Türkiye’den bakınca şaşırtıcı gelebilecek bu tablonun Hollanda’ya sorduğu soru da son derece ciddi: Aile kurma hakkını tanıyan bir ülke...

De Nederlandse versie staat direct onder de Turkse tekst.)


İlhan KARAÇAY yazdı:

Değerli Okurlarım.

Hollanda medyasında yayınlanarak geniş yankı uyandıran bu haberi, şimdi de ben sizlere aktarıyorum.
Bu haber, Türkiye’de alışık olduğumuz Başbakan haberlerine pek benzemiyor.
Konunun merkezinde bir seçim, bir hükümet krizi ya da bir dış politika açıklaması yok.
Başbakan Rob Jetten ile erkek nişanlısı Nicolás Keenan’ın çocuk sevinci var. Biri ülke yönetiyor, diğeri uluslararası düzeyde hokey oynuyor. Şimdi ikisi de baba olmaya hazırlanıyor.

Haberin ilk anda şaşırtan tarafı bu. Ancak De Telegraaf’ın iki sayfalık haberini dikkatle okuyunca, karşımıza yalnızca farklı bir aile tablosu çıkmıyor. Bir yanda çocuk bekleyen iki insanın mutluluğu, diğer yanda o çocuğun hukuki konumu var.
Bir yanda hoşgörüsüyle tanınan Hollanda, diğer yanda bir gazetenin yalnızca dokuz dakika açık tutabildiği yorum bölümü var.

BAŞBAKAN, NİŞANLISI VE ULTRASON FOTOĞRAFI


Solda Nicolás Keenan, ortada taşıyıcı anne Lisa, sağda Rob Jetten. Kamuoyuyla paylaşılan ultrason fotoğrafı, çiftin çocuk beklediğini duyurdu.

39 yaşındaki Başbakan Jetten ile 29 yaşındaki Arjantinli nişanlısı Keenan’ın aile kurma hayali, bir yumurta bağışçısı ve taşıyıcı annenin katkısıyla gerçekleşme yoluna girdi.
De Telegraaf’ın yer verdiği fotoğrafta, Keenan ile Jetten’ın arasında taşıyıcı anne Lisa bulunuyor.
Ellerindeki ultrason görüntüsü, haberin en sade ve en etkili anlatımı.

Başbakan’ın partisi D66’nın açıklamasına göre, bebeğin 2027 ilkbaharında dünyaya gelmesi bekleniyor. Taşıyıcı anne ve yumurta bağışçısı, Jetten ile Keenan’ın tanıdığı iki Hollandalı kadın. Tüp bebek yöntemiyle gerçekleştirilen süreç, tamamen Hollanda’da yürütülmüş. D66, işlemlerin Hollanda yasalarına uygun olduğunu ve taşıyıcı anneliğin ticari bir amaç taşımadığını özellikle vurguluyor.

Jetten’ın açıklamasında iki kadına duyulan minnetin yanında, bir başka vurgu da bulunuyor: Taşıyıcı annenin ve bebeğin sağlıklarının iyi olması. Çift, sürece katılan kişilerin özel hayatlarına saygı gösterilmesini istiyor.

Lisa ise zaten kendi ailesi olan bir kadın. Arkadaşlarının çocuk hayaline katkıda bulunmayı, yakınlarının desteğiyle üstlendiği özel bir sorumluluk olarak anlatıyor. Böylece kamuoyunun önüne yalnızca bir Başbakan ile nişanlısı değil, bu aileyi mümkün kılan bir dayanışma ilişkisi de çıkıyor.

BAŞBAKANLIK VE BABALIK AYNI ANDA


Rob Jetten ve nişanlısı Nicolás Keenan çiftinin çocuk haberi, aile hayatları kadar taşıyıcı annelik tartışmasını da gündeme taşıdı. Fotoğraf: Rob Jetten; NOS haberinde yayınlanan görsel.

De Telegraaf’ın haberine göre Jetten, bebeğin doğacağı günlerde birkaç gün izin alacak. Ardından Başbakanlık çalışmalarını sürdürecek. Keenan da profesyonel spor hayatını babalıkla birlikte yürütebilmek için kulübü ve Arjantin millî takımıyla düzenlemeler yapmış durumda.

