Ümran Özbalcı Aria, Spinoza felsefesinden ilhamla dijital tekniklerle yeniden yorumladığı Hollanda resimlerini Amsterdam Podium Mozaïek'te sergiliyor.

İlhan KARAÇAY yazdı:

Değerli Okurlarım,
Bir sanatçıyı tanımanın en güzel yollarından biri, O’nun yıllar içinde aynı konuya nasıl yeniden döndüğünü izlemektir. Önce araştırır, sonra yazar, sonra da öğrendiklerini kendi sanatının diliyle anlatır. Her dönüşte, bildiklerimize yeni bir pencere açılır.
Ümran Özbalcı Aria’nın Amsterdam’daki sergisi, bana tam da böyle bir yolculuğu düşündürdü.
Daha önce sizlere, Hollanda resmini ve ressamlarını anlatan kitabını tanıttığım Ümran Hanım, bu kez kendi eserleriyle karşımızda. Kitabında incelediği sanat dünyasını, şimdi kişisel bakışı ve dijital tekniklerin sunduğu imkânlarla yeniden yorumluyor. Araştırmanın konusu olan “Hollanda”, bu defa O’nun eserlerine ev sahipliği yapıyor.
AMSTERDAM’DA ÜÇ AYA YAYILAN BİR SANAT BULUŞMASI
Podium Mozaïek’te sergiden bir buluşma. Duvarlardaki eserler, sohbetlerin de arka planını oluşturuyor.
Ümran Özbalcı Aria’nın “Spinoza’nın Etiğinden 17. Yüzyıl Hollanda Resmine” temalı kişisel sergisi, Amsterdam’ın kültür ve sanat mekânlarından Podium Mozaïek’te sanatseverlerle buluştu. Sanatçının paylaştığı program ve afişe göre eserler, 28 Eylül 2026’ya kadar görülebilecek.
Sergi, izleyiciyi yalnızca resimlerin karşısında durmaya değil, resimlere hangi düşüncelerle baktığını da sorgulamaya davet ediyor. Bir yüz, bir pencere, bir oda ya da ışığın aydınlattığı bir nesne, burada geçmişten bugüne uzanan bir anlatının parçası hâline geliyor. Ümran Hanım, Hollanda resminin tanıdık dünyasını kendi görsel dili içinde yeniden kuruyor.
Sergi fotoğraflarında da görüldüğü gibi eserler, mekânın oturma ve buluşma alanlarıyla iç içe sergileniyor. Böylece sanat, sohbetin ve gündelik hayatın içinde kendine yer buluyor. Resimlerin önünde yapılan konuşmalarla, sanatçının yıllardır üzerinde çalıştığı düşünceler yeni izleyicilere ulaşıyor.
HOLLANDA’YA YAPILAN BİR GEZİDEN BAŞLAYAN YOLCULUK
“17. Yüzyıl Hollanda Resminde Portre” kitabı, bugünkü serginin düşünsel geçmişini anlamak için önemli bir kaynak.
Bu serginin arkasındaki hikâye, birkaç ayda hazırlanmış bir etkinlikten çok daha eskiye uzanıyor. Ümran Özbalcı Aria, kitabının girişinde, konu seçiminde Hollanda’ya yaptığı gezinin büyük payı olduğunu anlatmıştı. Sanat eserlerini kendi topraklarında, müzelerinde ve onları çevreleyen şehir dokusu içinde görmek, araştırmasının yönünü belirlemişti.
