
• İki maç kaybedildi diye ne Montella biter, ne de Türk futbolunun son yıllarda yetiştirdiği en değerli jenerasyon yok olur.
• Asıl tehlike sahadaki yenilgiler değil, her mağlubiyetten sonra başlayan linç kültürü ve vefasızlıktır.
• Daha düne kadar alkışlanan futbolcuların bugün hedef tahtasına konulması, futbol bilgisinden çok karakter meselesidir.
• Hollanda’da benzer saldırılarla karşılaşan birçok futbolcu milli takımı bırakmayı düşünürdü. Bizim çocuklarımız ise susarak yükü omuzlamaya devam ediyor.
• Futbol yenilgiyi affeder. Taraftar da affeder. Ama futbolcuların unutamadığı şey, kendi insanlarından duydukları haksız sözlerdir.
(Yazının Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan)

İlhan KARAÇAY araştırdı ve yazdı:

Dün sabah Paraguay yenilgisinin ardından yayınladığım, “Talihsizliği yenilgiyle karıştırmayalım” başlıklı yorumuma, gün boyunca yüzlerce tepki geldi. Büyük çoğunluğu destek mesajlarıydı. Okurların önemli bir bölümü, Türk Milli Takımı’nın iki maçla harcanmaması gerektiğini, bu genç futbolcuların korunmasının şart olduğunu ifade etti.
Ancak aynı saatlerde televizyon ekranlarında, spor programlarında ve sosyal medyada bambaşka bir tablo vardı. Bazı yorumcular ve bazı sözde futbol otoriteleri, sanki ortada sıradan bir mağlubiyet değil de millî bir felaket yaşanmış gibi konuşuyordu. Futbolcular hedef gösteriliyor, teknik direktör yerden yere vuruluyor, ağır sözler havada uçuşuyordu.
Gün boyu bunları izledim.
Dinledim.
Okudum.
Ve sonunda şu sonuca vardım: Sahadaki mağlubiyetler beni üzmedi ama bazı insanların gösterdiği acımasızlık gerçekten utandırdı. İşte bu yüzden aşağıdaki satırları yazma ihtiyacı duydum.
Bazen insan ekrana bakarken utanıyor.
Hayır, sahadaki futbolculardan değil.
Televizyon ekranlarında, sosyal medyada ve bazı spor programlarında konuşanlardan utanıyor.
Daha birkaç hafta önce göklere çıkardıkları futbolcuları bugün yerin dibine sokanlardan utanıyor.
Daha düne kadar “Altın jenerasyon” dedikleri çocuklara bugün hakaret edenlerden utanıyor.
Daha düne kadar Montella’yı alkışlayanların bugün onun kellesini istemesinden utanıyor.
İşte bu yüzden onlara tek bir kelimeyle seslenmek istiyorum: REZİLLER!
Çünkü gerçek rezalet Avustralya’ya veya Paraguay’a yenilmek değildir.
Gerçek rezalet, kendi evlatlarına bu kadar acımasız davranmaktır.
Gerçek rezalet, milli formayı taşıyan gençleri iki maç sonunda hedef tahtasına koymaktır.
Gerçek rezalet, futbolu hiç anlamadan konuşmaktır.
Ben yaklaşık altmış yıllık gazetecilik hayatım boyunca yedi Dünya Şampiyonası ve yedi Avrupa Şampiyonası izledim.
Dünya futbolunun en büyük yıldızlarını gördüm.
Dünya şampiyonlarının ağladığını gördüm.
Kupaların son dakikada kaybedildiğini gördüm.
Favorilerin ilk turda elendiğini gördüm.
Ama kendi insanına bu kadar acımasız davranan bir spor yorumculuğu anlayışına çok az rastladım.
Şimdi ekranlara çıkan bazı yorumcuları dinliyorum.
Sanki sahada amatör bir takım varmış gibi konuşuyorlar.
Sanki bu futbolcular Avrupa’nın en büyük kulüplerinde oynamıyormuş gibi konuşuyorlar.
Sanki birkaç ay önce aynı isimleri alkışlayan kendileri değilmiş gibi konuşuyorlar.
Bir insanın biraz utanması gerekir.
Bir insanın biraz hafızası olması gerekir.
Çünkü bugün yaşanan tartışma futbol tartışması olmaktan çıkmış, vicdan tartışmasına dönüşmüştür.
ASIL YENİLGİ SAHADA DEĞİL, VİCDANLARDA YAŞANIYOR
Bu çocuklar dün de aynı çocuklardı.
Montella dün de aynı teknik direktördü.
Eğer iki mağlubiyet onları değersiz hâle getiriyorsa, o zaman birkaç galibiyet onları neden dünyanın en iyisi yapmıştı?
Asıl sorun sahadaki yenilgi değildir.
Asıl sorun bizim karakter testini yine kaybetmemizdir.
Kazanınca sahip çıkıyoruz.
Kaybedince terk ediyoruz.
Kazanınca omuzlara alıyoruz.
Kaybedince taşlıyoruz.
İşte bu yüzden Avrupa’nın büyük futbol ülkeleri ile aramızdaki fark yalnızca futbol değildir.
Onlar zor günlerde takımlarının yanında duruyor.
Biz ise ilk fırtınada gemiyi terk ediyoruz.
HOLLANDA’DA OLSA BİRÇOĞU MİLLİ TAKIMI BIRAKIRDI

