Türkiye'nin sermaye piyasalarını sarsan fon krizi, artık yalnızca yatırımcıların parasını kaybetmesiyle açıklanabilecek bir mesele olmaktan çıkmıştır. Yüz binlerce insanın birikimini ilgilendiren bu olay, devletin denetim sorumluluğunu, finansal sistemin güvenilirliğini ve hukukun herkes için eşit uygulanıp uygulanmadığını tartışmaya açmıştır.
Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) 23 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre, yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verilmiş, bu fonlardaki tekil yatırımcı sayısı 455 bin 758 olarak açıklanmıştır.
Adalet Bakanı'nın kamuoyuna yansıyan açıklamasında ise üç fondan 141 gerçek kişi ve 73 tüzel kişinin toplam 187 milyar 653 milyon lira kazanç elde ettiği bildirilmiştir.
Bu rakamlar, yaşanan olayın boyutunu ortaya koyuyor. Ancak kazanç elde etmiş olmak tek başına suç işlendiğini göstermez. Önemli olan bu kazancın hangi işlemlerle, hangi bilgiye dayanılarak ve hangi piyasa koşullarında sağlandığının ortaya çıkarılmasıdır.
Tam da bu noktada yanıt bekleyen sorular başlıyor.
Kimler kazandı? Kimler kaybetti? Kriz başlamadan önce fondan çıkanlar hangi bilgilere sahipti? Olağanüstü kazanç sağlayan işlemlerin arkasında nasıl bir ilişki ağı bulunuyordu? Denetim kurumları bu gelişmeleri ne zaman fark etti?
En önemlisi: Bütün bunların sorumluluğu kimin üzerinde?
İsimler neden açıklanmıyor?
Kamuoyunun en çok merak ettiği konulardan biri, yüksek kazanç elde eden kişilerin kimler olduğu.
Elbette devam eden bir soruşturmada masumiyet karinesi, soruşturmanın gizliliği ve kişisel verilerin korunması gözetilmelidir. Hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan hiç kimse suçlu ilan edilemez.
Ancak bu ilkeler, kamuoyunun bilgi edinme hakkını bütünüyle ortadan kaldırmaz.
Burada yapılması gereken, şüphelileri peşinen suçlu ilan etmek değil; soruşturmanın kapsamını, ulaşılan bulguları ve kamu kurumlarının sorumluluğunu şeffaf biçimde ortaya koymaktır.
141 gerçek kişi ve 73 tüzel kişinin elde ettiği kazanç açıklanabiliyorsa, bu kazançların hangi işlemlerden kaynaklandığı, ne kadarının hukuka uygun olduğu, ne kadarının şüpheli bulunduğu ve hangi kişiler hakkında hangi hukuki işlemlerin yürütüldüğü de açıklanmalıdır.
Kamuoyunun isimleri merak etmesi bir magazin ilgisi değildir. Mesele, finansal sistemde kimin ne yaptığının ve devletin bu işlemleri nasıl denetlediğinin anlaşılmasıdır.
Soruşturma gizliliği gerekçe gösterilerek bütün soruların cevapsız bırakılması, toplumdaki güvensizliği daha da büyütür.
Avrupa'da böyle bir kriz yaşandığında ne oluyor?
Avrupa ülkeleri finansal skandallardan uzak değil. Almanya ve İngiltere'de yaşanan olaylar, bu konuda önemli örnekler sunuyor.
Almanya'daki Wirecard skandalı, 2020 yılında ülkenin finansal denetim sistemini büyük bir tartışmanın içine sürükledi. Şirketin mali tablolarındaki büyük usulsüzlükler ortaya çıktığında yalnızca şirket yöneticileri değil, denetim mekanizmaları da sorgulandı.
Avrupa Menkul Kıymetler ve Piyasalar Otoritesi (ESMA), Almanya'daki denetim sisteminin bağımsızlığı ve etkinliği konusunda ciddi eksiklikler tespit etti.
