Osmanlı bahçelerinden Avrupa’ya giden lale, nasıl Hollanda’nın sembolü olduysa, Kuzey Denizi’nin haring balığı da Türk girişimcilerin eliyle Türkiye’nin sofralarına doğru yol alıyor.

Osmanlı bahçelerinden Avrupa’ya giden lale, nasıl Hollanda’nın sembolü olduysa, Kuzey Denizi’nin haring balığı da Türk girişimcilerin eliyle Türkiye’nin sofralarına doğru yol alıyor.

Bir zamanlar Busbecq’in İstanbul’dan götürdüğü lale Hollanda’nın simgesi oldu. Bugün ise Hollanda’nın simgelerinden haring, Türk girişimcilerin eliyle Türkiye’ye taşınıyor.

Turgut Torunoğulları: “Türkiye’deki otellerimizin tümünde Hollanda balık ürünlerinin satılması için kapılarımızı açıyorum” dedi.

De Telegraaf’ın tam sayfa yer verdiği etkinlikte Abdullah Tagi’nin “Beş yüz yıl önce laleleri bizden aldınız. Şimdi de biz Haring’i sizden alıyoruz” sözleri günün en çok konuşulan cümlesi oldu.

Abdullah ve Umut Tagi kardeşler, Hollanda’nın en geleneksel ürünlerinden birinde elde ettikleri başarıyla Türk toplumunun gurur kaynaklarından biri hâline geldi.

Togan Oral’ın yıllar önce kurduğu “Laleyi siz aldınız, haringi biz alıyoruz” cümlesi, bugün gerçeğe dönüşmeye başladı.

(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan)


İlhan KARAÇAY yazdı

Türkiye ile Hollanda arasındaki ilişkiler 500 yılı geride bırakırken, iki ülke arasındaki dostluğun sadece diplomatik belgelerde değil, günlük yaşamda ve sosyal hayatta da yaşamaya devam ettiğini gösteren anlamlı etkinliklerden biri daha gerçekleşti.

Türkiye’nin, Amersfoort Fahri Konsolosluğu’nun ev sahipliğinde düzenlenen “İkinci Türk-Hollanda Haring Partisi”, Hollanda’nın farklı kesimlerinden yaklaşık 500 davetliyi aynı çatı altında buluşturdu.

Woudenberg’deki tarihi De Viersprong malikanesinin bahçelerinde düzenlenen etkinlikte; siyaset, diplomasi, iş dünyası, kültür, sanat ve medya çevrelerinden çok sayıda isim bir araya geldi.
Ancak davetin dikkat çeken tarafı sadece katılımcı sayısı değildi.
Belki de daha önemlisi, davetlilerin önemli bölümünün Hollandalılardan oluşmasıydı.
Bu durum, yıllardır Türk toplumu tarafından düzenlenen etkinliklerde zaman zaman eksikliği hissedilen karşılıklı etkileşimin bu kez güçlü şekilde sağlandığını gösteriyordu.

Etkinliğe katılanlar arasında Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan’dan başka, Rotterdam Başkonsolosumuz Sevgi Kısacık, Amsterdam Başkonsolosumuz M. Burak Ersoy, Ticaret Ateşeleri, DEİK-DTİK Avrupa Temsilciler Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları, Fenerbahçe eski yönetim kurulu üyesi iş insanı Ertan Torunoğulları, UID Hollanda Başkanı Ertuğrul Kurt, TOVER Leiden Başkanı Durmuş Doğan, DTİK Hollanda Gelderland Bölgesi temsilcisi Rahmi Gemril, DTİK Limburg Bölgesi temsilcisi Murat Ateşalp, DTİK Genel Sekreteri Volkan Öztürk ve Amsterdam Esnaflar Birliği Başkanı Ramazan Kaya yer aldı.

Fahri Konsolos Titus F.P. Kramer’in ev sahipliğinde gerçekleşen organizasyon boyunca, Türk ve Hollandalı davetliler aynı masalarda oturdu, sohbet etti, yeni dostluklar kurdu ve geleceğe yönelik iş birliği imkânlarını değerlendirdi.
Bir anlamda haring, iki toplumun buluşmasına vesile oldu.

Meslektaşımız, şair, yazar ve program sunucusu Yavuz Nufel’in etkinlik sonrası yaptığı değerlendirmedeki şu cümle belki de günün en güzel özeti oldu: “Haring bahane, dostluk şahane.”
Gerçekten de gün boyunca yaşanan tablo tam olarak buydu.