O’nun anlatımında Delft’in sokakları Vermeer’i, Amsterdam ise Rembrandt’ı düşündürüyordu. Müzede bir tabloya bakmakla, o tablonun doğduğu çevrenin havasını solumak birbirini tamamlıyordu. Evler, sokaklar, ışık ve insanların gündelik yaşamı, resimlerin nasıl bir dünyadan çıktığını anlamaya yardımcı oluyordu.
Bu ilgi, 1999’da Mimar Sinan’daki “17. Yüzyıl Hollanda Resminde Portre” konulu sanatta yeterlilik çalışmasında akademik bir temele kavuştu. Daha sonra kitaplaşan araştırma, bugün sergide başka bir anlatım biçimiyle karşımıza çıkıyor.
Sanatçının kendi açıklamasına göre sergi, o çalışmada savunduğu düşüncenin, kendi sanatındaki görsel yansıması niteliğinde.
Dolayısıyla Amsterdam’daki buluşmayı, bir kitabın resimlerle tanıtılması olarak görmek eksik kalır. Burada araştıran, okuyan ve yazan sanatçı ile kendi eserini üreten sanatçı aynı noktada buluşuyor. Yıllar önce sorulan sorular, bu kez renklerle, katmanlarla ve yeni görüntülerle yeniden soruluyor.
SPİNOZA’NIN FELSEFESİ RESİMLERE NASIL YANSIYOR?
Ümran Özbalcı Aria’nın portre, geometrik parçalar ve dairesel biçimleri bir araya getiren çalışmalarından biri.
Serginin düşünsel merkezinde Spinoza yer alıyor. Ancak ağır felsefe kavramları, konunun yalnızca uzmanlara seslendiği izlenimini vermesin. Ümran Hanım’ın kurduğu bağın temelinde, insanı doğadan ayrı düşünmemek, gündelik hayatın içindeki varlıklara ve ilişkilere dikkatle bakmak bulunuyor.
Sanatçı, sergi manifestosunda Spinoza’nın “Deus sive Natura”, yani “Tanrı, yani Doğa” düşüncesinden hareket ediyor. Hollanda resmindeki insanı, doğayı, ışığı ve mekânı bu bakışla yeniden okumayı öneriyor. Bir yüzün ifadesi ya da bir pencereden görünen dünya, O’nun yorumunda daha geniş bir bütünün parçasına dönüşüyor.
Manifestoda açık pencereler ve ufuk çizgileri, sınırlı bir görüntünün içinde sonsuzluğu düşünmenin yolları olarak ele alınıyor. Çerçevesi belli bir resim, gözümüzün ve zihnimizin o çerçevenin ötesine gitmesine imkân verebiliyor. Sanatçı, bu duyguyu Spinoza’nın doğa ve bütünlük anlayışıyla ilişkilendiriyor.
Burada söz konusu olan, ressamların tamamının, Spinoza’dan doğrudan etkilendiğini kanıtlama iddiasından çok, Ümran Özbalcı Aria’nın eserleri okumak ve yeniden yorumlamak için seçtiği felsefi yaklaşım. Sergiyi anlamlı kılan da bu kişisel bakış: İzleyiciye hazır bir sonuç sunmak yerine, resimle düşünce arasında bağ kurabileceği bir alan açıyor.
ESKİ USTALARIN RESİMLERİNE BUGÜNÜN GÖZÜYLE BAKMAK