Türkiye ve dünyada birçok okur için, daha başlı başına şaşırtıcı olan tablo, Hollanda’da bu kadar somut ayrıntılarla konuşuluyor:
Başbakan kaç gün izin alacak?
Sporcu nişanlısı antrenman ve maç programını nasıl ayarlayacak?
Bebek geldiğinde aile düzeni nasıl kurulacak?

Fakat haberin ilginçliği, bu hayatın herkes tarafından sorunsuz kabul edildiği anlamına gelmiyor. Gazetenin kendi başyazısı, bunun tersini gösteren çarpıcı bir örnek veriyor.

DOKUZ DAKİKADA KAPANAN YORUMLAR!


De Telegraaf’ın iki sayfalık dosyasında, soldaki ilk sütunda “Homo-intolerant” (eşcinsellere karşı hoşgörüsüzlük) başlıklı gazete yorumu bulunuyor. Yanındaki fotoğrafta, beş yaşındaki ikizleriyle görülen Arnoud Breitbarth ve eşi Tomer, çocuklarının hukuki ebeveynleri sayılabilmek için yaklaşık iki yıl beklediklerini anlatıyor. Sağ sayfadaki büyük fotoğrafta ise erkek nişanlısı Nicolás Keenan ile Başbakan Rob Jetten, taşıyıcı anne Lisa’nın yanında bebek sevincini paylaşıyor. Dosya, bu sevincin arkasındaki taşıyıcı annelik sürecini ve ailelerin karşılaştığı hukuki güçlükleri ele alıyor.

Gazetenin açıklamasına göre bebek haberi internet sitesinde yayınlandıktan tam dokuz dakika sonra yorum yapma imkânı kapatıldı. Çünkü bu kısa süre, onlarca kişinin eşcinsel karşıtı veya başka biçimde incitici yorum yazmasına yetmişti. Sosyal medyada da benzer bir üslup görülüyordu.

Bu ayrıntı çok şey söylüyor. Hollanda’da bir başbakan, erkek nişanlısıyla çocuk beklediğini açıklayabiliyor. Aynı Hollanda’da, bu haberin altındaki yorum bölümü hakaretler yüzünden birkaç dakika içinde kapatılabiliyor. Toplumsal özgürlük ile toplumun bütün kesimlerinin o özgürlüğü benimsemesi, aynı hızda ilerlemiyor.

Gazete, Hollanda’nın yaklaşık çeyrek yüzyıl önce eşcinsel çiftlere evlilik yolunu açan ilk ülke olduğunu hatırlatırken, özellikle gençler arasındaki artan eşcinsel karşıtı hoşgörüsüzlüğe dikkat çekiyor. Ancak bunu gazetenin değerlendirmesi olarak okumak gerekiyor; iki sayfada bu eğilimi ölçen ayrı bir araştırmanın verileri sunulmuyor.

“HÜKÜMETİ ELEŞTİRİN, AİLESİNE HAKARET ETMEYİN”

De Telegraaf’ın çizdiği sınır açık: Jetten’ın ve hükümetinin politikaları eleştirilebilir. Sosyal medya açıklamalarına sert karşılık verilebilir. Hatta bebek haberi üzerinden, Başbakan’ın vergi dosyaları yerine bebek parkıyla daha çok ilgileneceği yolunda alaycı bir espri bile yapılabilir.
Gazete, Hollanda’daki “box-3” vergi sistemi ile bebek parkı anlamındaki “box” sözcüğü üzerinden böyle bir kelime oyunu da yapıyor.

Ancak ardından, aşağılayıcı dilin ve eşcinsel düşmanlığının özgür bir topluma yakışmadığını belirtiyor. Jetten ile nişanlısının, yasal çerçeve içinde aile kurma hayallerini gerçekleştirmeleri nedeniyle hedef alınmasına karşı çıkıyor. Bebek haberinin Jetten’ın eşcinseller için örnek kişi niteliğini güçlendirdiğini savunuyor.

