Günümüzde servet ve makamın, sanki otomatik olarak beraberinde derin bir entelektüel birikim getiriyormuş gibi algılanması, sosyolojik ve psikolojik açıdan sorgulanması gereken bir olgu.
Hale etkisi,(halo effect) psikolojideki en yaygın bilişsel önyargılardan biridir. Bir kişinin bir alandaki belirgin başarısı (örneğin çok zengin olması veya bir şirketin CEO'su olması), o kişinin diğer tüm alanlarda da (zeka, bilgi birikimi) üstün olduğu algısı oluşturabiliyor. Daha çok "aşkın ego" olarak adlandırılan bu durum bireyin kendini geliştirmesinin önünde ciddi bir bariyer görevi görür. Parayı yönetebiliyorsa, her şeyi bilir mantığı da bu kavram etrafında açıklanabilir.
"Hale etkisi", imajın hakikatin önüne geçmesidir.
Modern dünyada "bilgi", artık fayda ve kar odaklı bir meta haline geldi. Bir yazılım algoritmasını bilmek veya piyasa manipülasyonunda usta olmak, "bilgelik" ile karıştırılıyor. Oysa Entelektüel veya Aydın bilgiyi sadece araç olarak kullanmaz; bilgiyi sorgular, eleştirir ve etik bir çerçeveye oturtur. Zenginlik ise genellikle stratejik zekâ gerektirir, felsefi derinlik değil.
Yüksek makamdaki insanların her söylediği, ellerindeki güç nedeniyle geniş kitlelere ulaşır. Bir düşünürün yıllarca üzerinde çalıştığı bir fikir sönük kalırken, bir milyarderin attığı sıradan bir tweet "vizyoner bir öğreti" muamelesi görebilir. İmaj, niteliğin önüne geçer. Güç, kendi yankı odasını yaratarak vasat fikirleri parlatır. ‘’En iyiler ve en zekiler en tepededir" şeklindeki yanlış inanç, zenginliğin mutlak bir zeka göstergesi olduğunu savunur. Bu mit, aydın olmayı "diploma ve rütbe" ile eşdeğer tutar. Oysa gerçek bir aydın, statükoyu korumak yerine onu eleştiren kişidir. ‘’Makam sahibi ve zengin ise bilge insandır.’’ yanılsaması son yıllarda birçok alanda tartışılmaktadır. Elon Musk, şu günlerde dünyada bu çarpıklığın zirvesini temsil ediyor. Sadece mühendislik veya finansal başarılarıyla değil, Mars’a gitmek, insan bilincini dijitalleştirmek gibi "varoluşsal" konularla ilgilenmesi onu bir iş adamından çok bir "kahin" mertebesine taşıdı. Musk’ın teknik bir konudaki başarısı, sanki siyasetten felsefeye, trafikteki çözümden demografik krize kadar her konuda "en doğruyu" o biliyormuş algısı yaratıyor. Oysa bir dahi olması, her konuda bir "aydın" olduğu anlamına gelmez.
Bu "sahte bilge"yansıması bir retorik kurnazlığı olan politikada prim yapması nedeniyle insanlığın kaderini doğrudan etkiliyor. Daha somut bir ifadeyle, politikada bu "sahte bilgelik" retoriği, rasyonel tartışmayı öldürüp yerine bir tür "kurtarıcı kültü" ikame ediyor.
Politikacı, zenginlik ve makamın verdiği özgüvenle, karmaşık sosyolojik meseleleri (ekonomi, göç, iklim krizi) sanki bir "şirket yönetiyormuş" basitliğine indirger. Entelektüel derinlik "boş laf" olarak damgalanır. Bunun yerine "iş bitiricilik" ve "pratik çözümler" yüceltilir. Türkiye örneğinde de olduğu gibi, toplum, uzun vadeli ve derinlikli çözümler yerine, kısa vadeli ve otoriter "mucizelere" ikna edilir. Cehaleti bir tür "halk bilgeliği" gibi pazarlayarak bilimin ve gerçek entelektüel birikimin karar alma mekanizmalarından dışlanmasına yol açan bir sistem nedeniyle Türkiye bugün ağır sorunların eşiğindedir.
Özellikle Türkiye siyasetinde belleklere kazınmış bir yanılgıyı da "Hale etkisi" kavramıyla ilişkilendirebiliriz.
Karizmatik, akıcı konuşan, özgüvenli görünen bir lider, daha zeki, daha dürüst, daha çözüm üretici ve daha güçlü olarak kabul görür. Oysa hitabet gücü ile yönetsel kapasite arasında zorunlu bir bağ yoktur. Ama halk şöyle düşünür;
“Etkileyici konuşuyor, demek ki iyi yönetir.”