"..Ama bir şeyi hesap edemediler: Adanalıları. Bu adaletsizliğin peşini bırakmadılar. Sahip çıktılar. Ses oldular. Yanında durdular. İşte o zaman gördüm ki, “kent olmak” dediğimiz şey tam olarak buymuş..."

Onu ilk kez 2019 seçimleri öncesinde, Mersin Havalimanı’nda görmüştüm.
Kemal Kılıçdaroğlu Mersin’e geliyordu.
VIP bölümünün önünde bekliyorduk.
Herkes alıştığımız gibiydi: sirenler, çakarlar, kalabalık koruma ekipleri…
Derken, her iki eli paltosunun cebinde, yanında iki kişiyle, sessiz sedasız biri geçti önümüzden. Ne gösteriş vardı ne acele. Önce polislere, ardından bize bir selam çaktı ve yürüyüp gitti.
“Kim bu?” diye sordum.
“Zeydan Karalar,” dediler. “Büyükşehir adayı.”
O an dikkatimi çeken şuydu: Herkes devlet gibi gelirken, o resmen vatandaş gibiydi.
Sonra seçim döneminde ve sonrasında onu görme, hatta tanışma fırsatım oldu.
Adana’da kebap yaparken, tavla oynarken, iskambil kâğıtlarıyla bir kıraathanenin tadını çıkarırken…
Kendini kasmayan, rol yapmayan, olduğu gibi duran bir insan.
İnsan dedim kendi kendime, bir insan bu kadar mı Adanalı olur?
Sonrasını zaten biliyoruz.
Adanalı’yı alıp sekiz ay içeride tuttular. Polisler koluna girmeden önce, kendisine bunu reva görenlere lafını çaktı; öyle girdi içeri. Ömründen sekiz ay çaldılar. Geçtiğimiz günlerde tahliye edildi.
Belki onlar için sıradan bir dosyaydı.
Ama Zeydan Karalar için, eşi için, ailesi için ve Adanalılar için onur kırıcı bir süreçti.
Suç örgütü dediler , uzantısına Zeydan Karalar’ı eklediler.
Ama bir şeyi hesap edemediler: Adanalıları.
Bu adaletsizliğin peşini bırakmadılar. Sahip çıktılar. Ses oldular. Yanında durdular.
İşte o zaman gördüm ki, “kent olmak” dediğimiz şey tam olarak buymuş.
Aidiyet, sevgi ve sahiplenme böyle bir şeymiş.
Bir saat ötede, Mersin’den gıpta ile izledim olan biteni.
Onu evlat gibi, baba gibi, kardeş gibi benimseyen Adana’ya öylece bakakaldım.
Sana dün bir tepeden bakamadım aziz İstanbul, ama Adana’ya yürekten baktım.
Sonra döndüm memleketime.
Ve düşündüm…
Aynısı bizim başımıza gelse, ne kadar sahip çıkardık insanımıza?
Demokrasimize?
Birbirimize?
Anlayacağınız…
Sahipsizliğin bu kadar yoğun olduğu bir kentten,bakınca kıskandım Adana’yı.