Yorumun sonu da dikkat çekici. Gazete, hoşgörüsüzlüğün nedenlerini açıkça konuşmak gerektiğini; din veya değişen toplum yapısı bu nedenler arasında olduğunda, gözleri kapatmanın doğru olmadığını ileri sürüyor. Bu, gazetenin kendi görüşü. Belirli bir topluluğa ilişkin kanıtlanmış bir sonuç olarak sunulmuyor.

Türk okuru açısından burada üzerinde durulacak nokta, bir gazetenin kendi okurlarından gelen tepkilere de açıkça itiraz edebilmesi. Gazete, Başbakan’ın politikalarını tartışmakla, O’nun aile hayatına nefret yöneltmek arasına belirgin bir sınır koyuyor.

BEBEK GELİYOR, AMA HUKUK HAZIR MI?

Gemeente doet onnodig moeilijk bij inschrijven van onze baby's' - NRC

De Telegraaf’ın ana haberindeki uyarı ise bambaşka bir noktadan geliyor.
Eşi Tomer ile beş yaşındaki ikizlerini büyüten Arnoud Breitbarth, çocuklarının hukuki ebeveynleri sayılabilmek için yaklaşık iki yıl beklediklerini anlatıyor.

Gazetenin büyük başlığı, O’nun sert değerlendirmesini öne çıkarıyor: Hollanda’da ebeveyn olmak isteyenler için hiçbir şeyin düzenlenmediği yönündeki yakınması. Bu ifadeyi, taşıyıcı anneliğin yasak olduğu ya da hiçbir hukuk kuralının bulunmadığı şeklinde anlamamak gerekiyor.
Haberin bütünü, asıl sorunun ebeveynliğin tanınması ve sürecin yeterince açık, öngörülebilir güvencelere bağlanmaması olduğunu gösteriyor.

Breitbarth’ın anlattığına göre ABD’de doğumdan itibaren yasal ebeveyn sayılmaları, Hollanda’da bütün işlemlerin kendiliğinden tamamlanmasını sağlamamış. Çocuklara BSN numarası alınması, sağlık sigortası ve kreş gibi günlük hayatın temel işleri bile zorlaşmış.

Burada Jetten ile Keenan açısından bir ayrımı korumak şart: Bu ailenin yaşadıkları, Başbakan’ın da aynı sorunları mutlaka yaşayacağı anlamına gelmiyor. Çiftin kendi hukuki dosyasının ayrıntıları bu iki sayfada açıklanmıyor. Anlatılan deneyim, sistemdeki güçlükleri görünür kılıyor.

ÇOCUĞU BÜYÜTEN BAŞKA, İMZA ATAN BAŞKA OLABİLİYOR


Sağda görülen Pauline van Berkel, iki ayrı erkek çift için taşıyıcı annelik yaptı. Kendi deneyiminde, doğumlardan sonra bir buçuk yıl çocukların hukuki annesi olarak kaldığını anlatıyor. Görüntü: WNL / Stand van Nederland.

Taşıyıcı annelik sürecinde hukuki ebeveynlik henüz devredilmemişse, çocuğu büyüten kişilerin her konuda kendiliğinden karar verememesi mümkün. Breitbarth, tıbbi karar gerektiğinde bile güçlük çıkabildiğini söylüyor. Bu, yalnızca evrak meselesi olarak görülemeyecek kadar önemli.

İki ayrı erkek çift için taşıyıcı annelik yapan Pauline van Berkel de kendi deneyiminde doğumlardan sonra bir buçuk yıl çocukların hukuki annesi olarak kaldığını anlatıyor. Belgeleri imzalaması, aşılar için onay vermesi gerekmiş. Çocukları kimin büyüteceği belli olduğu hâlde, hukukta sorumluluğun başka bir kişide sürmesi dikkat çekici.

Van Berkel, taşıyıcı annenin de korunması gerektiğini vurguluyor: Gebelikte sorun çıkarsa ne olacak?
O’na kim eşlik edecek? Hangi durumlar için önceden anlaşma yapılacak? Bir çocuk dünyaya getirme kararı, bütün taraflar için uzun vadeli sonuçlar doğuruyor.

