Bir fıkra bazen bir ülkenin aynasıdır.
Yusuf Ziya AK
Toplumları yönetmenin en eski yöntemlerinden biri korkudur. Korkan insan sorgulamaz. Sorgulamayan insan ise yönlendirilmeye, aldatılmaya ve sonunda elindekini kaybetmeye daha açık hâle gelir. Korkunun yanına bir de sahte umut eklendi mi, ortaya gerçeği görmekte zorlanan bir toplum çıkar.
Yıllar önce Aziz Nesin, toplumun kolay kandırılabilmesini eleştiren meşhur sözüyle dikkat çekmişti:
"Bu memlekette eşek yok mu?"
Bu söz birçok kişi tarafından hakaret gibi algılansa da aslında bir toplumsal uyarıydı. Nesin, insanların aklını ve sorgulama yeteneğini bir kenara bıraktığında, aynı oyunların tekrar tekrar sahneleneceğini anlatıyordu.
Aradan yıllar geçti.
Teknoloji değişti, iletişim araçları çoğaldı, bilgiye ulaşmak kolaylaştı. Ama korku üretme yöntemleri değişmedi.
Bugün de televizyon ekranlarında, sosyal medyada ve siyasetin dilinde aynı cümleleri duyuyoruz:
"Bizi seçmezseniz ülke biter."
"Sabredin, çok yakında her şey düzelecek."
"Felaket kapıda, bize mecbursunuz."
Korku pompalanıyor…
Ardından umut pazarlanıyor…
Ve insanlar, gerçekleri sorgulamak yerine anlatılan hikâyelere sarılıyor.
Tam da bu noktada yıllardır anlatılan o meşhur fıkra geliyor aklıma.
Bir şoför, yolda bir yolcu alır. Adam arka koltuğa oturur.
Şoför sorar:
— Hemşerim, kimsin?
Adam sakin bir sesle cevap verir:
— Ben Azrail'im. Senin canını almaya geldim.
Şoför önce güler.
— Sen de Azrail'e benziyorsun ha!
Adam istifini bozmaz.
— Daha önce Azrail gördün mü?
Şoför "Hayır." der.
Adam devam eder:
— Biraz sonra bir yolcu daha alacaksın. Ona beni sor.
Gerçekten de kısa süre sonra ikinci bir yolcu biner.
Şoför sorar:
— Şu arkadaki adamı görüyor musun?
Adam şaşkınlıkla cevap verir:
— Abi, arkada kimse yok.
Şoför korkmaya başlar.
Arkadan ses gelir:
— Arabayı kenara çek. İki rekât namaz kıl. Sonra canını alacağım.
Şoför korkudan titreyerek arabayı durdurur, iner, namaza durur.
Daha secdeye varmadan dolandırıcılar arabayı alıp uzaklaşırlar.
İşte mesele tam da budur.
Şoförü kandıran şey Azrail değildir.
Onu kandıran kendi korkusudur.
Korku, aklın önüne geçtiği anda insanlar kendi elleriyle sahip olduklarını teslim ederler.
Bugün de benzer yöntemleri görüyoruz.
Ekonomi kötüye gidiyor ama umut satılıyor.
Hayat pahalılaşıyor ama "biraz daha sabredin" deniliyor.
Her seçim döneminde yeni korkular üretiliyor.
Her krizde yeni düşmanlar gösteriliyor.
Toplum, sorunları tartışmak yerine korkularıyla meşgul ediliyor.
Çünkü korkan insan hesap sormaz.
Korkan insan sorgulamaz.
Korkan insan kolay yönetilir.
Asıl tehlike de burada başlıyor.
Bir ülkenin geleceği yalnız ekonomik krizlerle değil, düşünmeyen ve sorgulamayan toplumlarla da tehlikeye girer.
Demokrasi; korkuyla değil, özgür iradeyle güçlenir.
Vatandaş; tehdit edilerek değil, doğru bilgiyle karar vermelidir.
Gerçek vatanseverlik de budur.
Her söylenene inanmak değil…
Her söyleneni aklın ve vicdanın süzgecinden geçirebilmektir.
Aziz Nesin'in yıllar önce verdiği mesaj belki de bugün daha anlamlıdır.
Sorun insanların hata yapması değildir.
Sorun, aynı hataların defalarca tekrarlanmasına rağmen ders çıkarılmamasıdır.
Korku tacirleri değişebilir.
Yöntemleri değişebilir.
Söyledikleri sözler değişebilir.
Ama amaç hep aynıdır:
İnsanların korkularını kullanarak onların geleceğini ellerinden almak.
Sonra da geriye dönüp hep aynı soruyu sormak kalır:
"Arabamız nereye gitti?"
Oysa cevap bellidir.
Araba, onu korkularımıza teslim ettiğimiz gün elimizden çıkmıştır.