Üç partili azınlık hükümeti çıkmazda. Güven krizi, vergi kavgası ve düşen destekle Hollanda hükümeti Prinsjesdag sonrası bütçe krizinde düşebilir.


İlhan KARAÇAY yazdı:

Değerli Okurlarım,

Hollanda’da hükümetler yalnızca seçim kazanarak yaşamaz. Mecliste çoğunluğu bulunmayan bir hükümet, her önemli kararında kendisine destek verecek yeni ortaklar aramak zorundadır.
Bugün Rob Jetten’in başbakanlığındaki D66, VVD ve CDA hükümetinin karşı karşıya olduğu esas tehlike budur.

Benim tahminim artık iyice kesinleşti: Bu hükümet, Kral’ın Taht Konuşması’nı, yani Troonrede’yi okuyacağı ve 2027 bütçesinin açıklanacağı yarınki Prinsjesdag törenini görecek. Fakat hemen ardından başlayacak bütçe ve vergi görüşmelerinde büyük bir kavgaya sürüklenecektir. Hükümetin kesin olarak hangi gün düşeceğini söylemiyorum. Ama ipin Prinsjesdag’dan sonra kopacağını iddia ediyorum.

Hükümeti kurarken aynı kürsüde birlik görüntüsü veren VVD lideri Dilan Yeşilgöz, Başbakan Rob Jetten ve CDA lideri Henri Bontenbal, şimdi bütçe ve vergi konusunda birbirinden farklı yönlere bakıyor.

HÜKÜMET VAR, ÇOĞUNLUK YOK

Hükümeti kuran üç partinin, Hollanda’da Tweede Kamer diye anılan Temsilciler Meclisinde toplam 66 sandalyesi bulunuyor. Çoğunluk için 76 milletvekili gerekiyor. Yani hükümet, en az 10 muhalefet milletvekilinin desteğini bulmadan önemli kararlarını geçiremiyor.

Senatoda da durum daha kolay değil. Temsilciler Meclisinde bulunan bir çoğunluk, Senatoda aynı sonucu vermeyebiliyor. Kabine bu nedenle yalnızca bir yerde değil, iki ayrı Mecliste iki ayrı destek hesabı yapmak zorunda.

Azınlık hükümetinin dışarıdan desteklenmesine dayanan ve Hollanda’da “gedoog sistemi” diye anılan yöntem, geçmişte belirli bir destek partisiyle yürütülmüştü. Jetten hükümetinin ise sabit bir destekçisi yok. Her dosyada başka bir partiyi ikna etmek zorunda. Bugün soldan alınan destek, yarın sağdaki desteğin kaybedilmesine yol açabiliyor.

Üstelik muhalefet partileri, hükümetin bütçede neleri değiştirdiğini, Prinsjesdag’ı beklemeden görmek istedi. Çok farklı görüşlerdeki partiler bu istekte birleşti. Hükümet hesapları hemen açıklamaya yanaşmadı, ancak bütçenin büyük bölümü basına sızdı ve belgeler ambargo altında Temsilciler Meclisine gönderildi. Maliye Bakanı Eelco Heinen, bütçeye eklenen sunuş yazısında hükümetin Mecliste azınlığa dayandığını ve destek aramak zorunda olduğunu açıkça kabul etti. Muhalefete daha fazla değişiklik için de kapıyı araladı, fakat bunun parasının nereden bulunacağını muhalefetin göstermesini istedi. Böylece kavga yalnızca paranın nereye harcanacağı konusunda değil, faturanın kime çıkarılacağı konusunda da büyüdü.

ASIL KAVGA: SOLA MI YAKLAŞILACAK, SAĞA MI?

D66 ile CDA, bütçe ve sosyal güvenlik konularında soldaki Pro ile daha geniş bir anlaşma yapmak istiyor. VVD ise hükümetin fazla sola kayması hâlinde JA21 ve SGP gibi sağ partilerin desteğini kaybetmekten çekiniyor.

Hükümetin bütçeyi geçirebilmek için desteğine ihtiyaç duyduğu muhalefet cephesinden üç isim: Solda Pro’nun önde gelen ismi Jesse Klaver, ortada JA21 lideri Joost Eerdmans ve sağda SGP lideri Chris Stoffer.

Sorun yalnızca para değil. Hangi harcamanın korunacağı, hangi verginin artırılacağı ve faturayı kimin ödeyeceği tartışılıyor. D66 ve CDA sosyal harcamaları korumaya daha yakın dururken VVD, vergilerin artırılmasına ve devletin daha çok para harcamasına itiraz ediyor.

