Türkiye siyasetinde gözden kaçan temel bir gerçek var: Seçmen davranışı artık ideolojik sadakatten çok, gündelik yaşamın ne kadar güvende olduğu üzerinden şekilleniyor. Sandığın kaderini bugün kürsüler değil; evin bütçesini tutmaya çalışan ev kadınları, pazar filesini doldurmaya çalışan emekliler ve geleceğini kurup kuramayacağını düşünen gençler belirliyor.

Araştırmalar, iktidar blokunun oy tabanında ev kadınları, emekliler ve gençlerin ağırlığını gösteriyor. Bu tablo, CHP’nin neden geniş halk kesimleriyle güçlü bir bağ kurmakta zorlandığını da açıklıyor. Çünkü bu grupların ortak talebi daha fazla gelirden önce güvence. İnsanlar artık “neye inanıyorsun?”dan çok, “yarın ne olacak?” sorusuna cevap arıyor.

Ev kadınları bu görünmeyen seçmenlerin en sessiz ama en güçlü kesimi. Milyonlarca kadın evin bütün yükünü sırtlanmasına rağmen ne emeklilik hakkına ne de düzenli bir sosyal güvenceye sahip. Siyasette hâlâ “çalışmayan” olarak tanımlanıyorlar. Oysa ev kadınları ekonominin görünmeyen taşıyıcıları. AKP’nin mahalle örgütlenmeleri bu kesime “hatırlanma” duygusu verirken, CHP’nin fark yaratabilmesi için yardım değil hak dili kurması gerekiyor. Ev içi emeğin sigorta kapsamına alınması, devlet destekli isteğe bağlı emeklilik, kadın dayanışma merkezleri ve ücretsiz, yaygın kreşler bu kesimi siyasetin merkezine taşıyabilir.

Emekliler için de sorun yalnızca maaşların yetersizliği değil; değersizlik hissi. Yıllarca çalışmış insanlar bugün geçim hesabı yaparken, kendilerini unutulmuş hissediyor. İktidar kısa vadeli ikramiyelerle seslenirken, CHP çoğu zaman teknik vaatlerle konuşuyor. Oysa asgari emekli maaşının yaşam maliyetine endekslenmesi, sosyal merkezler, ucuz ulaşım ve sağlık hizmetleri ile torun bakımına destek gibi somut adımlar, emeklilerle kalıcı bir güven ilişkisi kurabilir.

Gençler ise siyasetin en kırılgan ama en belirleyici kitlesi. İşsizlik, barınma krizi ve gelecek kaygısı gençlerin gündemini belirliyor. CHP’nin özgürlük ve demokrasi vurgusu önemli, ancak gençlerin ilk sorusu bu değil. Gençler “bu ülkede hayat kurabilir miyim?” diye soruyor. Mezuniyet sonrası barınma ve istihdam desteği, ilk işini kuranlara vergi muafiyeti, girişim fonları ve ilk işe girişte sigorta prim desteği gibi politikalar gençlere yalnız olmadıklarını hissettirebilir. Gençleri karar süreçlerine dâhil eden katılımcı mekanizmalar ise bu bağı güçlendirir.

Ev kadınları, emekliler ve gençler Türkiye’nin “çalışmayan ama yaşatan” nüfusunu oluşturuyor. CHP’nin önündeki fırsat, bu kesimlerle yukarıdan aşağıya bir yardım ilişkisi değil, dayanışma temelli yeni bir toplumsal sözleşme kurmaktır. Yerelde örgütlenen destek ağları,

hayatı gerçekten kolaylaştıran politikalar ve “seni dinliyorum” dili bu sözleşmenin temelini oluşturabilir.

Bugün Türkiye’de siyasi denge ekonomik göstergelerden çok yaşama duyulan güven etrafında şekilleniyor. Ev kadınları, emekliler ve gençler ideolojik ezberlerle değil, hayatlarının nasıl sürdürülebileceğine bakarak oy veriyor. CHP’nin görevi, yalnızca doğru politikaları sıralamak değil; bu politikaları insanların gündelik hayatında hissedilir kılacak bir güven dili kurmaktır. Bu güven tesis edilebildiğinde, CHP yalnızca bir iktidar alternatifi değil, yeni bir toplumsal sözleşmenin kurucu gücü hâline gelebilir.