TAŞIYICI ANNE İLE YUMURTA BAĞIŞÇISI AYNI KİŞİ DEĞİL


Yumurta bağışçısı, taşıyıcı anne ve çocuğu büyütecek iki baba, aynı süreçte farklı roller üstleniyor. Çocuğun ve bütün tarafların haklarının korunması için hukuki ebeveynliğin ayrıca düzenlenmesi gerekiyor.

Gazetenin görüştüğü aile hukuku avukatı Martijn Mok, taşıyıcı annelikte farklı yöntemler bulunduğunu açıklıyor. Bir yöntemde taşıyıcı annenin kendi yumurtası kullanılıyor; bu durumda doğumu yapan kadınla çocuk arasında genetik bağ da bulunuyor. Diğer yöntemde ise başka bir kadının yumurtası kullanılıyor. Bu durumda gebeliği sürdüren kadınla çocuk arasında yumurtadan kaynaklanan genetik bağ bulunmuyor.

Jetten ile Keenan’ın açıklamasında yumurta bağışçısı ve taşıyıcı anneden ayrı ayrı söz ediliyor. Dolayısıyla okurun bu iki rolü birbirine karıştırmaması gerekiyor. Buna karşılık kamuya açıklanmayan genetik babalık ayrıntıları hakkında bir sonuç çıkarmak mümkün değil.

Mok, Hollanda’da taşıyıcı anneliğin şartlar altında mümkün olduğunu, ancak kazanç sağlamak amacıyla yürütülemeyeceğini anlatıyor. Taşıyıcı annenin yaptığı giderlerin karşılanmasıyla, çocuk taşımak karşılığında ücret alınması arasındaki farkı özellikle belirtiyor. Sürecin tıbbi, psikolojik ve hukuki hazırlık gerektirdiğine de dikkat çekiyor.

MESELE YALNIZCA İKİ ERKEĞİN ÇOCUK SAHİBİ OLMASI DEĞİL

Bu iki sayfanın önemli bir başka ayrıntısı, taşıyıcı anneliğin yalnızca eşcinsel çiftleri ilgilendirmediği. Breitbarth, bu yola başvuranlar arasında heteroseksüel çiftlerin de büyük yer tuttuğunu söylüyor. Gazetede dörtte üçe kadar çıkan bir orandan söz ediyor; ancak bunun yanında bağımsız bir istatistik kaynağı gösterilmiyor.

Bu nedenle haberin insani ve hukuki boyutu, tek bir aile biçiminden daha geniş. Çocuk sahibi olamayan farklı çiftler, taşıyıcı kadınlar, bağışçılar ve elbette doğacak çocuklar aynı sorularla karşılaşabiliyor.

Gazetenin haberinde, “Wet Kind, Draagmoederschap en Afstamming” adlı yasa tasarısının Temsilciler Meclisi’nde ele alınmasının beklendiği de belirtiliyor. Van Berkel’in vurgusu, herkesin hangi sorumluluğu taşıdığının açık olması gerektiği. Bunun nedeni güvensizlik değil; çocuğun da dahil olduğu bütün tarafların korunmaya ihtiyaç duyması.

BİR ÇOCUK HABERİNDEN ÇIKAN BÜYÜK FOTOĞRAF

İlk bakışta haber, “Hollanda Başbakanı ve erkek nişanlısı baba oluyor” cümlesinden ibaret görünebilir. Oysa iki sayfa birlikte okunduğunda, bir ülkenin hem ulaştığı özgürlükleri hem de çözmekte zorlandığı meseleleri gösteriyor.

Jetten ile Keenan, çocuklarını bekleyen iki baba adayı. Lisa ve yumurta bağışçısı, bu hayalin gerçekleşmesine katkı veren iki kadın. Gazetenin görüştüğü aileler, iyi niyetin yanında hukuki güvence isteyen insanlar. İnternetteki hakaretler ise, kâğıt üzerindeki eşitliğin toplumsal kabulü kendiliğinden sağlamadığını gösteriyor.

Türkiye’den bakınca şaşırtıcı gelebilecek bu tablonun Hollanda’ya sorduğu soru da son derece ciddi: Aile kurma hakkını tanıyan bir ülke, o ailede doğacak çocuğun ve sürece katılan herkesin haklarını aynı açıklıkla güvenceye alabiliyor mu?