Kazım ALDOĞAN

Italo Calvino,"Yazılmış Dünya ve Yazılmamış Dünya" kitabında sık sık "iyi yazar"ın bilinmesini "iyi okur" la ilişkilendirir.

Calvino'ya göre nitelikli yazı, tesadüfen ortaya çıkan bir ilhamın sonucu oluşmaz.Nitelikli okuma, sadece olay örgüsünü takip etmek değil, metnin alt metnini, felsefi dayanaklarını ve yapısal kurgusunu çözümlemektir. İyi bir okur, metindeki küçük bir ayrıntıdan hareketle, o eserin evrensel genişliğine ulaşabilir. Bu analitik yetenek yazıya aktarıldığında, metin, sığ bir anlatı olmaktan çıkıp derinlikli bir yapıya kavuşur.

Calvino iyi bir okurun oluşmasında geçmiş deneyimlerin önemine sık sık atıfta bulunur:

"Nitelikli okur, hangi geleneğe eklemlendiğini veya hangi geleneğe başkaldırdığını bilir. Bu farkındalık, yazıya bir "aura" ve tarihsel bir ağırlık katar. Günümüzde yaşanan "anlatı krizi" veya "yazınsal sığlık" gibi sorunların temelinde, yazarların bu köklü diyalogdan kopuk olması yatar."der.

Calvino,"Anlatı Kişileri ve Adları" adlı yazısında ( sayfa 54) İtalyan okurlarına sadece İtalyan edebiyatıyla yetinmemelerini öğütler.Bu durum Calvino gibi bir dehanın evrensel hassasiyetini gösterir.Okuma çeşitliği "iyi okur" için mutlak bir izlektir aslında.

Calvino, kitabına adını verdiği "Yazılmış Dünya ve Yazılmamış Dünya" başlıklı yazısında ( sayfa 134) şöyle der:

"Çok zengin hatta yazılmamış olan dünyadan çok daha zengin olabilen ama yine de kendimi içinde konumlandırmak için özel bir ayarlamaya ihtiyaç duydum. Bir dünya üç boyuttan beş duyudan oluşan milyarlarca benzerimizin yaşadığı dünya dediğimiz ötekinin içinde yerimi yeniden bulabilmek için, yazılmış dünyadan kendimi ayırdığımda, bu, benim için doğum travmasını her defasında tekrarlamakla, bir dizi karmaşık duyuyu anlaşılabilir bir gerçeklik biçimi kazandırmakla, yok edilmeden beklenmeyenle yüzleşmek için bir strateji seçmekle eşdeğerdedir"

Calvino'nun bu yaklaşımı, bana kalırsa yazıyı sadece bir kayıt aracı değil, bir varoluşsal savunma mekanizması olarak konumlandırıyor. O’nun her yeni yazıyı "doğum travması" olarak betimlemesi, aslında dikkatli okura yeni bir şeyler keşfetme uyarısıdır. Eğer her yazı bir doğumsa, okur da bu doğumun ebesi konumundadır. Calvino, okuru pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp, o "strateji"nin bir parçası olmaya davet eder. ‘’Yazılmış dünya ile yazılmamış dünya’’ arasındaki gerilimi hissetmek, okurun metnin altındaki muhtemel boşlukları fark etmesini sağlar. Calvino’nun bu yaklaşımı, yazıyı bir sonuç değil, sürekli bir oluş hali olarak görmemize neden olur.

Calvino'nun okuru evrensel ufuklara salık vermesinin bir nedeni de O'nun deyimiyle "yazılmamış dünya" nın sınırsızlığını hatırlatmasıdır aslında. Okuru, yeni doğumlar için "yazılmamış dünya" ya davet eder. Bizi çevreleyen dünyada ne olup bittiğini bilmek ve anlamak elzemdir. Kendini dar sınırlara mahkûm eden okur eksiktir.

Calvino bu konuda şöyle der:

"Eğer senin gerçek dünyanın yazılmış dünya olduğunu söylüyorsan, eğer sadece orada kendini rahat hissedebiliyorsan, niçin ondan ayrılmak istiyorsun, niçin hâkimiyetin altına alamayacağın bu kocaman dünyada maceraya atılmak istiyorsun? Cevabı basit:Yazmak için.Benden beklenen şey,etrafıma bakınmam,olup biten bazı hızlı imgeleri yakalamam ve sonrasında tekrar yazı masamın başına dönüp çalışmaya devam etmem.Söz fabrikamı tekrar hayata geçirmem için,yazılmamış kuyulardan yeni yakıt çıkarmam gerekiyor."

Bugün, metnin dijital inisiyatifin marifetiyle hızla duygu ve anlamdan azade olduğu bu zamanda Calvino'nun 60 yıl önce söyledikleri hâla geçerli değil mi sizce?