk insanlardan biri yine sensin.

Bazen bir cümle kurarken sesinin tınısını duyuyorum.

Bazen bir haksızlığa karşı çıkarken duruşunu görüyorum kendimde.

Bazen aynaya baktığımda yüzümde senden kalan çizgileri fark ediyorum.

İşte o anlarda anlıyorum.

Bazı insanlar ölmez.

Evlatlarının karakterine dönüşür.

Vicdanına dönüşür.

Hayata bakışına dönüşür.

Sen de öyle kaldın.

Başımı dik tutabildiysem...

Haksızlık karşısında susmadıysam...

İnsan olmanın değerini unutmadıysam...

Payın büyük babam.

Aramızdan ayrıldığın gün yalnızca bir insan eksilmedi hayatımdan.

Bir gölge çekildi üzerimden.

Bir çınar devrildi ardımdan.

Bir liman uzaklaştı kıyılarımdan.

Bir ses sustu.

Bir güven duygusu eksildi dünyamdan.

Yıllar geçti.

Özlem büyüdü.

Hatıralar derinleşti.

Değerin daha iyi anlaşıldı.

Bugün dönüp geriye baktığımda gururla söyleyebildiğim bir şey var.

Senin oğlun olmak hayatımın en büyük onurlarından biri.

Ne seni unutacak kadar zaman geçecek...

Ne geçen zaman seni unutturmaya yetecek...

Adın yaşayacak.

Öğrettiklerin yaşayacak.

Bana bıraktığın değerler yaşayacak.

Ben yaşadıkça sen de yaşayacaksın.

Özlemle...

Mehmet Ahi AK'ın evladı.

ÇINARIN GÖLGESİ

Yirmi iki yıl geçti

Takvimler eskidi

Saatler yoruldu

Mevsimler değişti

Hasret değişmedi

Bir çınarın gölgesinde büyümüştüm

Dalları güven veren

Kökleri sağlam

Yere düşsem kaldıran

Yolumu kaybetsem gösteren

Bir gün çekildi gölgesi

Güneş daha sert vurdu yüzüme

Rüzgâr daha soğuk esti

Yollar daha uzun göründü

Çocukluk uzaklaştı

Özlem yakınlaştı

Bir ses kaldı kulağımda

Ne olursa olsun şerefinle yaşa oğlum

Yıllar geçti

O söz eskimedi

Karanlık günlerde yol oldu

Zor zamanlarda güç oldu

Vicdanımın kapısını çalan bir ışık oldu

Başım sıkıştığında seni düşündüm

Sevindiğimde seni düşündüm

Yorulduğumda seni düşündüm

İçimdeki boşluğu dolduramadım

Bazı eksikler tamamlanmıyor

Bazı yokluklar kabullenilmiyor

Bazı insanlar unutulmuyor

Adın geliyor önce

Ardından yüzün

Ardından sesin

Kalbimde duran yerin

İlk günkü gibi

Yirmi iki yıl geçti

Hasret geçmedi

Yirmi iki yıl geçti

Sen geçmedin içimden