Cenazeye gittim.
Toprak yeni kazılmıştı.
Etrafında suskun insanlar…
Bir de sessizce yatanlar vardı; daha önce gelmiş, çoktan unutulmuş gibi.

Mezarlıkta insanın aklına ister istemez sorular düşüyor:
Bu yatanlar neden öldü?
Yaşlılıktan mı…
Bir hastalıktan mı…
Yoksa bir anda, hiç beklemedikleri bir sebepten mi?

Kimsenin başında artık hikâyesini anlatan yok.
Ne acısını bilen var, ne son gününü.
Sadece isimler…
Ve tarihler.

Bir hafta önce ayakta olan bir insan,
bir haftada toprağın altına girebiliyor.
Bir merdiven, bir düşüş, bir hastane…
Ve sonra sessizlik.

Hayat sandığımız kadar uzun değil.
Biz plan yaparken,
gelecek ayı, seneyi, borcu, hesabı düşünürken;
hayat çoktan başka bir karar alabiliyor.

Zaten yorgunuz.
Ekonomik kriz, geçim derdi,
yarın korkusu, bugün sıkıntısı…
Bir de böyle bir kayıp olunca,
insanın içi daha da daralıyor.
Neşe kaçıyor, kelimeler azalıyor.

Mezarlık şunu fısıldıyor insana:
“Sebep bazen önemli değil.
Sonuç hep aynı.”

Bugün nefes alıyoruz diye güçlü sanıyoruz kendimizi.
Oysa bir adım, bir an, bir hafta…
Her şey değişebiliyor.

Belki de bu yüzden
insan kırmadan,
kırılmadan,
fazla ertelemeden yaşamalı.

Bir selamı çok görmeden,
bir iyiliği geciktirmeden,
bir “hakkını helal et”i söyleyerek…

Çünkü mezarlıkta yatanların
çoğunun neden öldüğü bilinmiyor.
Ama hepsinin ortak noktası şu:
Hayat, onlar için de bir gün ansızın durmuş.

Allah rahmet eylesin.
Gidenlere…
Kalanlara da kalbi dayanacak kadar sabır versin.