Tarihsel portrelerin üst üste gelen ve birbirini yansıtan biçimlerle yeniden yorumlandığı bir çalışma.
Ümran Özbalcı Aria, sergisinde 17’nci yüzyıl Hollanda resmini referans alıyor. Manifestosunda Rembrandt, Frans Hals, Vermeer, Gerard van Honthorst ve Johannes Cornelisz Verspronck gibi sanatçılara yer veriyor. Bu isimler, O’nun insan, doğa ve ışık üzerine geliştirdiği yorumun sanat tarihindeki dayanaklarını oluşturuyor.
Bu dünyanın merkezinde insan var. Kimi zaman bir yüzün sessizliği, kimi zaman bir bakışın canlılığı, kimi zaman da bir odadaki gündelik uğraş, resmin bütün anlamını taşıyabiliyor. Sanatçının daha önceki kitabında da portreye duyduğu ilginin temelinde, insanı ve insanlığı tanıma isteği bulunuyordu.
Yeni sergide tarihsel görüntüler, farklı katmanlar ve biçimler içinde yeniden karşımıza çıkıyor. Tanıdık bir yüzün çevresindeki parçalanma, üst üste binen görüntüler ya da yüzeye eklenen geometrik öğeler, izleyicinin eski bir resmi yeni sorularla görmesine imkân veriyor. Fotoğraflarda izlediğimiz çalışmaların ortak özelliklerinden biri, geçmişe ait görüntüyü bugünün görsel deneyimi içinde yeniden düşündürmeleri.
BİR SAATİN İÇİNDE GEÇMİŞ, BİR RESMİN İÇİNDE ZAMAN
Saat kadranı, küre ve insan figürünün aynı yüzeyde buluştuğu çalışma, zaman ve bilgi üzerine düşünmeye davet ediyor.
Sergideki çalışmalar arasında, büyük bir saat kadranının tarihsel bir resimle iç içe geçtiği eser özellikle dikkat çekiyor. Rakamlar ve akrep ile yelkovan, bir küreye uzanan figürün bulunduğu sahnenin üzerine yerleşiyor. Böylece resme baktığımızda hem bir insanın dikkatini yönelttiği dünyayı hem de o dünyayı çevreleyen zaman duygusunu görüyoruz.
Bu görüntü, serginin geçmişle bugün arasında kurduğu ilişkiyi somutlaştırıyor. Yüzyıllar önce resmedilmiş bir sahne, yeni bir düzenlemenin içinde bugünün izleyicisine sesleniyor. Eseri bu gözle okuduğumuzda, bilme isteğinin, merakın ve dünyayı anlamaya çalışmanın zamanla sona ermediğini düşünebiliyoruz.
Bu, sanatçının çalışmasına ilişkin bir okuma elbette. Her izleyici aynı görüntüde başka bir ayrıntıya takılabilir. Kimi saat yüzeyine, kimi insan figürüne, kimi de görüntülerin üst üste gelmesiyle oluşan derinliğe bakacaktır. Serginin sunduğu imkânlardan biri de bu: Tek bir bakışla tüketilemeyen, yeniden bakıldığında başka ayrıntılar gösteren yüzeyler.
DİJİTAL TEKNİKLERLE YENİDEN KURULAN GÖRÜNTÜLER
Tarihsel figürler, yıpranmış bir mekân görüntüsü ve kırmızı geometrik biçimler aynı kompozisyonda buluşuyor.
Bir başka çalışmada müzik aleti tutan tarihsel bir figür ile yanındaki kişi, eskimiş bir iç mekânın görüntüsüyle birleşiyor. Kompozisyonun alt bölümündeki kırmızı, gri ve açık renkli geometrik biçimler ise görüntünün ritmini değiştiriyor. Geçmişten gelen yüzlerle bugünün görsel dili aynı yüzeyde karşılaşıyor.
Sanatçı, manifestosunda dijital teknikleri eski ustaları taklit etmek için kullanmadığını vurguluyor. Amacını, ışığı, maddeyi ve mekânı yeniden kurmak olarak açıklıyor. Bu nedenle dijital yöntem, yalnızca bir üretim aracı olmanın ötesinde, araştırdığı düşünceleri görünür kılmanın bir yolu hâline geliyor.
Okur açısından bunun karşılığı oldukça anlaşılır: Eski bir resmin kopyasına bakmıyoruz. O resmin bugünün sanatçısında uyandırdığı düşüncelerin yeni bir görüntüye dönüşmesini izliyoruz. Sanat tarihine ait bir eser, böylece hatırlanan ve üzerinde yeniden düşünülen canlı bir kaynağa dönüşüyor.
SANATÇILARDAN VE SANATSEVERLERDEN DESTEK