Almanya bunun ardından 2021 yılında Finansal Piyasa Bütünlüğünü Güçlendirme Yasası'nı çıkardı. Denetim yetkileri yeniden düzenlendi, BaFin'in yetkileri ve müdahale kapasitesi güçlendirildi. ESMA'nın 2024 tarihli değerlendirmesi de bu reformların önemli ölçüde hayata geçirildiğini ortaya koydu.
İngiltere'deki Woodford fon krizi de başka bir örnek.
2019 yılında yatırımcıların yoğun para çekme taleplerini karşılayamayan fonun işlemleri durduruldu. İngiltere Finansal Davranış Otoritesi (FCA), fonun likidite yönetimini ve sorumlu kuruluşların denetim görevlerini araştırdı.
FCA, 2024 yılında Link Fund Solutions'ın yatırımcıların paralarına erişebilmesi için gerekli likidite yönetimini sağlayamadığı yönünde tespitlerini yayımladı. Daha önce, 2023 yılında, yatırımcıların zararları için yaklaşık 235 milyon sterline kadar ulaşabilecek bir tazminat planı açıklanmıştı.
Bu örnekler bize şunu gösteriyor:
Avrupa'da da büyük finansal krizler yaşanabiliyor. Denetim kurumları da hata yapabiliyor. Ancak hukuk devletinin temel ölçüsü, kriz yaşanmaması değil; kriz ortaya çıktığında sorumluların ve denetim mekanizmalarının birlikte sorgulanabilmesidir.
Almanya'da denetim sistemi değiştirilebiliyorsa, İngiltere'de yatırımcıların zararları için tazmin mekanizması oluşturulabiliyorsa Türkiye'de de aynı hesap verebilirlik anlayışı hayata geçirilmelidir.
Türkiye'de hukuk var. Peki, neden yeterince etkili işlemiyor?
Türkiye'de sermaye piyasası suçlarıyla mücadele etmek için gerekli yasal düzenlemeler bulunuyor.
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 106. maddesi bilgi suistimalini, 107. maddesi piyasa dolandırıcılığını düzenliyor. Türk Ceza Kanunu'nun 282. maddesi ise suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanmasını suç sayıyor.
Savcılıklar gerekli koşullarda hesap hareketlerini inceleyebilir, şüpheli malvarlığı değerleri hakkında koruma tedbirleri isteyebilir. MASAK mali hareketlerin analizinde, SPK ise sermaye piyasası işlemlerinin denetlenmesinde önemli görevler üstleniyor.
Dolayısıyla Türkiye'de bu olayın araştırılması için hukuki araçların bulunmadığını söyleyemeyiz.
Asıl mesele, bu araçların ne ölçüde bağımsız, etkili ve zamanında kullanıldığıdır.
SPK'nın 18 Eylül 2026 tarihli açıklaması bu bakımdan dikkat çekicidir. Kurum, 2025 yılının son çeyreğinde bazı fonların, fiili dolaşım oranı düşük hisselerde ekonomik gerçeklikle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini bildirmiştir.
Açıklamaya göre konu 2 Aralık 2025 tarihinde Finansal İstikrar Komitesi'nin gündemine alınmış, 3 Aralık'ta SPK bünyesinde çalışma grubu oluşturulmuştur.
Bu açıklama önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: Sorunun işaretleri krizden aylar önce görülmüştür.
O hâlde şu soruyu sormak gerekiyor:
Sorun 2025 yılının son çeyreğinde tespit edilmişse, alınan önlemler neden bu büyüklükte bir krizi engelleyemedi?
6 Ekim 2026 tarihinde SPK, Borsa İstanbul'un 2025 yılından itibaren 130 kez uyarıda bulunduğu yönündeki haberleri reddetti. Kurum, gelen bildirimleri değerlendirdiğini ve gerekli yaptırımları uyguladığını açıkladı.
Bu açıklama da tartışmanın başka bir boyutunu oluşturuyor.
Hangi bildirimler yapıldı? Bunlar ne zaman değerlendirildi? Hangi önlemler hangi tarihte alındı? Alınan önlemler neden yeterli olmadı?
Bu soruların yanıtı, bağımsız ve denetlenebilir bir incelemeyle ortaya konulmalıdır.
