Mersin’in sanat tarihi, bazı isimlerle adeta özdeşleşir. İşte onlardan biri de, 50 yılı aşan sahne hayatı, alkışlarla ve anılarla dolu kariyeriyle Yaşar Esgin. Hayallerini sanata dönüştüren bu devrimci sanatçı, yalnızca bir sahne sanatçısı değil; aynı zamanda Mersin Devlet Opera ve Balesi’nin kurucu müdürü, genç yeteneklerin yol göstericisi ve sanatı halkla buluşturan bir öncüdür.


Mersin Devlet Opera ve Balesi, Fikri Sağlar’ın Kültür Bakanlığı döneminde, benim Mersin İl Kültür Müdürü olduğum süreçte açıldı. Bu sürecin her aşamasında, kurucu müdür olarak Yaşar Esgin’in yorulmaz çalışması ve vizyonu belirleyici oldu. Kadro seçiminden sahne tasarımına, sanatçıların eğitiminden teknik altyapıya kadar her detayı bizzat yönetti. Bu süreç, onun sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda bir lider, öğretmen ve vizyoner olduğunu da gösteriyor.


1947 Mersin Mesudiye doğumlu Esgin, konservatuvar yolculuğunu müzik öğretmeni Hikmet Karahan sayesinde başlattı. Ankara Devlet Konservatuvarı ve ardından Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde sınavla aldığı görevler, onun sahneyle bütünleşmesini sağladı. Yüzlerce eserde rol alarak binlerce temsile imza atan Esgin, “Damdaki Kemancı” ve “4. Murat” gibi zorlayıcı başrollerle sanatseverlerin hafızasında silinmez izler bıraktı. 50 yıllık sahne hayatı boyunca yüzü aşkın farklı eserde, binlerce temsilde rol aldı.


Ama Esgin’in hikâyesi yalnızca sahnede alkış toplamakla sınırlı değil. Mersin’de, Halkevi binasını dönüştürerek bir opera sahnesine çevirme süreci, onun azmi ve sanata adanmışlığının somut bir örneğidir.


Esgin’in insan yanını en iyi anlatan anılardan biri, “Sütçü Tevye” rolüyle Damdaki Kemancı’daki performansı sırasında yaşadığı duygu yoğunluğudur. Kendi yaşamındaki baba figürü ve çocuklarına duyduğu sevgi, sahnede canlandırdığı karakterlerle bütünleşti. Sahneye yansıttığı duygu, onu sadece başarılı bir oyuncu değil, izleyiciye dokunan bir sanatçı haline getirdi.

Sanatın sadece sahneyle sınırlı olmadığını da göstermek için diksiyon kursları verdi; avukatlardan öğretmenlere, öğrencilerden yetişkinlere Türkçeyi doğru telaffuz ettirmeye çalıştı. Mersin’de genç sanatçılara yol gösterdi, yeteneklerini geliştirmeleri için kapılarını açtı. Ona göre, yetenek kadar akıl ve çalışkanlık da başarılı bir sanatçının olmazsa olmazlarıydı.

Emekliliğin ardından Ayaş sahilinde kurduğu küçük ama büyüleyici evinde, 30 kedisi ve 6 kirpi ile yaşayan Esgin, marangozluk ve sedef kakma gibi el sanatlarına yöneldi. Mersin’deki sahnelerin ışığından uzak, ama sanatın her türünü yaşatan bir hayat sürüyor.

Yaşar Esgin, Türkiye’nin sahnelerinde alkışlanan bir sanatçı olmasının ötesinde; Mersin’in kültürünü şekillendiren, sanatı halkla buluşturan ve genç kuşaklara ilham veren bir öncüdür. Damdaki Kemancı’dan Ayaş sahiline uzanan bu yolculuk, hem bir sanatçının hem de bir insanın hayatına ışık tutar: Hayaller, azim ve sevgiyle gerçeğe dönüşür.


DAMDAKİ KEMANCI – YAŞAR ESGİN’E

Mersin’in damında bir keman titriyor

Rüzgârla dans eden hayallerin sesi

Notalarda devleşen bir yürek

Sahnede yıldızlaşan bir ömür


Murat’ın heybeti omuzlarında

Sütçü Tevye’nin babacan ışığı gözlerinde

Her rol bir hayat her mısra bir yolculuk

Acı sevgi umut bir arada çalıyor


Elliyi aşkın eser binlerce temsil

Alkışlarla örülmüş zamanın dokusu

Damdaki Kemancı, 4. Murat

Hepsi senin gür sesinde birleşiyor


Ayaş sahilinde denizle fısıldaşan evinde

Dostların kedilerin arasında

Marangoz ellerin eski aynaları uyandırıyor

Sedef kakmalarla

Geçmişin parıltısını bugüne taşıyor


Zorluklarla yoğrulmuş bir yol

Kadrolar bürokrasi direniş

Ama her adımda bir devrimci ruh

Mersin’in sanatına çağ atlatan yürek


Sessizlik bile senin melodilerini taşıyor

Anılar şiirler hayatın tüm renkleri

Yaşar Esgin

Damdaki Kemancı

Bir şehrin bir ülkenin sanatına armağan