Sanatçının aktardığı bilgilere göre açılışa Hollanda’da yaşayan Türk sanatçılar ve sanatseverler de katıldı. Bülent Evren, Işık Tüzüner, Yasemin Sözer, Gülay Fitöz ve sanatçı, yönetmen Şaban Ol, sergiye destek veren isimler arasında yer aldı. Yazarlar ve iş dünyasından katılımcılar da bu buluşmaya eşlik etti.

Bir sanat etkinliğinin değeri, duvarlara asılan eserlerle birlikte çevresinde oluşan karşılaşmalarda da görülür. Aynı resme farklı geçmişlerden gelen insanların bakması, sanatçının anlatmak istediklerini çoğaltır. Amsterdam’daki buluşmanın fotoğrafları, bu sohbet ortamını da yansıtıyor.

Ümran Özbalcı Aria, kendisini yalnız bırakmayan ziyaretçilerine teşekkür ederken, yaklaşık üç ay boyunca sergisine ev sahipliği yapan Podium Mozaïek yönetimine ve ekibine de ayrıca teşekkür ediyor. Yeni sergilerde ve sanatsal oluşumlarda yeniden bir araya gelme dileğini paylaşıyor
BAŞKONSOLOS MAHMUT BURAK ERSOY’DAN ZİYARET

Sergiyi ziyaret edenler arasında Türkiye’nin Amsterdam Başkonsolosu Mahmut Burak Ersoy da bulunuyor. Ümran Özbalcı Aria’nın verdiği bilgiye göre Ersoy, sergiyi gezerek iyi dileklerini iletti.
Türkiye’den bir sanatçının Hollanda’nın resim mirası üzerine yıllarca çalışması ve bu birikimini Amsterdam’da paylaşması, iki ülke arasındaki kültürel ilişkilere somut bir örnek oluşturuyor. Bu ilişkinin temelinde, başka bir ülkenin sanatını dikkatle incelemek, anlamaya çalışmak ve kendi üretimi içinde yeniden değerlendirmek var.
Sergi, bu yönüyle Türkiye’de başlayıp Hollanda’ya uzanan kişisel bir sanat yolculuğunu görünür kılıyor. Ümran Hanım’ın akademik çalışmalarıyla resimleri arasında kurduğu süreklilik, bu yolculuğun en belirgin özelliği olarak öne çıkıyor.
İZMİR’DEN ULUSLARARASI SANAT ORTAMINA

İzmir doğumlu Ümran Özbalcı Aria, 1985’te Dokuz Eylül Üniversitesi Resim Bölümü’nde lisans, 1992’de Marmara Üniversitesi Resim Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. 1999’da Mimar Sinan’da resim alanındaki sanatta yeterlilik çalışmasını bitirdi. Uzun yıllar üniversitelerde teorik ve uygulamalı sanat dersleri verdi; dekan yardımcılığı ve bölüm başkanlığı gibi idari görevlerde bulundu.
Sanatçının araştırma ve üretim alanı yalnızca Hollanda’yla sınırlı değil. Daha önce yayınladığımız özgeçmişinde, Hollanda’nın yanı sıra İtalya, Fransa, İspanya ve Belçika’da sanatsal araştırmalar yaptığı belirtiliyordu. Türkiye’de ve çeşitli ülkelerde katıldığı sergiler de bu birikime eşlik etti.
Hiperlink Yayınları’ndan 2017’de “17. Yüzyıl Hollanda Resminde Portre”, 2018’de “Caravaggio: Yaşamı, Dönemi, Eserleri”, 2019’da ise “Görsel Anlatılar ve Ötekiler” kitapları yayınlandı. Sanat dergilerindeki yazılarıyla birlikte bu çalışmalar, O’nun araştırmacı, eğitimci, yazar ve ressam kimliklerinin birbirini tamamladığını gösteriyor.
Bugünkü sergiye bu geçmişi bilerek bakınca, eserlerin arkasındaki emeği daha iyi anlayabiliyoruz. Bir ressamın başka ressamları incelemesi, kendi sesinden vazgeçmesi anlamına gelmiyor. Ümran Özbalcı Aria’nın Amsterdam’daki çalışmaları, bu birikimin kişisel bir görsel dile nasıl dönüşebildiğini gösteriyor.
SERGİ 28 EYLÜL’E KADAR GÖRÜLEBİLECEK
Sergi afişi: 2 Temmuz–28 Eylül 2026, Podium Mozaïek, Amsterdam.
Ümran Özbalcı Aria’nın kişisel sergisi, sanatçının paylaştığı duyuruya göre 28 Eylül 2026’ya kadar Podium Mozaïek’te görülebilecek.
Mekânın adresi Bos en Lommerweg 191, 1055 DT Amsterdam.
Ziyaret planlayanların, gitmeden önce mekânın güncel açık olduğu saatleri kontrol etmeleri yerinde olacaktır.
Hollanda resmini sevenler için bu sergi, tanıdıkları bir sanat dünyasına farklı bir gözle bakma fırsatı sunuyor. Konuya ilk kez yaklaşanlar içinse insan, zaman, doğa ve ışık üzerinden kurulmuş bir başlangıç noktası var. Ümran Hanım’ın yıllar önce kitap sayfalarında anlattığı dünya, şimdi kendi eserleriyle Amsterdam’da yeni izleyicilerle buluşuyor.
BU YOLCULUĞUN KİTABA UZANAN GEÇMİŞİ
Değerli Okurlarım, Ümran Özbalcı Aria’nın Amsterdam’daki sergisini ve bu serginin arkasındaki düşünceyi yukarıda sizlere aktardım. Ancak bu çalışmanın beslendiği birikimi daha yakından tanımak isteyenler için, daha önce yayınladığım haberi de aşağıya ekliyorum.
O haberde, sanatçının, “17. Yüzyıl Hollanda Resminde Portre” adlı kitabını, Hollandalı ressamlara bakışını ve araştırmalarının kapsamını ayrıntılarıyla bulacaksınız. Bugünkü serginin ardından o yazıyı okumak, yıllar içinde birbirini tamamlayan araştırma, kitap ve eserler arasındaki bağı daha açık biçimde görmenizi sağlayacaktır.
Naçizane şahsımı, ‘Gazeteciliğin Vincent van Gogh’u’ olarak tanımlayan ve çizen Ümran Özbalcı Aria’ya TEŞEKKÜRLER..!