Etkinliğe katılanlar yalnızca Hollanda’nın ünlü haringini tatmak için değil, aynı zamanda farklı çevrelerden insanlarla tanışmak, fikir alışverişinde bulunmak ve yeni ilişkiler geliştirmek için bir araya gelmişlerdi.

HOLLANDA’NIN GELENEĞİ İLE TÜRK MİSAFİRPERVERLİĞİ BULUŞTU

Hollanda’da yeni haring sezonu her yıl büyük ilgiyle karşılanıyor.
Yüzyıllardır devam eden bu gelenek, ülkenin kültürel hayatının önemli parçalarından biri olarak kabul ediliyor.
Yeni sezonun ilk haringleri açık artırmalarda satılıyor, özel davetler düzenleniyor ve ülkenin birçok kentinde çeşitli etkinlikler gerçekleştiriliyor.

Amersfoort Fahri Konsolosluğu tarafından düzenlenen Türk-Hollanda Haring Partisi de işte bu geleneğin Türk misafirperverliği ile birleştiği özel organizasyonlardan biri oldu.
Konuklara Hollanda’nın ünlü haringi ikram edilirken, Türk mutfağından seçkin lezzetler de sunuldu.
Özellikle Maraş dondurması büyük ilgi gördü.
Dondurmanın hazırlanışı sırasında yapılan gösteriler Hollandalı davetlilerin yoğun ilgisini çekti.
Birçok davetli uzun kuyruklar oluşturarak bu geleneksel Türk lezzetini tatma fırsatı buldu.Haring ile Maraş dondurmasının aynı etkinlikte buluşması, aslında günün genel ruhunu da yansıtıyordu.
Bir tarafta Hollanda’nın geleneksel lezzeti. Diğer tarafta Türkiye’nin geleneksel lezzeti.
Ve ortada dostluk.

KÜLTÜR VE SANAT DA ÖN PLANDA YER ALDI

Program boyunca yalnızca yemekler değil, kültürel gösteriler de büyük ilgi gördü.
Ege yöresine ait halk oyunları davetliler tarafından ilgiyle izlendi.
Zeybek gösterileri özellikle Hollandalı konuklardan büyük alkış aldı.

Sanatçı Ersoy Demir’in Türkçe, Hollandaca ve İngilizce seslendirdiği eserler ise gün boyunca etkinliğe ayrı bir renk kattı.
Farklı kültürlerden insanların aynı şarkılara eşlik etmesi, organizasyonun amaçlarından birinin başarıyla gerçekleştiğini gösteriyordu.

Ancak günün en ilginç anlarından biri hiç şüphesiz Hollanda’nın eski Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı ve Türkolog Erik Wasstraat’ın sahne önünde sergilediği performans oldu.
Ersoy Demir’in seslendirdiği “Erik Dalı” türküsünün ilk sözleri duyulur duyulmaz yerinden kalkan Wasstraat, müziğe eşlik etmeye başladı. Ardından da diğer Hollandalılar dans kervanına eklendi.
Türk kültürünü yakından tanıyan ve Türkiye’de uzun yıllar görev yapan Wasstraat’ın tetiklediği dans uzadıkça uzadı. Ortaya çıkan görüntüler günün en renkli kareleri arasında yer aldı.

YAVUZ NUFEL: BÖYLESİNİ İLK KEZ GÖRDÜM

Etkinliğe katılan isimlerden biri de gazeteci, yazar ve sunucu Yavuz Nufel’di.
Nufel, organizasyonla ilgili değerlendirmesinde özellikle katılımın kalitesine dikkat çekti.
Daha önce bu kadar çok üst düzey Hollandalı siyasetçi, yönetici, iş insanı ve kültür sanat temsilcisini aynı etkinlikte bir arada görmediğini belirten Nufel, organizasyona tam not verdi.
“Davet edildiğin yere erinme, edilmediğin yere görünme derler. Geçen yıl davetli değildim gitmedim. Bu yıl davet edildim ve gittim. Gördüğüm tablo gerçekten etkileyiciydi” diyen Nufel, gün boyunca oluşan dostluk ortamının etkinliğin en önemli başarısı olduğunu vurguladı.

Nufel’in ifadeleriyle: “Dostluk vardı. Muhabbet vardı. Tanışma vardı. Kaynaşma vardı. Türk misafirperverliği vardı. Daha ne olsun?”
Gerçekten de etkinlik boyunca gözlenen tablo, yalnızca resmî konuşmalarla sınırlı kalmayan samimi bir atmosferin oluştuğunu gösteriyordu.