Bu nedenle hükümet, muhalefetten destek istemeden önce kendi içinde hangi yöne gideceğine karar vermek zorunda. Bence hükümetin en büyük zayıflığı burada. Dışarıda oy ararken kendi evinin içinde anlaşamıyor.

BOX 3 KAVGASI GÜVENİ SARSTI

Box 3 kavgasının üç önemli ismi: Yön değiştiren CDA lideri Henri Bontenbal, O’na destek veren Başbakan Rob Jetten ve hükümet ortaklarının baskısı altında kalan Maliye Bakanı Eelco Heinen.

Son gelişmeler, tehlikenin yalnızca sandalye hesabından ibaret olmadığını gösterdi.
Elimdeki üç De Telegraaf kupürüne göre, tasarruf, yatırım ve ikinci ev gibi varlıklardan alınacak vergiyi belirleyen, Hollanda’da “Box 3” diye bilinen uygulama, hükümet içinde sert bir kavgaya yol açtı.


De Telegraaf, Box 3 anlaşmazlığının kabineyi uçurumun kenarına getirdiğini yazdı.

CDA lideri Henri Bontenbal, yaz tatili sırasında yön değiştirdi. Gerçekleşmemiş yatırım kazançlarının her yıl vergilendirilmesini öngören mevcut tasarının artık desteklenmemesini istedi. Başbakan Jetten’in Bontenbal’a destek vermesi VVD’de büyük öfke yarattı.


De Telegraaf’ın haberinde VVD’nin rahatsızlığı ve Maliye Bakanı Eelco Heinen’in yalnızlaşması anlatılıyor.

Maliye Bakanı Eelco Heinen, yalnızca muhalefetin değil, kendi hükümet ortaklarının da baskısıyla karşılaştı. Heinen daha önce kararlaştırılan para hesabını korumaya çalışırken Bontenbal, Pro’nun desteğini alabilmek için daha fazla taviz istedi. Jetten’in de Bontenbal’a yaklaşması, VVD’de “Daha önce verdiğimiz sözlerin bir değeri kaldı mı?” sorusunu doğurdu.

Sonunda Box 3 sorunu çözülmedi. Hükümet, bütçe görüşmelerinin tamamen çökmesini önlemek için kararı bekleme odasına aldı. Yeni sistemin nasıl kurulacağına ilişkin karar, gelecek yılki Voorjaarsnota’ya, yani bahar aylarında yapılacak bütçe güncellemesine kadar ertelendi. Bu bir uzlaşma değil, yalnızca krizin yaklaşık yarım yıl ileriye bırakılmasıdır. Üstelik yeni sistemin 2028’de başlayamaması hâlinde devletin yıllık gelir kaybının 2,4 ile 2,5 milyar avroya ulaşabileceği hesaplanıyor.


Kupürün devamında sağın kendisini dışlanmış, solun ise daha fazla taviz alabilecek durumda gördüğü belirtiliyor.

AYNI MASAYA GELECEK DÖRT BÜYÜK SORUN

Yarınki Prinsjesdag’dan sonra hükümetin önüne yalnızca Box 3 gelmeyecek. Birbirini daha da zorlaştıran dört büyük başlık aynı bütçe masasında buluşacak.

Birincisi emeklilik, işsizlik ve sağlık harcamalarıdır. Sızan bütçe belgelerine göre AOW’den yapılması düşünülen 2,8 milyar avroluk kesinti kaldırıldı. İşsizlik ödeneğinde esas alınan azami günlük ücretin yüzde 20 düşürülmesi planı büyük ölçüde yumuşatıldı. WW diye adlandırılan işsizlik ödeneğinin azami süresini 24 aydan 12 aya indirme planı bir yıl ertelendi. Sağlık masraflarında vatandaşın önce kendi cebinden ödediği eigen risico miktarındaki artış da 2028’e bırakıldı. Ancak kesintiler yumuşatılınca bütçede başka yerden milyarlarca avro bulmak gerekiyor.

İkincisi sığınmacılar konusudur. Hükümetin sert önlemleri kendi partileri içinde bile aynı desteği görmüyor. Ayrıca yasa çıkarmak yetmiyor; sığınmacıların kalacağı yer, belediyelerin yardımı ve bu işi yapacak memurlar da gerekiyor.

Üçüncüsü azot, çiftçiler ve konut yapımıdır. Bu üç konu birbirine düğümlenmiş durumda. Sağ partileri memnun edecek bir geri adım, soldaki desteği kaybettirebilir. Solun istediği sert kurallar ise sağdaki partileri uzaklaştırabilir.

