İçerisinde yaşadığımız şu son günlerde, gerçekten de atalarımızın “binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete” şeklinde ifade ettikleri, ansızın beliren, hızla gelişen, sonu belirsiz, sarsıcı ve sonuçları itibariyle epeyce etkileyici olan netameli süreçlerden geçiyoruz. Yakın çevremizde yıllardır devam eden bölgesel savaşlar artık eskilerin deyimiyle “vaka-i adiye” haline geldi. Hürmüz ve Babülmendep Boğazlarının kapanması, Trump’ın İran savaşına ilişkin fantastik ve uçuk-kaçık açıklamaları ve Özellikle de Yemen’deki Husi’lerin Suudi Arabistan Havalimanlarına yaptıkları roket saldırıları, dünya ekonomisinin göstergelerini allak bullak ediyor. Ve dünya ekonomisini büyük bir kaosa sürüklüyor. Türkiye’nin yıllardır değişmeyen birincil öncelikli gündem maddesi olan geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı varlığını aynen sürdürüyor. Son günlerde patlak veren Fon yolsuzluklarının ve Borsa skandalının boyutları giderek daha da genişliyor. Yaklaşık olarak iki yıldır hiç ara vermeden devam eden ve özellikle de muhalif belediyelere yönelik olarak düzenlenen şafak operasyonları, hız kesmeden aynı günlük rutiniyle ve aynı şekliyle sürdürülüyor. Son olarak da şu satırların yazıldığı bu sabah, gözlerimizi “Etimesgut Belediyesi’ne” yapılan operasyon haberleriyle açtık. Yine aynı şekilde, epeyce bir süreden beri kamuoyumuzu meşgul eden önemli tartışma konularımızdan birisi olan “barış ve çözüm süreci” tartışmaları da iktidar ve muhalefet partisi sözcülerinin karşılıklı salvolarıyla giderek sertleşiyor. Ve kamuoyumuzun gündemini önemli ölçüde meşgul ediyor. Tabii bu arada, dünyada ve Türkiye’de meydana gelen böylesine büyük boyutlu ve yüksek tempolu olayları kavramaya ve anlamaya çalışırken, yine aynı derecede önemli bazı olayları ıskalayıp, boş geçebiliyoruz. İşte, son zamanlarda Fransa’da meydana gelen ve yaklaşık olarak bir aydan beri devam etmekle olan lise öğrencilerinin boykot eylemini, bu şekilde kamuoyumuzca ıskalanmış ya da bilinçli veya bilinçsiz bir biçimde kamuoyunun dikkatinden kaçırılmış olan olaylardan birisi olarak gösterebiliriz. Bilindiği gibi Fransa’da, Başkent Paris’in yoksul banliyölerinde bulunan Créteil'de Lisesi ve Saint-Exupéry Lisesi öğrencilerinin kalabalık sınıfları, yeterli öğretmen bulunmaması nedeniyle boş geçen dersleri, bakımsız binaları ve niteliksiz eğitimi gerekçe göstererek başlattıkları boykot ve protesto eylemleri kısa sürede ülkenin en seçkin üniversiteleri arasında gösterilen Paris-Panthéon-Assas Üniversitesi ve Mines Paris Üniversitesi gibi üniversitelere sıçramış ve ülkenin her yanına yayılmıştır. Başlangıçta, bir lisede öğretmenlerin kadro eksikliğini protesto etmek için iş bırakmalarıyla, eş zamanlı olarak Paris banliyölerinde eğitim sistemindeki eşitsizliği protesto eden öğrencilerin gösterileriyle başlayan bu protesto olayları, bazı okulların ateşe verilmesiyle tetiklenmiştir. Paris sokaklarında adeta bir isyan dalgası patlamıştır. Bastille Meydanı yakın tarihin bütün ayaklanmalarında yükselen 1789 Fransız devriminin marşı olan “La Marseillaise” marşıyla çınlamıştır. Paris Cumhuriyet Başsavcısı’nın yaptığı açıklamaya göre 29 Eylül günü başlayan boykot ve protesto olayları dolayısıyla 12 Ekim tarihi itibariyle çoğu reşit olmayan 6000 kişi gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınanlar arsından 195 kişi hakkında adli işlem başlatılmıştır. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ve Fransa Eğitim Bakanının yaptığı açıklamalar ve aldıkları önlemler olayların yatışmasını sağlayamamıştır. Aksine Fransa genelindeki olaylar daha da yaygınlaşmıştır. Fransa Hükümetinin 2027 bütçesine de karşı çıkan Birleşik Sendikalar Federasyonu (FSU), Özerk Sendikalar Ulusal Birliği Eğitim Federasyonu (UNSA Éducation), İşçi Gücü Ulusal Eğitim, Kültür ve Mesleki Eğitim Federasyonu (FNEC FP-FO), Fransız Demokratik Emek Konfederasyonu Eğitim, Mesleki Eğitim ve Kamu Araştırmaları Federasyonu (CFDT Éducation), Genel Emek Konfederasyonu Ulusal Eğitim Sendikaları Birliği (CGT Éduc'action) ve Dayanışmacı, Birleşik ve Demokratik Eğitim Sendikaları Federasyonu (SUD Éducation) gibi Fransa’nın en büyük ve en örgütlü sendikaları, yeni öğretmen kadrolarının tesis edilmesi, daha az mevcutlu sınıflarda eğitim, okulların fiziksel koşullarının iyileştirilmesi ve öğretmenlerin çalışma koşullarının düzeltilmesi gibi taleplerle 13 Ekim 2026 günü ülke çapında genel greve gideceklerini açıklamışlardır. Bakalım bu boykot, genel grev ve protesto eylemleri ne zaman ve nasıl sonuç verecektir. Acaba öğrenciler ve Genel Greve giden sendikalar istedikleri sonucu alabilecekler midir.? Yoksa hükümetin baskısıyla eli boş bir biçimde evlerine geri mi döneceklerdir? Elbette ki bunu bizlere zaman gösterecektir. Tabii bu arada çok ilginç bir gelişme de olmuş, söz konusu eylemler Fransa sınırlarını aşarak Belçika, İtalya, Almanya,