Size samimi bir gerçeği söyleyeyim mi?
Bugün bizim bazı çok bilmiş yorumcuların milli futbolcularımıza yönelttiği bu ağır ve vefasız eleştirilerin benzeri Hollanda’da yaşansaydı, birçok futbolcu çoktan milli takımı bırakmayı düşünürdü.
Bunun geçmişte sayısız örneğini gördük.
Hollanda’da futbolcular, kendilerine sürekli hakaret edildiğini, haksız yere hedef gösterildiklerini veya saygı görmediklerini düşündüklerinde milli takım kapısını kapatabilmişlerdir.
Çünkü onlar önce insan olduklarını hatırlatırlar.
Bizim çocuklarımız ise farklıdır.
Onlar çoğu zaman içlerinden kırılıp dökülseler bile seslerini çıkarmazlar.
Çünkü bilirler ki, böyle bir karar aldıkları anda bazı çevreler tarafından “vatan haini”, “milli formadan kaçtı” ya da “ülkesini yarı yolda bıraktı” suçlamalarıyla karşı karşıya kalacaklardır.
Belki de bu yüzden susuyorlar.
Belki de bu yüzden bütün kırgınlıklarını içlerine gömüyorlar.
Ama hiç kimse şunu unutmasın:
Milli formayı taşıyan futbolcuların da bir gururu vardır.
Onların da bir ailesi vardır.
Onların da bir kalbi vardır.
Ve bazen rakip takımın attığı goller değil, kendi insanlarından gelen acımasız sözler daha derin yaralar açar.
BU ÇOCUKLARIN HAKARETE DEĞİL, DESTEĞE İHTİYACI VAR
Şimdi ABD maçı öncesindeyiz.
Bu çocukların morale ihtiyacı var.
Desteğe ihtiyacı var.
İnanca ihtiyacı var.
Ama bazıları hâlâ hakaret etmeye devam ediyor.
Sonra da Türk futbolunun neden ilerlemediğini soruyorlar.
Çünkü siz her yenilgiden sonra yeni bir suçlu arıyorsunuz.
Çünkü siz sabretmeyi bilmiyorsunuz.
Çünkü siz başarının emek istediğini unutuyorsunuz.
FUTBOL YENİLGİYİ KALDIRIR, NANKÖRLÜĞÜ KALDIRMAZ

Bugün futbolculara ve teknik heyete saldıranlar şunu iyi bilsin:
ABD’yi yenersek büyük ihtimalle çıkıp övgüler dizmeyecekler. Çünkü iki yenilginin ardından söyledikleri ağır sözleri hemen unutmak işlerine gelmeyecek.
Ama iki yıl sonraki Avrupa Şampiyonası’nda başarı gelirse, yine en önde onlar yürüyecekler.
Yine övgüler düzecekler.
Yine kahraman ilan edecekler.
Ama ne bugün söyledikleri sözler unutulacak, ne de bugün gösterdikleri vefasızlık.
Futbol yenilgiyi kaldırır.
Ama nankörlüğü kaldırmaz.
Ve bugün sahadakiler değil, kendi milli takımına saldıranlar sınıfta kalmıştır.