Dördüncüsü savunma harcamalarıdır. Savunmaya daha fazla para ayrılması konusunda geniş bir istek var. Fakat faturanın yeni vergilerle mi, sosyal harcamalardaki kesintilerle mi ödeneceği konusunda anlaşma yok.

NEDEN PRİNSJESDAG’A KADAR DÜŞMEZ?

Prinsjesdag’da Kral Willem-Alexander, hükümetin gelecek yıl için öngördüğü politikaları anlatan Taht Konuşması’nı, yani Troonrede’yi okuyacak. Maliye Bakanı Eelco Heinen ise 2027 bütçesini Meclise sunacak. Benim iddiama göre, asıl siyasi kavga bu törenden sonra başlayacak.

D66, VVD ve CDA, henüz yedi aylık bir hükümeti dağıtmanın sorumluluğunu seçmen karşısında üstlenmek istemez. Üstelik bütçe taslağı üzerinde kendi aralarında geçici bir anlaşma sağladılar. Bu nedenle üç ortak, en azından Prinsjesdag sahnesine birlikte çıkmak için birbirlerine tahammül edecektir.

Yarınki Prinsjesdag günü, bütçenin açıklanması ise sorunu bitirmeyecek. Tam tersine, gerçek pazarlık o zaman başlayacak. Muhalefet partileri verecekleri desteğin bedelini açıklayacak. Sol partiler sosyal güvence ve servet vergisi konusunda daha fazlasını isteyecek. Sağ partiler tasarruf, sığınma ve azot politikasında sertleşme talep edecek.

Hükümet bir tarafa taviz verdiğinde diğer tarafın oylarını kaybedecek. Üstelik verilen taviz, hükümet ortaklarından birinin kendi seçmenine anlatamayacağı kadar ağır olabilir.

BÜTÇE DAHA AÇILMADAN İLK HÜKÜM VERİLDİ

Prinsjesdag belgelerinden sızan son rakamlar, hükümetin 1,5 milyar avroluk satın alma gücü desteğine rağmen 2027’de hanelerin ortalama satın alma gücünün yüzde 0,1 azalacağını gösteriyor. Düşük gelirlilerin yüzde 0,2, emeklilerin ise yüzde 0,3 kadar küçük bir artış görmesi bekleniyor. Orta ve yüksek gelir grupları ile iki kişinin çalıştığı ailelerin çoğu ise az da olsa gerileyecek. Yani hükümet, bütçeyi Meclise sunmadan önce bile seçmene güçlü bir refah artışı vaat edemiyor.

Siyasi tablo daha da ağırdır. Ipsos I&O’nun eylül araştırmasına göre seçmenlerin yalnızca yüzde 18’i Jetten hükümetinden memnun. Memnun olmayanların oranı yüzde 70’e çıktı. Hükümetin ülkenin büyük sorunlarını çözebileceğine inananların oranı ise yalnızca yüzde 9’da kaldı. D66 seçmeninde memnuniyet temmuzdaki yüzde 77’den yüzde 56’ya, CDA seçmeninde yüzde 43’e, VVD seçmeninde ise yüzde 32’ye geriledi.

Bu rakamlar bir hükümeti hukuken düşürmez. Ancak ortakların hareket alanını daraltır. Çünkü hem D66 hem VVD hem de CDA, kendi seçmeninin desteği erirken muhalefete verilecek tavizlerin siyasi bedelini daha ağır hissedecektir. İşte bu nedenle Prinsjesdag sonrasında başlayacak pazarlık, yalnızca bütçe hesabı değil, üç partinin siyasi geleceği için de bir dayanıklılık sınavı olacaktır.

Elbette hükümet, kaybettiği her oylamadan sonra düşmez. Fakat bütçenin reddedilmesi, hükümet ortaklarından birinin masadan kalkması veya Meclisin artık hükümete güvenmediğini açıklaması işin rengini değiştirir. Benim beklediğim de budur: Prinsjesdag’dan sonra başlayacak pazarlıklardan biri, sıradan bir anlaşmazlık olmaktan çıkacak ve hükümetin devam edip etmeyeceği kavgasına dönüşecektir.

BENİM İDDİAMIN DAYANAĞI

Değerli Okurlarım, azınlık hükümetleri yalnızca azınlık oldukları için düşmez. Ortaklar sözlerinde durur ve gerektiğinde anlaşabilirse hükümet ayakta kalabilir. Benim bu hükümet için karamsar olmamın nedeni yalnızca 66 sandalyeye sahip olması değildir.