BÜYÜKELÇİ YAZGAN’DAN VEDA KONUŞMASI

Etkinliğin en dikkat çekici konuklarından biri de Türkiye’nin Lahey Büyükelçisi Fatma Ceren Yazgan oldu. Kısa süre önce Kiev Büyükelçiliği görevine atanacağı açıklanan Yazgan, Haring Partisi’ne son kez katıldığını belirterek davetlilere veda etti.

Konuşmasında Türkiye ile Hollanda arasındaki tarihi ilişkilere değinen Yazgan, iki ülke arasındaki bağların yalnızca diplomatik düzeyde değil, insanlar arasındaki ilişkiler sayesinde de güçlendiğini vurguladı.

Yazgan’ın haring üzerinden yaptığı esprili değerlendirme ise salonda tebessüm yarattı.
Türkiye’de birçok kişinin Hollanda denildiğinde yalnızca lale ve yel değirmenlerini düşündüğünü söyleyen Büyükelçi, yakın gelecekte bu sembollere haringin de eklenebileceğini ifade etti.
Konuşmasının sonunda davetlilerden uzun süre alkış alan Yazgan, birçok kişiyle tek tek vedalaştı.

DE TELEGRAAF’TAN GENİŞ İLGİ

Etkinliğin yankıları yalnızca davetlilerle sınırlı kalmadı.
Hollanda’nın en büyük gazetelerinden De Telegraaf da organizasyona geniş yer ayırdı.
Gazete, Türk-Hollanda Haring Partisi’ni tam sayfa haber yaparken, özellikle Türk kökenli balıkçı Abdullah Tagi’nin açıklamalarını ön plana çıkardı.
Tagi’nin, “Beş yüz yıl önce laleleri bizden aldınız. Belki beş yüz yıl sonra herkes haringin Türkiye’den geldiğini düşünecek” sözleri haberde geniş yer buldu.
Bu sözler davetliler arasında da günün en çok konuşulan ifadelerinden biri oldu.
Çünkü bu esprili cümlenin arkasında aslında iki ülke arasındaki beş asırlık ilişkinin sembolik bir özeti yatıyordu.

ETKİNLİK GELECEK YILLARDA DA DEVAM EDECEK

Organizasyonun sonunda katılımcıların büyük bölümü etkinliğin geleneksel hale getirilmesi yönündeki görüşlerini dile getirdi.
Katılımcılar, Türk ve Hollanda toplumları arasında böylesine doğal ve samimi ortamların her geçen yıl daha fazla önem kazandığını belirttiler.

Amersfoort Fahri Konsolosu Titus F.P. Kramer ve organizasyonda görev alan ekip üyeleri Mehmet Keskin ile Birol Yoldemir’in uzun süren hazırlıkları sonucunda gerçekleştirilen etkinlik, birçok davetli tarafından son yılların en başarılı Türk-Hollanda organizasyonlarından biri olarak değerlendirildi.

Günün sonunda geriye yalnızca yenilen haringler, Maraş dondurmaları ve çekilen fotoğraflar kalmadı.
Aynı zamanda iki toplum arasında kurulan yeni dostluklar da kaldı.
Belki de Haring Partisi’nin gerçek başarısı tam olarak buydu.
Çünkü bazı etkinlikler yalnızca düzenlendikleri gün için yapılır.
Bazıları ise insanlar arasında kalıcı köprüler kurar.
Amersfoort’taki Türk-Hollanda Haring Partisi, ikinci gruba giren etkinliklerden biri olarak hafızalarda yerini aldı.
Ancak bu etkinliğin asıl ilginç tarafı yalnızca aynı sofrada buluşan insanlar değildi. Haring Partisi, farkında olmadan Türk-Hollanda ilişkilerinin 500 yıllık başka bir hikâyesini de yeniden gündeme taşıyordu. Çünkü bu hikâyenin bir ucunda lale, diğer ucunda ise haring vardı.

LALE İLE HARİNG GERÇEĞİ

BİRİ OSMANLI BAHÇELERİNDEN ÇIKTI, DİĞERİ KUZEY DENİZİ’NDEN GELDİ:

Nederlandse Iconen Collectie met Molen Fiets Tulpen en Klompen | Gratis Vector

Hollanda denildiğinde dünyanın aklına ilk ne gelir?
Kimine göre yel değirmenleri.
Kimine göre takunyalar.
Kimine göre peynir.
Ama dünyanın çok büyük bölümü için Hollanda’nın iki büyük sembolü vardır:
Lale ve haring.