Yeni yasa çıktı. Bütün sorun çözüldü mü?
27 Ekim 2026 tarihinde 7596 sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun yürürlüğe girdi.
Bu düzenlemeyle tasfiyeye alınan belirli fonların yönetimi, tasfiye işlemleri ve yatırımcılara yapılacak ara ve nihai ödemeler için özel bir hukuki çerçeve oluşturuldu.
SPK'nın açıklamasına göre, Tera, Pusula ve Atlas portföy yönetim şirketlerinin kurucusu olduğu fonların tasfiye işlemleri için Ziraat Bankası ve İş Bankası görevlendirildi.
Ara ödemelerin hangi esaslarla yapılacağı ve yatırımcıların haklarının nasıl hesaplanacağı da düzenlendi.
Bu gelişme önemlidir. Ancak yatırımcıların parasının geri ödenmesine ilişkin düzenleme, krizin bütün sorumlularının ortaya çıkarıldığı anlamına gelmez.
Bir tarafta mağduriyetlerin giderilmesi, diğer tarafta suç iddialarının araştırılması ve denetim sorumluluğunun belirlenmesi vardır.
Bunlar birbirinin yerine geçemez.
Yatırımcının parasının iade edilmesi kadar, o paranın hangi işlemler sonucunda tehlikeye girdiğinin de açıklanması gerekir.
Hukuk neden herkese eşit uygulanmıyor?
Türkiye'de asıl tartışılması gereken konulardan biri budur.
Sıradan bir vatandaşın küçük bir borcu olduğunda devletin mekanizmaları hızla çalışabiliyor. Hesaplarına, maaşına ve malvarlığına ilişkin işlemler yapılabiliyor.
Yüz binlerce insanın birikimini ilgilendiren, milyarlarca liralık kazançların ve şüpheli işlemlerin konuşulduğu bir olayda aynı kararlılığı, açıklığı ve hesap verebilirliği neden göremiyoruz?
Burada kimseyi kanıtlanmamış iddialarla suçlamak istemiyoruz. Ancak kamu gücünü kullanan kurumların hesap vermesini istemek de en doğal yurttaşlık hakkıdır.
Hukuk yalnızca güçsüzün karşısına çıkarılan bir yaptırım mekanizması değildir. Güçlü olanı da denetleyebildiği ölçüde hukuktur.
Bir kişinin siyasi konumu, ekonomik gücü, makamı veya ilişkileri nedeniyle soruşturmanın dışında kalabildiği yönünde bir kuşku oluşuyorsa, bu kuşkunun giderilmesi devletin sorumluluğudur.
Hukukun bağımsızlığı yalnızca mahkeme salonlarında değil, denetim kurumlarının çalışma biçiminde de kendisini göstermelidir.
Ne yapılmalı?
Öncelikle soruşturmanın kapsamı ve ilerleyişi konusunda kamuoyuna düzenli bilgi verilmelidir.
Fonlardan kriz öncesinde çıkan kişilerin işlemleri, olağanüstü kazançların kaynağı ve para transferleri bütün yönleriyle incelenmelidir.
İçeriden bilgi kullanımı, piyasa dolandırıcılığı, ilişkili taraf işlemleri ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması ihtimalleri ayrı ayrı araştırılmalıdır.
Kamu görevlileri, denetim sorumluları ve siyasi nüfuz sahibi kişiler bakımından herhangi bir ayrıcalık tanınmamalıdır.
SPK'nın geçmiş denetim kararları ve uyarılara verdiği yanıtlar bağımsız bir incelemeye tabi tutulmalıdır. Gerekirse kurumun denetim performansı hakkında kamuoyuna açık bir değerlendirme raporu hazırlanmalıdır.
Yurt dışına aktarıldığı tespit edilen şüpheli malvarlığı değerleri için uluslararası adli yardımlaşma yolları kullanılmalıdır.
Mağdurların zararlarının giderilmesi için de açık, adil ve denetlenebilir bir ödeme süreci yürütülmelidir.
Son söz
Bu mesele yalnızca borsada para kaybeden yatırımcıların meselesi değildir.
