Politikada ya da iş dünyasında kariyer hedefi olanlar için merkezi ya da yerel iktidarda nüfuzlu figürlerle aynı karede olmak veya birlikte fotoğraf paylaşmak en ucuz sosyal bir yatırımdır herhalde.Sosyal medya bu tür paylaşımlara sanırım hepimiz aşinayız artık.

Kişi buna neden ihtiyaç duyar?

Meseleye siyaset felsefesi açısından değineceğim.

Bu durum, Walter Benjamin’in sanat eserleri için kullandığı "aura" ( bir sanat eserinin bulunduğu yerdeki değeri) kavramının siyasi kişiliğe uyarlanması gibidir. Önemli bir figürün yanında durmak, o figürün sahip olduğu otorite, güven ve prestijin bir kısmının paylaşılan kişiye de "bulaşmasını" hedefler. Kişi, kendi başına sahip olmadığı siyasi ağırlığı, yanındaki figürün gölgesine girerek telafi etmeye çalışır. Bu tür bireyin içinde bulunduğu toplumlar genellikle geleneksel ve taşra/kasaba kültürel yapılardır.Burada ki amaç,ben de oradayım, ben de bu hiyerarşinin içindeyim" anlamı taşır.

Burada bir tür araçsal kişilik yapısı görülebilir. Kişi kendi kimliğini, temas kurduğu güçlü figürlerin üzerinden tanımlamaya başlar. Aslında bu durum bizim geleneksel söylemlere de eklemlenmiştir."Ankara'da dayım var" ya da " boş adam değiliz, bizim de bir çevremiz var" sözleri en çok duyduğumuz sözlerdir.

‘'Ankara’da dayım var" ya da "Çevremiz geniştir" gibi ifadeler, o görsel paylaşımların sözlü ve kültürel birer uzantısıdır aslında. Bu durumu, bireyin kendi yetkinliğinden ziyade "ilişkiler ağı" üzerinden bir varlık alanı açma çabası olarak okuyabiliriz.

Kişi, bu gücü telaffuz ederek kendi sıradanlığını maskeler ve muhatabına,"bana sadece beni görerek yaklaşma, arkamdaki devasa yapıyı da hesaba kat" mesajı verir.

Nüfuzlu bir isimle aynı karede görünmek çok daha hızlı bir "başarı" illüzyonu yaratır. Bu durum, derinlikli bir siyasi üretim yerine imaj yönetimine odaklanan, daha çok dış referanslı bir kişilik yapısına işaret eder.

Özetle bu davranış; hırsın somutlaşmış hali olabileceği gibi, bazen de bireyin kendi siyasi varlığını ancak bir "başkası" üzerinden meşrulaştırabildiği bir özgüven boşluğunun yansıması da olabilir.

Kariyerini sadece bu tip görsel referanslar üzerine kuran birinin, o "büyük isimler" sahneden çekildiğinde kendi başına ayakta kalıp kalamayacağı ise önemli bir soru işaretidir.

Fransız sosyolog Pierre Bourdieu’nun sosyal sermaye dediği kavram, burada bir "caydırıcılık" veya "imtiyaz" aracına dönüşür.

Kendi fikri dünyasını inşa edememiş, bir mesele üzerine derinlemesine düşünmemiş ya da uzmanlık kazanamamış birey için "çevre" ve "dayı", en kestirme başarı yoludur.

Sonuç olarak; fotoğraf paylaşan siyasetçi adayı ile "Ankara’da dayım var" diyen kişi aynı zihniyet evreninde yaşar. İkisi de gücü kendinde değil, kendinden menkul olmayan dışsal bir odakta arar. Bu da maalesef liyakate dayalı bir toplum yapısının önündeki en büyük kültürel barikatlardan biridir.

Konuyu bireysel bir psikoloji probleminden çıkarıp tarihsel ve sosyolojik bir zemine taşıdığımızda,bu "fotoğraflı/dayılı" güç gösterisi yukarıda da değindiğim gibi,şark kültürü ve taşra kasaba asabiyesi üzerinde tahlil etmek isabetli olabilir.

Şark kültüründe birey, Batı modernitesindeki gibi atomize olmuş, kendi ayakları üzerinde duran bir "birey" olmaktan ziyade, bir cemaatin, aşiretin ya da bir "kabilenin" mensubudur. Çünkü bu kültürlerde güç, kişisel bir yetkinlik değil, bir "yakınlık" meselesidir. Şark’ta bilgiye veya liyakate değil, "huzura kabul edilmeye" değer verilir. Kasaba kültüründe fotoğraflı "kanıt" kahvehanedeki dedikoduyu susturur. "Ankara'da dayısı var" sözü, kasaba ölçeğinde bir dokunulmazlık zırhı sağlar.

Kendi özgün etkileme güçleri (potentia) zayıf olduğu için, daha büyük bir gücün yörüngesine girerek o gücün bir parçası gibi görünmeyi seçerler. Bu, bir tür "asalak varoluş" biçimidir; ana gövde ne kadar büyükse, onun üzerindeki asalak da kendini o kadar güvende hisseder.

Gerçek bir entelektüel veya siyasi olgunluk, zaman içinde deneyimlenerek ve birikerek oluşur. Derinlikli bir siyasi kariyer, zamanın akışına (süreye) yayılan bir emektir.

Bilgi ve deneyime dayanmayan her eylem risk taşır.

Dayı" ve "referans" kültürü, bizim coğrafyamızda liyakate dayalı modern bir bürokrasinin inşasını sonsuza dek imkânsız kılar.