Birisi rengârenk çiçek tarlalarının sembolüdür.
Diğeri Kuzey Denizi’nin tuzlu lezzetinin.
İlk bakışta birbirleriyle hiçbir ilgileri yokmuş gibi görünür.
Birisi bahçede yetişir.
Diğeri denizde yaşar.
Birisi gözlere hitap eder.
Diğeri damaklara.

Ama aslında lale ile haring arasında çok ilginç bir ortak nokta vardır.
İkisi de Türkiye ile Hollanda arasındaki ilişkilerin sembollerinden biri hâline gelmiştir.
Üstelik biri geçmişi anlatırken, diğeri geleceği anlatmaktadır.
Amersfoort’taki Türk-Hollanda Haring Partisi’nde dolaşırken aklıma sürekli bu düşünce geldi.
Çünkü davetliler haring yerken, aslında farkında olmadan 500 yıllık bir hikâyenin yeni bölümünü de yazıyorlardı.

HOLLANDA’NIN EN ÜNLÜ ÇİÇEĞİ HOLLANDA’DA DOĞMADI

Bugün Keukenhof’a giden milyonlarca turist, uçsuz bucaksız lale tarlalarını görünce bu çiçeğin Hollanda’da doğduğunu sanır.
Oysa gerçek farklıdır.
Lalenin Avrupa yolculuğu İstanbul’dan başladı.
Yıllardır bu konuda araştırmalar yaptım.
Defalarca yazdım.
TRT yayınlarında anlattım.


Lale soğanlarını Hollanda’daki dostuna gönderen Busbecq, Fransa’da yer alan aynı isimli bir köyde doğmuş ve orada ölmüştü. TRT ekibi ile birlikte gittiğimiz Busbecque’de, tarihi adamın mezarını da bir kilise içinde bulduk. Busbecq konusunu araştırmacı Veyis Güngör anlatmıştı.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul’da görev yapan Avusturya Büyükelçisi Ogier Ghiselin de Busbecq, görev dönüşünde yanında yalnızca diplomatik raporlar götürmedi.
Lale soğanlarını da Avrupa’ya taşıdı.
Yıllardır yazılarımda ve televizyon programlarında anlattığım bu hikâye, bugün Hollanda’nın dünya çapındaki lale başarısının başlangıç noktası olarak kabul ediliyor.
Sonrası tarihtir.
Avrupa önce laleyi tanıdı.
Sonra sevdi.


Lale soğanlarının ilk ekildiği, Leiden’deki Hortus Botanicus bahçesi

Daha sonra Hollandalılar bu çiçeği bir sanat eserine dönüştürdü.
Yeni türler geliştirdiler.
Yeni renkler elde ettiler.
Ticarete dönüştürdüler.
Dünyaya pazarladılar.
Bugün dünya lale ticaretinin merkezi Hollanda’dır.
Bunun aksini söylemek mümkün değildir.

Ancak başlangıç noktası da unutulmamalıdır.
Bu nedenle Hollanda’nın lale hikâyesinde Türkiye’nin özel bir yeri vardır.
Lale yalnızca bir çiçek değildir.
İki ülke arasındaki tarihî bağın yaşayan sembollerinden biridir.

ŞİMDİ HİKÂYE TERS YÖNE AKIYOR

Aradan yaklaşık beş asır geçti.
Bu kez yolculuk ters istikamette ilerlemeye başladı.
Çünkü şimdi sahnede haring var.
Haring, Hollanda kültürünün en güçlü geleneklerinden biridir.
Kuzey Denizi’nin ürünüdür.
Yüzyıllardır Hollanda sofralarının vazgeçilmezidir.
Yeni sezonun ilk haringi çıktığında gazeteler manşet atar.
Televizyonlar canlı yayın yapar.
Açık artırmalar düzenlenir.
İş dünyası özel davetler verir.

Kısacası haring, Hollandalılar için yalnızca bir balık değildir.
Kültürdür.
Gelenektir.
Kimliktir.
Her ne kadar, elit tabaka yiyeceği olsa da, tıpkı bizim için lakerda neyse, Hollandalılar için de haring odur.
İşte bu yüzden Amersfoort’taki Haring Partisi sıradan bir davet değildi.
Çünkü burada iki kültür aynı masada buluşuyordu.
Bir tarafta Osmanlı’dan Avrupa’ya giden lalenin hikâyesi vardı.
Diğer tarafta Hollanda’dan Türkiye’ye doğru yola çıkan haringin hikâyesi.

