Limmen kasabasında 3 binden fazla bitki türünü barındıran eşsiz bir müze olan Hortus Bulborum’un, daha çok ziyaretçi çekmesi için yardım yapan Rabobank’ın müdürü Uğur Pekdemir, “ İki ülkenin kültürel ortaklığı için yapılması gereken bir yardımdı” dedi.
Lale ve diğer çiçek çeşitlerinin tarihini ve bu büyük hikâyenin gerçek mimarı olan Busbecq’i ve lâlenin bilinmeyen yolculuğunu yazının sonunda bütün detaylarıyla okuyacaksınız.

İlhan KARAÇAY yazdı:
Bugün dünyada “Hollanda’nın simgesi” denildiğinde akla ilk gelen lâledir.
Uçsuz bucaksız tarlalar, milyonlarca turisti çeken bahçeler, milyarlarca Euro’luk bir ekonomi…
Ama bu hikâye Hollanda’da başlamadı.
Bu hikâye Anadolu’da başladı.
Osmanlı saray bahçelerinde, İstanbul’un zarif estetiğinde, Türklerin çiçeğe verdiği anlamda filizlendi. Lâle, sadece bir süs bitkisi değildi. Bir medeniyetin inceliğini, zevkini ve ruhunu yansıtan bir semboldü.
16’ncı yüzyılda Osmanlı topraklarına gelen Avusturya elçisi Ogier Ghislain de Busbecq, işte bu zarafeti fark eden ilk Avrupalılardan biri oldu. İstanbul’da geçirdiği yıllarda sadece siyasi görevini yerine getirmedi. Gördü, inceledi, yazdı. Türklerin disiplinine, temizliğine, estetik anlayışına hayran kaldı.
Ve en önemlisi, Anadolu’nun bu eşsiz çiçeğini Avrupa’ya taşıdı.
Busbecq’in İstanbul’dan götürdüğü lâle soğanları, dönemin önemli botanikçisi Charles de l’Ecluse’e ulaştı. Leiden’de ekilen bu soğanlar kısa sürede çoğaldı. Yeni türler geliştirildi. Ve bir süre sonra Hollanda’da lâle çılgınlığı başladı.
1636 ve 1637 yıllarında lâle soğanları astronomik fiyatlara satıldı. Bir lâle soğanı karşılığında evlerin verildiği günler yaşandı. Avrupa’nın ekonomik tarihinde eşine az rastlanan bu dönem, aslında Anadolu’dan gelen bir çiçeğin yarattığı etkiydi.
Bugün Hollanda’nın çiçekçilikte dünya devi olması, o gün atılan bu adımın sonucudur.
Ama işin ironik tarafı şudur:
Anadolu’nun çiçeği, yüzyıllar sonra “Hollanda’nın simgesi” olarak dünyaya tanıtıldı.
İşte şimdi, bu uzun hikâye Limmen’de yeniden anlam kazanıyor.
Hortus Bulborum, 3 binden fazla tarihi soğanlı bitki türünü barındıran eşsiz bir canlı müze. 16’ncı yüzyıldan kalma türlerin hâlâ çiçek açtığı bu bahçe, aslında tarihin ayakta kalan en somut tanıklarından biri.
1577 tarihli Fritillaria persica, 1595’in Duc van Tol laleleri, 1620’nin Zomerschoon’u…
Bunlar sadece çiçek değil. Bunlar yaşayan tarih.
Ve bu tarihin önemli bir bölümü Anadolu kökenli.
Hortus Bulborum, sadece geçmişi sergilemiyor. Aynı zamanda geleceği de üretiyor. Her yıl elle yapılan tozlaşmalarla yeni lâle türleri geliştiriliyor. Yani geçmiş ile gelecek aynı bahçede buluşuyor.
TAM DA BU NOKTADA, GÜNÜMÜZDEN ÖNEMLİ BİR DESTEK DEVREYE GİRİYOR.

Rabobank Noord-Holland-Noord’un müdürü Uğur Pekdemir’in öncülüğünde, Hortus Bulborum’a 30 bin Euro’luk katkı sağlandı. Bu destekle yeni bir depo ve bakım alanı inşa edilecek. Ama bu sadece bir yapı meselesi değil.
Bu, tarihin korunmasıdır.
Bu, Anadolu’dan çıkan bir kültürel mirasın yaşatılmasıdır.
Ve belki de en anlamlı tarafı şudur:
Yüzyıllar önce İstanbul’dan yola çıkan lâle, bugün Hollanda’da yine bir Türk’ün desteğiyle korunuyor.
Bu bir tesadüf değildir.
Bu, tarihin tamamlanmasıdır.
Bugün Keukenhof gibi dev çiçek bahçeleri milyonlarca ziyaretçi ağırlıyor. Hollanda ekonomisinin önemli bir bölümü çiçekçilikten geliyor. Ama bu büyük başarının temelinde, Osmanlı’dan Avrupa’ya uzanan o sessiz yolculuk yatıyor.

Limmen kasabasında 3 binden fazla soğanlı bitki türünü barındıran eşsiz bir müze olan Hortus Bulborum’un daha çok ziyaretçi çekmesi için yardım yapan Rabobank’ın müdürü Uğur Pekdemir, “ İki ülkenin kültürel ortaklığı için yapılması gereken bir yardımdı” dedi.

