Bazen insan hayatındaki en ağır yükü omuzlarında değil, zihninde taşır. Dışarıdan bakıldığında güçlü görünür; işe gider, sorumluluklarını yerine getirir, gülümser. Ama içinde sessizce tekrar eden bir cümle vardır: “Nasıl olsa değişmez.”

İşte buna psikolojide öğrenilmiş çaresizlik denir.

Bir kez, iki kez, belki onlarca kez denersiniz. Sesinizi duyurmaya çalışırsınız, hakkınızı ararsınız, seversiniz, emek verirsiniz. Karşılığında hep aynı duvara çarptığınızda, bir süre sonra artık denememeyi öğrenirsiniz. Kapının kilitli olduğuna o kadar inanırsınız ki, anahtar elinizde olsa bile çevirmeye cesaret edemezsiniz.

Ne acıdır ki, öğrenilmiş çaresizlik yalnızca bireysel bir sorun değildir. Kadınlarda, çalışanlarda, gençlerde, emeklilerde, kısacası toplumun birçok kesiminde sessizce büyüyen bir duygudur. “Boş ver”, “Uğraşma”, “Zaten olmaz” cümleleri, zamanla bir yaşam biçimine dönüşür.

Oysa insanın en büyük kaybı başarısız olmak değildir; yeniden deneme isteğini kaybetmektir.

Belki de bugün kendimize şu soruyu sormalıyız: Vazgeçtiğimiz şey gerçekten imkânsız olduğu için mi, yoksa imkânsız olduğuna inandırıldığımız için mi?

Çaresizlik öğrenilmiş olabilir. Ama umut da öğrenilebilir. Cesaret de, dayanışma da, yeniden başlama gücü de…

Bazen hayatın yönü, büyük bir devrimle değil; “Bir kez daha deneyeceğim” cümlesiyle değişir.

Ve belki de özgürlük, tam da o cümlenin içinde saklıdır.

— Bahar Aslan