TAGİ KARDEŞLER HİKÂYENİN TAM ORTASINDA DURUYOR

Bu hikâyenin en ilginç tarafı ise hiç şüphesiz Tagi kardeşlerdir.
Abdullah ve Umut Tagi’nin hikâyesi, aslında Türk göç tarihinin en dikkat çekici başarı öykülerinden biridir.
Çünkü onlar yalnızca balık satmadılar.
İki kültür arasında köprü kurdular.

Yıllar önce yaptığım röportajlarda bana anlattıkları hayaller bugün birer birer gerçekleşiyor.
Bir zamanlar Hollanda’nın milli yiyeceği olarak görülen haring, bugün Türkler tarafından da tanınmaya başladı.
İstanbul’da Hollanda balık ürünleri satılması bundan birkaç yıl önce birçok kişiye hayal gibi gelebilirdi.

Bugün ise bu gerçekleşmeye başladı.
De Telegraaf’a konuşan Abdullah Tagi’nin sözleri de bunu doğruluyor.
Türklerin artık haringe daha fazla ilgi gösterdiğini anlatıyor.
Ekmek arasında.
Soğanla.
Turşuyla.
Kendi damak zevklerine uyarlayarak tüketmeye başladıklarını söylüyor.
Belki de kültürler arasındaki alışveriş tam olarak böyle gerçekleşiyor.
Kimse kendi kimliğini kaybetmiyor.
Ama yeni tatlar öğreniyor.
Yeni alışkanlıklar kazanıyor.
Yeni dostluklar kuruyor.

LAKERDA İLE HARİNG ARASINDAKİ GÖRÜNMEYEN AKRABALIK

Bazıları şöyle düşünebilir: “Türklerle haringin ne ilgisi var?”
Aslında düşündüğümüzden daha fazla ilgisi var.
Çünkü Türk mutfağında da tuzlanarak olgunlaştırılan balık geleneği bulunuyor.
Lakerda bunun en güzel örneğidir.
Özellikle İstanbul kültüründe lakerda yalnızca bir meze değildir.
Aynı zamanda bir gelenektir.
Bir ustalıktır.
Bir sabır işidir.
Haring de böyledir.
O da özen ister.
Ustalık ister.
Tecrübe ister.

Bu nedenle haring ile lakerda birbirinin aynısı olmasa da, aynı deniz kültürünün farklı temsilcileri olarak görülebilir.
Belki de bu yüzden haring Türk damak tadına sanıldığı kadar uzak değildir.

ABDULLAH TAGİ’NİN ŞAKASININ ARKASINDAKİ DERİN GERÇEK

Amersfoort’taki partide günün en çok konuşulan sözlerinden biri Abdullah Tagi’den geldi.
Gülümseyerek şöyle dedi: “Beş yüz yıl önce laleleri bizden aldınız. Belki beş yüz yıl sonra herkes haringin Türkiye’den geldiğini düşünecek.”

Salonda gülüşmeler oldu.
Ama bu söz aslında yalnızca bir şaka değildi.
İçinde önemli bir mesaj taşıyordu.
Çünkü Tagi’nin anlatmak istediği şey haringin kökeni değildi.
Kültürel alışverişti.

Lalenin Hollanda ile özdeşleşmesi nasıl yüzyıllar aldıysa, haringin de Türkler tarafından benimsenmesi zaman alacak.
Ama süreç başlamış durumda.
İstanbul’da satılan haring bunun ilk işaretlerinden biridir.
Türklerin haring partilerine ilgi göstermesi ikinci işarettir.
Türk girişimcilerin sektörde söz sahibi olması ise üçüncü işarettir.

Hollanda’daki en tanınmış işadamlarından Turgut Torunoğulları, Tagi kardeşlere bir çağrı yaparak şunları söyledi: “Türkiye’deki otellerimizin tümünde Hollanda balık ürünlerinin satılması için kapılarımızı açıyorum.”

TOGAN ORAL YILLAR ÖNCE ASLINDA BUGÜNÜ ANLATMIŞTI

Bu noktada yıllar önce Rotterdam’da yapılan bir konuşmayı hatırlamamak mümkün değil.
Tagi kardeşlerin kazandığı ödül töreninde dönemin Rotterdam Başkonsolosu Togan Oral şu tarihi cümleyi kurmuştu: “Siz bizden laleyi alarak dünyaya tanıttınız. Şimdi ise biz sizden ringa balığını alarak hem Türkiye’ye hem de dünyaya tanıtacağız.”

