Bu konuyu uzun bir süredir yazıp yazmamakta kararsızdım. Nedeni de sorunun bütün yönleriyle ve öznelerden bağımsız bir değerlendirmenin önemli bir hassasiyet ve objektiflik gerektirdiği zorunluluğu. Yanlış bir anlaşılma bu konuda emek verenlere haksızlık olabilirdi.
Konu, Türkiye’de sanat ve özellikle roman,şiir ve öykü alanında verilen ödüllerin niteliğini doğrudan ilgilendiren ve dilimize fransızcadan giren "jüri" seçimindeki kriter tartışması...Son yıllarda deyim yerindeyse "ramazan yardım paketi" gibi dağıtılan ödüller.
Türkiye’de son yıllarda sanat ve edebiyat alanında bir ödül enflasyonu yaşanıyor. Bu da öncelikle bir sanat eserinin niteliğini geniş bir bilgi perspektifle ölçmeyi gerektiren "jüri" konusunu tartışmamızı zorunlu kılıyor. Nitelikli eser üretiminden ziyade, adeta seri üretim bir 'taltif mekanizmasına' dönüşen ödül törenlerinin değerlendirilmesi gerekiyor.
Her köşe başında bir ödülün verildiği, her özgeçmişin bir plaketle süslendiği bu ortamda, asıl sorulması gereken soru 'kimin ödül aldığı' değil, 'kimi, kimin, hangi yetkinlikle ödüllendirdiğidir.' Ödül enflasyonu, sanatsal çıtayı yükseltmek bir yana, jüri koltuklarının liyakatten ziyade 'ahbap-çavuş' ilişkileriyle dolduğu bir ortamda estetik değerin altını oymaktadır."
Sanat ve edebiyat ödülleri, tarihsel olarak bir eserin estetik ve düşünsel değerini tescil eden kurumlar olarak işlev görmüştür. Ancak günümüz Türkiye’sinde bu kurumlar, yerini kontrolsüz bir 'ödül enflasyonuna' bırakmış durumdadır. Bu niceliksel artışın en sancılı noktası ise seçici kurulların (jürilerin) yapısal sorunlarıdır. Uzmanlık alanları tartışmalı, aynı isimlerin farklı platformlarda sürekli tekrarlanan varlığı ve değerlendirme kriterlerindeki muğlaklık, ödülü bir prestij unsuru olmaktan çıkarıp, jüri üyelerinin yayınevlerini ve eseri üretenleri "memnun etme"işlevi görmesine neden olmaktadır.
Eskilerin 'marifet iltifata tabidir' sözü, bugünün ödül panayırında anlamını yitirmiş bir nostaljiye dönüştü. Sanat dünyamızın üzerine çöken bu ödül sağanağı, nitelik üretimin önünde ciddi bir engel. Belki biraz ağır bir eleştiri olacak,ama bu sağanağın yönünü belirleyen 'seçiciler', çoğu zaman eserin estetik derinliğinden ziyade, edebiyat kamusunun görünmez sınır hatlarını bekleyen birer ‘’gardiyan’’ vazifesi görüyor. Jüri üyelerinin niteliğindeki bu aşınma, sadece verilen ödülü değil, bizzat sanatın kendisini de vasatlığın inisiyatifine teslim ediyor.
Burada somut bir gözlemimi aktarıyorum; örneğin, aynı isimlerin on yıllarca aynı ödüllerin jürisinde kalması bana bir "juri oligarjisi" varlığını hatırlatıyor. Bu gözlemin hem Mersin,hem de Türkiye geneli için.Sadece kentte tanırlılığı nedeniyle şiir ve roman alanında verilecek ödül için juri üyeliğine seçilen kişilerin olduğunu biliyoruz.
Burada bir durumun altını çizelim;"bir ödülün değeri, ödülü alanın dehasından ziyade, o ödülü veren iradenin sanat konusundaki yetkinliğiyle ölçülür."Jüri üyelerinin çoğunun, metni bir "eleştirmen" gözüyle (metnin yapısı, anlam, dilsel yeniliği) değil, bir "beğeni okuru" gözüyle değerlendirmesi büyük bir sorundur. Jüri, sadece "eseri beğendim" diyen bir kurul değil, eserin başta estetik değeri olmak üzere her yönüyle ölçme bilgisine sahip olmalıdır. Entelektüel birikim burada devreye girer. Örneğin,edebiyat, resim veya sinema birbirinden bağımsız alanlar değildir. Günümüzde jüri üyelerinin en büyük yetersizliği, kendi dar alanlarına sıkışmış olmalarıdır. Bir roman jürisinin sadece "roman tekniklerini" bilmesi yetmez. O metnin içindeki sosyolojik katmanları, felsefi referansları veya görsel sanatlardan ödünç alınan imgeleri çözümleyebilecek bir genel kültür derinliğine sahip olması gerekir. Bu birikim eksik olduğunda, jüri eserin sadece "kabuğunu" görür, "özünü" ıskalar.
Entelektüel birikim, kişiye tarihsel bir perspektif kazandırır. Birikimi yetersiz jüriler, genellikle o günün siyasi veya sosyal rüzgarlarına (moda kavramlara) uygun eserleri ödüllendirme eğilimindedir. Nitelikli bir jüri, konjonktürel olanla kalıcı olanı ayırt edebilmelidir. Eğer jüri sadece "şu an bu konu çok satıyor/konuşuluyor" diyerek ödül veriyorsa, bu onun sanatı tarihsel bir süreklilik içinde kavrayamadığını gösterir.
Sonuç olarak,"Jüri üyeliği, bir 'emeklilik ikramiyesi' veya bir 'prestij koltuğu' değildir, aksine, yaşayan bir edebiyat hafızası olmayı gerektiren ağır bir entelektüel sorumluluktur. Bugünün jürilerinde gördüğümüz en temel yetersizlik, eserin dilini ve tekniğini çözebilecek 'teorik donanımın', eserin ruhunu kavrayacak 'felsefi derinlikle' birleşememesidir. Bu birikim noksanlığı, ödülleri sanatsal bir belirleme olmaktan çıkarıp, vasatlığın birbirini ağırladığı bir törensel döngüye hapsetmektedir."