Bu ülkede artık insanlar yaşam mücadelesi veriyor.
Sabah işe giderken cebindeki son parayı hesaplayan milyonlar var. Markette fiyat etiketine bakıp ürünü yerine bırakan anneler… Çocuğu bir şey ister diye pazara tedirgin çıkan babalar… Ay sonunu değil, haftayı nasıl çıkaracağını düşünen emekliler…
Ve tam da böyle bir dönemde söylenen bazı sözler, insanların yalnızca kulağına değil, yüreğine dokunuyor.
Çünkü mesele siyaset değil artık.
Mesele, geçim derdi.
Hiç gece herkes uyuduktan sonra mutfakta oturup faturaları hesaplayan insanların sessizliğini düşündünüz mü?
“Bunu ödersem kiraya para kalmayacak” korkusunu…
Çocuğu bir şey istediğinde gözlerini kaçırıp “sonra alırız” demek zorunda kalan anne babaların mahcubiyetini…
Bu millet bunları yaşıyor.
Bir öğrenci, sınav ücretini yatıramadığı için hayallerini erteliyor.
Bir emekli, ilaç alabilmek için mutfak masrafını kısıyor.
Gençler ev kuramıyor, kiraya çıkamıyor, geleceğini başka ülkelerde arıyor.
Et yemek, birçok aile için artık sıradan bir ihtiyaç değil; ayda bir karşılanabilen bir lüks hâline geliyor.
Ama buna rağmen insanlar çalışmaya devam ediyor.
Üretiyor. Vergisini ödüyor.
Bu ülkenin yükünü omuzlarında taşıyor.
Bir madenci düşünün…
Yerin yüzlerce metre altında ölümle burun buruna çalışıyor. Maaşı ay sonunu getirmiyor ama yine de vergisini ödüyor.
Bir çiftçi düşünün…
Mazot pahalı, gübre pahalı, üretim maliyeti ağır. Tarlasını ekemiyor, hayvanını satıyor ama yine de ayakta kalmaya çalışıyor.
Bir öğretmen düşünün…
Başka çocuklara gelecek hazırlarken, kendi evladının yarını için kaygı duyuyor.
Bir genç düşünün…
Üniversite kazanıyor ama okuyamıyor. Çünkü yurt pahalı, ev pahalı, hayat pahalı.
Bu insanlar kimsenin yükü değil.
Tam tersine, yıllardır bu ülkenin yükünü taşıyan insanlar onlar.
Millet lüks istemiyor.
Gösteriş istemiyor.
Sadece anlaşılmak istiyor.
Kimse kendisini küçümseyen bir cümle duymak istemiyor artık. Çünkü bu halk çalışıyor. Bu halk üretiyor. Bu halk ödüyor. Yıllardır ödüyor.
Bir anne markette sessizce ağlıyorsa…
Bir baba çocuğuna mahcup hissediyorsa…
Bir genç geleceğini başka ülkelerde arıyorsa…
Bir emekli, yıllarca çalıştıktan sonra açlık sınırında yaşamaya çalışıyorsa…
Orada durup düşünmek gerekir.
Çünkü mesele sadece ekonomi değil.
Mesele, insanların omzundaki görünmeyen yükün artık taşınamaz hâle gelmesi.
Bu millet kimsenin sırtında taşınmıyor.
Asıl gerçek şu:
Yıllardır herkesi taşıyan bu milletin kendisi artık yoruldu.