O gün bu sözler salonda alkışlanmıştı.
Bugün ise gerçekleşmeye başladığını görüyoruz.
Çünkü artık haring yalnızca Hollandalıların balığı değildir.
Türk girişimcilerin de hikâyesinin parçasıdır.
Türk-Hollanda ilişkilerinin de parçasıdır.

BİR ÇİÇEK VE BİR BALIKTAN DAHA FAZLASI

Lale ile haring arasındaki ortak nokta aslında ne çiçektir ne de balık.
Ortak nokta insandır.
Meraktır.
Paylaşmaktır.
Birbirinden öğrenmektir.
Yüzyıllar önce Osmanlı bahçelerinden çıkan bir lale Avrupa’ya gitti.
Bugün Hollanda’nın sembolü oldu.

Yüzyıllar sonra Hollanda’nın sembollerinden biri olan haring, Türk girişimcilerin ellerinde yeni bir yolculuğa çıktı.
Belki hiçbir zaman lale kadar ünlü olmayacak.
Belki hiçbir zaman milyonlarca turist haring görmek için Hollanda’ya gelmeyecek.
Ama bir gerçek değişmeyecek:
Lale iki ülke arasında geçmişin köprüsünü kurdu.
Haring ise geleceğin köprüsünü kuruyor.

Ve Amersfoort’taki Haring Partisi bize bir kez daha gösterdi ki, bazen ülkeler arasındaki dostlukları en iyi anlatan şey büyük siyasi anlaşmalar değil, aynı sofrada paylaşılan küçük bir balık ve yüzyıllar önce yola çıkmış mütevazı bir lale soğanı olabiliyor.

DENİZİ GÖRMEDEN HOLLANDA’NIN BALIKÇILIK KRALLARI OLDULAR

TAGİ KARDEŞLERİN HİKÂYESİ SADECE BİR TİCARET BAŞARISI DEĞİL, AYNI ZAMANDA BİR GÖÇ VE ENTEGRASYON HİKÂYESİDİR

Amersfoort’taki Türk-Hollanda Haring Partisi’nde herkes haringi konuşuyordu.
Kimi yeni sezonun kalitesini…
Kimi Kuzey Denizi’ndeki avı…
Kimi de Hollanda’nın bu köklü geleneğini…
Ancak orada bulunan herkesin belki de farkında olmadığı başka bir gerçek daha vardı.
O da şu: Bugün Hollanda’nın en önemli haring isimlerinden biri olarak kabul edilen Abdullah Tagi ile kardeşi Umut Tagi’nin hikâyesi, aslında yalnızca balıkçılık hikâyesi değildir.

Bu hikâye aynı zamanda Hollanda Türk toplumunun son yarım yüzyıllık serüveninin özetidir.
Çünkü bu hikâyede göç vardır.
Çalışmak vardır.
Uyum sağlamak vardır.
Mücadele vardır.
Başarı vardır.
Ve sonunda takdir görmek vardır.

İşte bu nedenle Tagi kardeşlerin hikâyesi, yalnızca haring sektörünün değil, Hollanda Türk toplumunun da en dikkat çekici başarı öykülerinden biri olarak değerlendirilebilir.

HOLLANDA’YA GELDİKLERİNDE DENİZİ BİLE GÖRMEMİŞLERDİ

Yıllar önce kendileriyle yaptığım görüşmelerde dikkatimi çeken ilk ayrıntılardan biri buydu.
Abdullah Tagi henüz dokuz yaşındayken Hollanda’ya gelmişti.
Kardeşi Umut ise Hollanda’da doğmuştu.
Aile Anadolu’nun iç kesimlerinden geliyordu.
Denizle büyümemişlerdi.
Balıkçılıkla ilgileri yoktu.
Hatta çocukluk yıllarında denizi bile görmemişlerdi.
Ama hayat bazen insanı hiç beklemediği yerlere götürüyor.

Tagi kardeşler de Hollanda’da büyürken kendilerini bir gün ülkenin en önemli balık tüccarları arasında bulacaklarını elbette bilmiyorlardı.
Onlar da diğer binlerce Türk ailesi gibi daha iyi bir gelecek kurmaya çalışan göçmen bir ailenin çocuklarıydı.
Ancak çalışmayı seçtiler.
Öğrenmeyi seçtiler.
Pes etmemeyi seçtiler.
Ve sonunda Hollandalıların milli lezzeti sayılan haring sektöründe zirveye çıktılar.