Bu, devletin denetim sorumluluğunun, kurumların bağımsızlığının ve hukukun üstünlüğünün sınandığı bir meseledir.
Almanya'da Wirecard skandalı sonrasında denetim sistemi sorgulanabiliyor ve değiştirilebiliyorsa, İngiltere'de yatırımcıların zararları için sorumlu kuruluşlara tazmin yükümlülüğü getirilebiliyorsa Türkiye'de de hesap verebilirlik aynı ciddiyetle ele alınmalıdır.
Kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesini istemiyoruz. İstediğimiz, hiçbir kimsenin makamı, serveti veya siyasi ilişkileri nedeniyle hukukun dışında kalmamasıdır.
Çünkü adaletin görevi güçlüleri korumak değil, herkesin hakkını korumaktır.
Yüz binlerce insanın birikimi tehlikeye girmişse, toplumun sormaya hakkı olan sorular bellidir:
Kim kazandı, kim kaybetti, kim denetlemedi ve kim hesap verecek?
Bu sorulara yanıt vermek devleti yıpratmaz. Tam tersine, devlete ve kurumlarına duyulan güveni yeniden inşa eder.
Fon krizinde kaybolan yalnızca para değildir. Devletin denetimine, hukukun eşitliğine ve adaletin tarafsızlığına duyulan güven de büyük bir sınavdan geçmektedir.
Bu sınavın başarısı, kaç kişinin tutuklandığıyla değil, gerçeğin ne ölçüde ortaya çıkarıldığı ve hukukun herkese eşit uygulanıp uygulanmadığıyla ölçülecektir.
YARARLANILAN KAYNAKLAR
SPK – 23 Eylül 2026: Tasfiye edilen 131 fondaki yatırımcı sayısına ilişkin açıklama. [Resmî açıklama](https://www.spk.gov.tr/duyurular/basin-duyurulari/2026/tasfiye-konusu-fonlardaki-yatirimci-sayisina-iliskin-aciklama?utm_source=chatgpt.com)
SPK – 18 Eylül 2026: Fonlardaki olağan dışı fiyat hareketleri ve denetim sürecine ilişkin açıklama. [Resmî açıklama](https://spk.gov.tr/duyurular/basin-duyurulari/2026/yatirim-fonlarina-iliskin-rehber-duzenleme-surecine-iliskin-aciklama?utm_source=chatgpt.com)
SPK – 6 Ekim 2026: Denetim uyarıları hakkındaki açıklama. [Resmî açıklama](https://www.spk.gov.tr/duyurular/basin-duyurulari/2026/basin-aciklamasi_06102026?utm_source=chatgpt.com)
7596 sayılı Kanun ve SPK – 27 Ekim 2026: Fonların tasfiye ve ödeme esasları. [SPK açıklaması](https://www.spk.gov.tr/duyurular/basin-duyurulari/2026/basin-duyurusu_27102026?utm_source=chatgpt.com)
* ESMA – 18 Temmuz 2024: Wirecard sonrasında Almanya'nın finansal denetim reformları. [ESMA raporu](https://www.esma.europa.eu/press-news/esma-news/esma-publishes-its-follow-report-fast-track-peer-review-wirecard?utm_source=chatgpt.com)
İngiltere FCA – 11 Nisan 2024: Woodford fonu ve Link Fund Solutions hakkındaki denetim bulguları. [FCA açıklaması](https://www.fca.org.uk/news/press-releases/fca-sets-out-findings-against-link-fund-solutions?utm_source=chatgpt.com)
İngiltere FCA – 19 Nisan 2023: Woodford yatırımcıları için tazminat planı. [FCA açıklaması](https://www.fca.org.uk/news/press-releases/fca-announces-plan-deliver-significant-redress-woodford-investors?utm_source=chatgpt.com)
TRT Haber – Ekim 2026: Adalet Bakanı'nın 187,6 milyar liralık kazanca ilişkin açıklaması. [Haber](https://www.trthaber.com/haber/gundem/bakan-gurlek-187-milyar-liralik-haksiz-kazanc-tespiti-yapildi-959603.html?utm_source=chatgpt.com)