"..kişinin özgürlüğü, başka bir kişinin hak ve özgürlüklerine zarar vermeye başladığı noktada sınır kazanır. Hukukun görevi de tam olarak bu..."

Özgürlük nedir? Bu soruyu iki cümleyle yanıtlamak kolay değildir. Çünkü özgürlük, insanlık tarihi boyunca felsefenin, hukukun, psikolojinin ve siyasetin üzerinde en çok düşündüğü kavramlardan biri olmuştur.
Felsefi açıdan özgürlük, insanın kendi seçimlerini yapabilmesi ve bu seçimlerin sorumluluğunu üstlenebilmesidir.
Psikolojik açıdan ise özgürlük; bireyin önyargılarından, korkularından, bağımlılıklarından ve toplumsal baskılardan mümkün olduğunca sıyrılarak kendi iradesiyle karar verebilmesidir.
Hukuki ve siyasi açıdan bakıldığında ise özgürlük, sınırsız bir serbestlik anlamına gelmez. Çünkü bir kişinin özgürlüğü, başka bir kişinin hak ve özgürlüklerine zarar vermeye başladığı noktada sınır kazanır. Hukukun görevi de tam olarak bu dengeyi korumaktır.
Peki günlük hayatta özgürlüğü gerçekten bu şekilde yaşayabiliyor muyuz?
Ne yazık ki çoğu zaman özgürlüğü yalnızca kendi düşüncemizle örtüştüğü sürece savunuyoruz. Bizim gibi düşünen, bizim gibi yaşayan insanların özgürlüğünü sahiplenirken; bizden farklı düşünen, farklı inanan ya da farklı yaşam tarzını benimseyen kişilere karşı aynı anlayışı göstermekta zorlanabiliyoruz.
Farklı bir fikirle karşılaştığımızda, "Bu benim özgürlüğüm." diyerek kendi düşüncemizi yüksek sesle savunabiliyoruz. Ancak benzer özgürlüğü başkalarına tanımakta aynı cömertliği her zaman gösteremiyoruz.
Oysa toplumda zaman zaman insanların kıyafetleri, inançları, yaşam tarzları ya da tercihleri üzerinden kırıcı ve dışlayıcı söylemlerle karşılaşabiliyoruz. Başörtüsü takan da, farklı giyinen de, farklı düşünen de; demokratik hukuk devletinin güvencesi altındaki temel hak ve özgürlüklere sahiptir. Kimsenin yaşam biçimi, yalnızca farklı olduğu için küçümsenmemeli ya da ötekileştirilmemelidir.
Gerçek özgürlük; herkesin istediği gibi giyinebildiği, inancını özgürce yaşayabildiği, düşüncesini hukuk sınırları içinde ifade edebildiği ve başkalarının haklarına saygı gösterdiği bir ortamda anlam kazanır.
Çünkü özgürlüğün en yakın dostu saygıdır. Saygının olmadığı yerde özgürlük eksik kalır. Kendi özgürlüğümüzü yaşarken başkalarının da aynı hakka sahip olduğunu unutmamalıyız.
Toplum olarak birbirimizi değiştirmeye çalışmak yerine, farklılıklarımızla bir arada yaşayabilmeyi öğrenebilirsek; "Sen buraya ait değilsin." ya da "Sen şöyle yaşamalısın." tartışmalarının da büyük ölçüde geride kalacağına inanıyorum.
Sonuçta makamlar, unvanlar ve dünyadaki bütün tartışmalar gelip geçicidir. Önemli olan; adaletli olmak, vicdanı kaybetmemek ve insan onuruna saygıyı her şartta koruyabilmektir. Herkes, yaptıklarının ve söylediklerinin karşılığını en doğru şekilde zamanı geldiğinde görecektir. Bu nedenle haklı olduğuna inanan insanın öfkeyle değil, sabır ve hukuk içinde hareket etmesi en doğru yoldur.
Bu düzenleme, yazının düşünsel bütünlüğünü korurken daha kapsayıcı, dengeli ve köşe yazısı üslubuna uygun bir anlatım sunmaktadır.