Asıl sorun şudur: Hükümet dışarıdan destek ararken kendi içinde de yön ve güven kavgası yaşıyor.
Box 3 anlaşmazlığı, daha önce verilen sözlerin ortaklar için aynı değeri taşımadığını ortaya çıkardı. Maliye Bakanı yalnızlaştı, VVD kendisini dışlanmış hissetti, D66 ile CDA ise soldan destek almak için daha fazla tavize yöneldi.

Bütün bunları yan yana koyduğumda iddiamı açıkça ortaya koyuyorum: Jetten hükümeti yarınki Prinsjesdag’ı görecek, fakat sonrasında başlayacak bütçe ve vergi hesaplaşmasına dayanamayarak düşecektir. Hükümeti tek başına Box 3 düşürmeyecek. Sosyal güvenlik, sığınma, azot, savunma ve vergi anlaşmazlıklarının aynı anda yaratacağı baskı, ortaklardan birine “Artık yeter” dedirtecektir.

Haklı çıkıp çıkmadığımı görmek için uzun süre beklemeyeceğiz. Cevabı Prinsjesdag’dan sonraki günler verecek.

YABANCILARI VE TÜRKLERİ İLGİLENDİREN NE VAR?

Değerli Okurlarım, sızan Prinsjesdag belgelerinde Hollanda’daki Türkleri özel olarak hedef alan veya yalnızca Türk toplumuna uygulanacak herhangi bir karar bulunmuyor. Zaten uzun yıllardır Hollanda vatandaşı olan Türk kökenliler, hukuken “yabancı” sayılmıyor. Vergi, emeklilik, sağlık, işsizlik ve satın alma gücüyle ilgili genel kararlar, diğer Hollanda vatandaşları gibi Türk kökenli vatandaşları da doğrudan ilgilendiriyor.

Yabancıları özel olarak ilgilendiren en belirgin değişiklik, yüksek eğitimli yabancı çalışanlara uygulanan vergi avantajında görülüyor. Hollanda’ya dışarıdan getirilen belirli nitelikteki çalışanlara maaşlarının yüzde 30’una kadar vergisiz ödeme yapılmasını sağlayan expatregeling, 2027’den itibaren yeni başvurular için yüzde 27’ye indirilecek. Bu haktan yararlanabilmek için gerekli maaş sınırı da yükseltilecek. Ancak 2023 yılı sonuna kadar bu uygulamaya girmiş olanlar için eski yüzde 30’luk oranı koruyan bir geçiş düzenlemesi bulunuyor.

İşçi göçmenlerini ilgilendiren bir başka önemli gelişme de barınma masraflarıdır. Bugün işverenler, işçi göçmenlerine sağladıkları konut karşılığında brüt asgari ücretin yüzde 25’ine kadar kesinti yapabiliyor. Hükümet, kötüye kullanımlara ve işçi sömürüsüne yol açtığı gerekçesiyle bu uygulamayı kaldırmak istiyor. Kesintinin 1 Temmuz 2028’den itibaren tamamen yasaklanması hedefleniyor. Bu karar, özellikle Doğu Avrupa’dan ve Avrupa dışından gelen düşük ücretli işçileri ilgilendiriyor.

Sığınmacılar ve göç politikası da bütçenin en tartışmalı başlıkları arasında bulunuyor. Hükümet daha sert kabul ve geri gönderme kuralları istiyor. Fakat bunun uygulanabilmesi için yalnızca yasa çıkarmak yetmiyor. Sığınmacı merkezleri, belediyelere yapılacak ödemeler, Göç ve Vatandaşlık Dairesi IND’nin personeli, sınır kontrolleri ve geri gönderme işlemleri için de para gerekiyor. Bu nedenle göç politikası, bütçe görüşmelerinde sağ ile sol arasındaki en sert pazarlık alanlarından biri olacaktır.

Türk vatandaşlarını veya Türk kökenli Hollandalıları özel olarak ilgilendiren yeni bir vergi, sosyal güvenlik kesintisi, vatandaşlık şartı ya da aile birleşmesi kararı ise şu ana kadar sızan belgelerde yer almıyor. Türkiye’ye yapılan yolculuklara veya Türkiye’ye gönderilen paralara ilişkin özel bir düzenleme de açıklanmadı. Ancak satın alma gücü, sağlık giderleri, AOW, WW ve yüksek gelirlerden alınacak vergilerdeki değişiklikler, vatandaşlık veya köken ayrımı yapılmadan Hollanda’da yaşayan herkesi etkileyecektir.