HOLLANDA MEDYASI ONLARI KONUŞMAYA BAŞLADI

2014 yılına gelindiğinde Hollanda kamuoyu ilginç bir tabloyla karşılaştı.
Ülkenin önde gelen gazetelerinden Algemeen Dagblad tarafından geleneksel olarak düzenlenen “En İyi Haring” yarışmasını yine iki Türk kardeş kazanmıştı.
Üstelik bu ilk kez olmuyordu.
İkinci kez de olmuyordu.
Üçüncü kez üst üste oluyordu.
Bu durum yalnızca sektörün değil, medyanın da dikkatini çekti.
Gazeteler geniş haberler yaptı.
Televizyonlar röportajlar yayınladı.
Yorumcular bu başarıyı entegrasyonun en güzel örneklerinden biri olarak değerlendirdi.
Çünkü ortada sıradan bir başarı yoktu.

Hollandalıların kültürel kimliğinin önemli parçalarından biri kabul edilen haring sektöründe, iki Türk kardeş zirveye çıkmıştı.
Hem de arka arkaya üç yıl boyunca.
Bu nedenle bazı gazeteler haberi yalnızca ekonomik başarı olarak değil, aynı zamanda toplumsal uyumun örneği olarak değerlendirdiler.

IRKÇILARI ÜZDÜLER, ENTEGRASYONCULARI SEVİNDİRDİLER

O günlerde yapılan yorumlardan biri hâlâ hafızamdadır.
Bazı yayın organları Tagi kardeşlerin başarısını şu sözlerle duyurmuştu: “Türk kardeşlerin yeniden kazanması entegrasyona inananları sevindirdi, ırkçıları ise üzdü.”
Belki ifade sertti.
Ama verilen mesaj açıktı.
Başarı milliyet tanımıyordu.
Kalite pasaport sormuyordu.
İyi haringin sahibi Türk de olabiliyordu.
Hollandalı da.
Tagi kardeşler işte bu algıyı değiştiren isimlerden biri oldular.

ROTTERDAM BELEDİYE BAŞKANI AHMET ABOUTALEB VE BAŞKONSOLOS TOGAN ORAL’IN SÖZLERİ

Ödül töreninde yapılan konuşmalar da dikkat çekiciydi.
Rotterdam Belediye Başkanı Ahmet Aboutaleb, Tagi kardeşlerin başarısını “entegrasyonun en güzel örneklerinden biri” olarak tanımlamıştı.

Bu söz sıradan bir iltifat değildi.
Çünkü Aboutaleb de göçmen kökenli bir siyasetçi olarak bu başarının ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu.


Dönemin Rotterdam Başkonsolosu Togan Oral ise çok daha ilginç bir noktaya dikkat çekmişti.
Şöyle demişti: “Hollanda’ya gelmeden önce ne deniz ne de balık gören Türk kardeşlerin burada balıkçılık alanında bu seviyeye ulaşması gerçekten takdire şayandır.”

Aslında bütün hikâye bu cümlede gizliydi.
Çünkü burada başarı kadar azim de vardı.
Öğrenme isteği de vardı.
Uyum sağlama becerisi de vardı.

70 BİN HARİNGLE GELEN BAŞARI

Tagi kardeşlerin başarısı tesadüf değildi.
Yıllar boyunca kurdukları sistem sayesinde sektörün en güçlü oyuncularından biri hâline geldiler.
Norveç’ten gelen balıklar.
Tuzlama tesisleri.
İşleme merkezleri.
Soğuk zincir yatırımları.
Dağıtım ağları.
Perakende satış noktaları.

Bütün bunlar yıllar süren emeğin sonucuydu.
Bir dönem Hollanda genelinde günde yaklaşık 70 bin haring servis ettiklerini açıklamışlardı.
Bu sayı, haringin Hollanda’daki önemini anlamak açısından da dikkat çekicidir.
Birçok insan için yalnızca küçük bir balık gibi görünen haring, aslında milyonlarca euroluk bir ekonomiyi temsil ediyor.
Tagi kardeşler de bu ekonominin en önemli isimleri arasına girmeyi başardılar.

TÜRK TURŞUSU İLE HOLLANDA GELENEĞİNİ BULUŞTURDULAR

Tagi kardeşlerin başarısını anlatırken gözden kaçan başka bir ayrıntı daha vardır.
Onlar yalnızca mevcut sistemi uygulamadılar.
Kendi yorumlarını da kattılar.
Yıllar önce bana yaptıkları açıklamalarda, Türk salamura ve turşu geleneğinden ilham aldıklarını anlatmışlardı.