Yunanistan ve İrlanda gibi ülkelere de yayılmıştır. Bazı gözlemciler, lise öğrencilerinin bu boykot eyleminin daha başka ülkelere de yayılacağını belirtmektedirler. Tabii, öğrenci eylemlerinin bu şekilde Fransa’da başlayıp öteki Avrupa ve dünya ülkelerine yayılması, akılara hemen Fransa’da 1968 yılında başlayan ve kısa sürede tüm dünyaya yayılarak tüm dünya gençlerini bir biçimde etkileyen 1968 Yılı Üniversite olaylarını getirmiştir. Bizim ülkemizde 68 Kuşağı denilen kuşak da 1968 Fransız gençlik hareketlerinden etkilenmiştir. Bu kuşağın 1968 yılında ve devamında gerçekleştirdikleri üniversite işgali, miting, yürüyüş ve ders boykotu gibi olaylar da hep bu Fransız gençlik hareketlerinin bir uzantısı olarak meydana gelmiştir. Bazı araştırmacı ve gözlemciler Fransa’da liseli öğrencilerinin bu eylemlerini 68 kuşağının eylemlerine benzetmektedirler. Ve benzer şekilde evrimleşeceğini öngörmektedirler. Ancak bu gençlik eylemleri ile 68 Kuşağının eylemleri birbirinden tamamen farklıdır. Birincisi 68 Kuşağı sosyalist düşünür ve filozoflardan etkilenmişti ve bu kuşağın eylemleri ideolojik eylemlerdi. O yıllarda Vietnam savaşı nedeniyle dünyada çok güçlü bir savaş karşıtı dünya kamuoyu oluşmuştu. 68 Kuşağı bundan etkilenmişti ve savaş karşıtıydı. Dünya barışını istiyordu. İkincisi, 68 kuşağının ütopik ve çelişkili de olsa bir amacı ve hedefi vardı. Paris’teki Öğrenci İşgal Komiteleri Birliği’nin 17 Mayıs 1968 günü SSCB Komünist Partisi’ne çektiği şu telgrafta yer alan; “Titreyin bürokratlar, uluslararası işçi konseylerinin gücü sizi kısa süre içinde yok edecek! Yaşasın Kronştad denizcilerinin ve Maknovşçina’nın Troçki ve Lenin’e karşı mücadelesi. Yaşasın 1956 Budapeşte Konseyci ayaklanması. Kahrolsun devlet!” ifadeleri bu amaç ve hedefin veciz bir özetini veriyordu. Bu gerçekleşmesi mümkün olamayan bir hedefti. Nitekim 68 örgütlenmeleri bir süre sonra dağılmış ve etkileri yok olmuştur. Türkiye’deki 68 kuşağının mücadelesi farklılaşarak devam etmiştir ki, bu başlı başına ayrı bir konudur. Fransa’daki Liseli öğrencilerin eylemleri ise ideolojik olmayan eylemlerdir. 68 Gençliğinin eylemleri bir başkaldırı ve isyandı. Liselilerin eylemi bir isyan değildir. Ve bu eylemlerin belirgin bir hedefi ve amacı yoktur. Bunlar genel olarak eğitim sisteminin düzeltilmesini talep eden pratik ve pragmatik taleplerdir. Ütopik değildir. Ve gerçekleşmesi mümkün olan taleplerdir. Yapılan bir hesaplamaya göre talep edilen eğitim reformu “10 milyon Euro”luk bir yatırımı gerektirmektedir. Hükümet ya eğitim reformu dâhil talepleri kabul edecek ve Öğrenci Sendikası’nın talep ettiği özlük haklarını verecek ya da öğrenci eylemleri bir süre daha devam edecektir. Bu siyasi yön itibariyle sağ veya sol bir ayaklanma ya da isyan değildir. Yurttaş tepkilerinin eylemli bir şekilde dışa vurumudur. Burada asıl istenen şey güçlü sosyal Devlet ve refah toplumudur. Fransız hükümeti bu eğitim reformunu gerçekleştirse de gerçekleştirmese de bu eylemler bir süre sonra etkisizleşerek sona erecektir. Reform gerçekleşmezse bir süre sonra yine buna benzer olaylar beklenebilir. Peki bu liseli öğrenci boykotu Türkiye’deki lise öğrencilerini de etkileyebilir mi? Bu eylemlerin elbette ki cılız da olsa Türkiye’de bazı yansımaları olacaktır. Elbette ki, bu yansımalar ve Türkiye’nin eğitim sorunları, daha başka bir araştırma ve incelemenin konusudur. Çünkü, Türk eğitim sisteminin sorunları, iç dinamikleri, tarihsel gelişimi, gelenekleri, okul ve öğrenci kültürü, öğrenci, öğretmen ve veli gibi eğitim bileşenlerinin ihtiyaç, istem ve beklentileri batılı ülke sitemlerinin aynı özelliklerinden çok büyük ayrışmalar ve farklıklar göstermektedir.

MEÜ E. Öğr. Gör. Uzm. Celal TEZEL