ARAŞTIRMACI YAZAR-RESSAM ÜMRAN ÖZBALCI ARİA, ŞAHSIMA ‘GAZETECİLİĞİN VİNCENT VAN GOGH’U YAKIŞTIRMASINI YAPTI VE ÇİZDİ.
Ama bugün sizlere, bana hayatımın en anlamlı ödülünü veren bir araştırmacı yazar ve ressamdan söz edeceğim.
Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz kasım aynının 14’üncü günü sizlere,
“SANAT (RESİM) SEVENLER İÇİN ÜMRAN ÖZBALCI ARİA’DAN, HOLLANDA RESSAMLARINI TANITAN MUHTEŞEM BİR KİTAP” başlıklı bir haber sunmuştum.
Ümran Hanım İzmir’de yaşıyor. Ne mutlu ki, haberlerimi gönderdiğim 20 bini aşkın adres içinde O’nun da adresi varmış. Ümran hanımın başarılarını yazan çok gazeteci olmuş. Ama nedense, (Tabii ki bu neden, benim ayrı bir yazış ve servis ediş tarzım olacak), kendisi hakkında benim de bir haber yapmamı çok istemişti. Bana ulaşan Ümran hanımın haberini, çok uzayacak olsa da en alta yerleştireceğim.
İşte o Ümran Özbalcı Aria, bana doğum günü, Noel ve yeni yıl tebriği olarak üstteki tabloyu tasarlamış ve göndermiş. Benim portremin yanına, Hollanda’nın dünyaca ünlü ressamı Vincent van Gogh’un yüzünü ekleyen ve bir daktilo ile bisiklet koyan Ümran hanım bana, “Gazeteciliğin Van Gogh’u” yakıştırmasını yapmış.
Belki biraz abartılı ama, bir konuda yanılmamış Ümran Hanım. Van Gogh, deliliği ile tanınan bir ressamdı. Kendi kulağını kestiği söylenir ama sanırım kendi kulağını kesen bir başkasıydı. Eeee, bende de var o delilik…
Zira ben işimi yaparken, gerekirse delilik yapmaktan da kaçınmayan bir yapıya sahibim.
SAĞOLSUN ÜMRAN ÖZBALCI ARİA..!