Bir ülkenin gerçek gücü, sahip olduğu tanklarla, uçaklarla ya da ekonomik rakamlarla ölçülmez. Bir ülkenin gerçek gücü; toprağa verdiği evlatlarını ne kadar unutmadan yaşattığıyla, geride bıraktığı ailelere ne kadar sahip çıktığıyla ve gazilerine ne kadar vefa gösterdiğiyle ölçülür.
Bugün Türkiye, yıllardır can yakan terör belasından tamamen kurtulma hedefini konuşuyor. Elbette bu milletin her ferdi, anaların ağlamadığı, evlatların şehit haberleriyle büyümediği bir Türkiye ister. Hiç kimse yeni acılar yaşansın istemez.
Tarih bize bir gerçeği defalarca göstermiştir:
Barışın en ağır bedelini, savaşı yaşamış insanlar öder.
İşte bu yüzden, terörle mücadelede yeni bir dönem konuşulurken unutulmaması gereken ilk insanlar; şehit aileleri ve gazilerimizdir.
Çünkü bugün rahat nefes alabiliyorsak, bunu bir annenin gözyaşına, bir babanın dimdik duruşuna, bir eşin yarım kalan ömrüne ve bir çocuğun yetim büyümesine borçluyuz.
Vatan sevgisi, sadece kürsülerden söylenen sözlerle ölçülmez.
Vatan sevgisi; şehidin emanetine sahip çıkabilmektir.
Gazinin kapısını sadece bayramlarda değil, yılın her günü çalabilmektir.
Şehit annesinin 'Devletim yanımda.' diyebilmesini sağlayabilmektir.
Evet, son dönemde şehit aileleri ve gazilere yönelik bazı hakların genişletilmesine ilişkin yasal düzenlemeler gündeme geldi. Bu adımlar değerlidir. Ancak asıl mesele, yalnızca kanun çıkarmak değil; o kanunların hayatın içinde gerçek karşılığını bulmasını sağlamaktır.
Çünkü bugün hâlâ ekonomik zorluk yaşayan şehit aileleri vardır.
Hâlâ tedavi süreçlerinde yalnız hisseden gaziler vardır.
Hâlâ yıllarca süren bürokratik işlemler nedeniyle hakkına ulaşamayan kahramanlarımız vardır.
Ve ne yazık ki, bazı şehit aileleri sadece anma törenlerinde hatırlanırken, yılın geri kalan günlerinde sessizliğe mahkûm edilmektedir.
Oysa şehitlik makamı, devletin en kutsal emanetidir.
Bu emanetin değeri, yalnızca tören alanlarında edilen birkaç cümleyle korunamaz.
Bu emanet; eğitimde, sağlıkta, istihdamda, sosyal hayatta ve devletin her kademesinde hissedilmelidir.
Terörsüz bir Türkiye hedefi konuşulurken, bu milletin vicdanı tek bir soruyu da sormalıdır:
Şehitlerimizin emanetleri gerçekten hak ettikleri değeri görüyor mu?
Bu sorunun cevabını sadece siyasetçiler değil, hepimiz vermeliyiz.
Çünkü şehit ailelerine gösterilen ilgi bir lütuf değildir.
Gazilere sağlanan imkân bir yardım değildir.
Bunlar, bu milletin ödenmesi mümkün olmayan vefa borcunun küçük bir karşılığıdır.
Devlet güçlü olabilir.
Ekonomi büyüyebilir.
Yollar, köprüler, havaalanları yapılabilir.
Fakat şehidinin annesini yalnız bırakan bir devlet, vicdanını güçlendiremez.
Gazisinin elini tutmayan bir toplum ise geleceğini sağlam temeller üzerine kuramaz.
Unutulmamalıdır ki...
Bu topraklarda dalgalanan al bayrak, sadece rüzgârın etkisiyle dalgalanmıyor.
O bayrak; Çanakkale'de toprağa düşen Mehmet'in kanıyla, Sakarya'da dua eden annenin gözyaşıyla, Güneydoğu'da vatan nöbetinde şehit olan evladımızın son nefesiyle ve bugün aramızda yaşayan gazilerimizin taşıdığı onurla dalgalanıyor.
Şehitler, bu milletin susmayan vicdanıdır.
Gaziler ise yaşayan destanlarıdır.
Onları yalnız bırakan hiçbir anlayış, 'güçlü devlet' iddiasında bulunamaz.
Çünkü güçlü devlet; vatandaşına korku salan değil, fedakârlık yapan evlatlarının emanetine ömür boyu sahip çıkan devlettir.
Bu yüzden çağrımız nettir:
Şehit aileleri yalnızca özel günlerde değil, hayatın her gününde devletin ve milletin baş tacı olmalıdır.
Gaziler yalnızca alkışlanmamalı; hak ettikleri sosyal, ekonomik ve psikolojik desteklere eksiksiz ulaşmalıdır.
Çünkü bu milletin en büyük serveti ne yer altındaki madenleridir ne de kasasındaki paradır.
Bu milletin en büyük serveti; vatan uğruna canını veren şehitleri ve gerektiğinde aynı fedakârlığı gözünü kırpmadan yapacak evlatlarıdır.
Ve unutmayalım…
Bir millet, şehidini unuttuğu gün yalnız geçmişini değil, geleceğini de kaybetmeye başlar.
Burhan Savtekin
Siyasi Strateji ve Planlama Uzmanı