Belki de başarının sırrı biraz burada yatıyordu.
Çünkü bazen iki kültürün birikimi birleştiğinde ortaya yeni bir kalite çıkabiliyor.
Bir tarafta yüzyıllardır süren Hollanda haring geleneği.
Diğer tarafta Anadolu’nun salamura ve koruma kültürü.
Sonuçta ortaya ödüller getiren bir başarı hikâyesi çıktı.

HAYALLERİ TÜRKİYE’YE UZANIYORDU

Tagi kardeşlerle yıllar önce yaptığım görüşmelerde dikkatimi çeken bir başka konu da Türkiye hayalleri olmuştu.
O günlerde bana şunu söylemişlerdi: “Haringi Türkiye’ye götürmek istiyoruz.”

Birçok kişi bunu fazla iyimser bir hedef olarak görüyordu.
Çünkü Türkiye’de haring neredeyse hiç bilinmiyordu.
Türk damak tadı farklıydı.
Pazar alışkanlıkları farklıydı.
Ama onlar vazgeçmediler.
Çalıştılar.
Araştırdılar.
Bağlantılar kurdular.

Ve yıllar sonra Abdullah Tagi’nin De Telegraaf’a yaptığı açıklamaları okuduğumda, yıllar önceki o sohbetleri hatırladım.
İstanbul’da Hollanda balık ürünleri satmaya başlamışlardı.
Haring satıyorlardı.
Kibbeling satıyorlardı.
Ve Türklerin ilgisinin giderek arttığını söylüyorlardı.
Demek ki bazen hayallerin gerçekleşmesi için zamana ihtiyaç oluyormuş.

BU HİKÂYE BALIK HİKÂYESİ DEĞİLDİR

Tagi kardeşlerin hikâyesini yalnızca balıkçılık hikâyesi olarak okumak eksik olur.
Bu hikâye aslında Hollanda Türk toplumunun hikâyesidir.
Birinci kuşak geldi.
Çalıştı.
Çocuklarını büyüttü.
İkinci kuşak eğitim aldı.
Ticarete atıldı.
Yeni alanlara girdi.
Üçüncü kuşak artık Hollanda’nın her sektöründe söz sahibi olmaya başladı.
Siyasette.
Hukukta.
Tıpta.
Akademide.
Sanatta.
Ve evet, balıkçılıkta da…

Tagi kardeşler işte bu dönüşümün sembollerinden biridir.

HARİNGDEN DAHA DEĞERLİ OLAN ŞEY

Bugün Amersfoort’taki Haring Partisi’nde insanlar haring yiyordu.
Ama aslında kutlanan yalnızca yeni sezon balığı değildi.
Kutlanan şey, iki toplumun birbirinden öğrenebilme yeteneğiydi.
Kutlanan şey, göçmen bir ailenin çocuklarının Hollanda’nın en geleneksel sektörlerinden birinde zirveye çıkabilmesiydi.
Kutlanan şey, başarının köken sormadığını gösteren bir örnekti.
Ve belki de bu yüzden Abdullah Tagi’nin şu esprisi bu kadar ilgi gördü: “Beş yüz yıl önce laleleri bizden aldınız. Belki beş yüz yıl sonra herkes haringin Türkiye’den geldiğini düşünecek.”

Elbette haring hiçbir zaman Türkiye’den gelmedi.
Ama bir gerçek var ki, gelecekte Hollanda’da haringin hikâyesi anlatılırken Tagi kardeşlerin adı mutlaka anılacaktır.
Çünkü onlar yalnızca haring satmadılar.
Onlar, Hollanda Türk toplumunun başarı hikâyesine unutulmayacak bir sayfa eklediler.

Tagi kardeşleri ilk yazdığım gün ile bugün arasında yaklaşık on iki yıl var. O gün Rotterdam’daki ödül töreninde dile getirilen hayallerin, bugün Amersfoort’taki Haring Partisi’nde gerçeğe dönüşmeye başladığını görmek, bir gazeteci olarak bana ayrı bir mutluluk verdi.

Belki de bu yüzden Amersfoort’taki Haring Partisi yalnızca yeni sezon balığının kutlandığı bir organizasyon değildi.
Bir zamanlar Hollanda’ya işçi olarak gelen insanların çocuklarının, bugün Hollanda’nın en geleneksel sektörlerinden birinde zirveye çıkabildiğinin kutlamasıydı.
Lale ile başlayan hikâyenin yeni kahramanları artık Tagi kardeşlerdi.
Ve bu hikâye henüz bitmedi.