Ahmet İlhan, Birikim Dergisi'nin 28.12.2025 tarihli,"Kararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek" başlıklı yazıda, kesinlik, kararsızlık ve belirsizlik kavramlarını ontolojik imgeleme, felsefe ve edebiyat bağlamında ilişki ve farklılıklarını ortaya koyarken aslında, bireyde ve politik kamusal alanda bu kavramların toplumsal pratikte nasıl karşılık bulduğunu kapsamlı bir tahlille aktarmış. Ben bu yazımda sorunu politik ve kamusal alandaki tercihler açısından ele alacağım.

Kararsızlık, yani irade sorunu, eldeki seçenekler arasında bir seçim yapamama durumudur. Burada aktörler (seçmen veya siyasetçi) bellidir, seçenekler masadadır ama "hangisi daha iyi?" sorusuna yanıt verilemez.Burada A ve B arasında bir tercih tıkanıklığı söz konusu.Kamusal iradenin oluşması zorlaşır.

Bu daha çok seçmen bazlı bir tıkanmadır. "Mevcut yönetimden memnun değilim ama muhalefet güven vermiyor" diyen kitlenin yaşadığı durum tam olarak budur. Özellikle Türkiye'de Erdoğan'ın şahsına uyarlanan rejimin 24 yıllık patolojik krizinin kaynağı yaratılan bu "seçmen bazlı" değişikliktir. Bu sistem seçmeni iki yanlıştan birisini tercih etmeye zorluyor, çünkü üçüncü bir alternatif ortadan kaldırılmıştır. Bu durumda siyasi partiler kendi ideolojik dünyasının dışında bir havuza atlamak zorunda kalıyor. Seçmen bir yere gitmek istese bile gideceği yerin (alternatifin) risklerinden korkuyor. Bu da siyaseti statükoya hapsediyor. Bu durumdan en fazla iktidar kadar güçlü olmayan muhalefet etkileniyor. Burada "kararsızlık" sorununu muhalefetin hanesine yazabiliriz.

Kararsızlığın yarattığı kaos iktidar için bir "belirsizlik" gırdabına yol açıyor.Çünkü belirsizlik "oyun sahasının" net olmamasıdır. Kuralların her an değişebilmesi, verilerin eksikliği veya geleceğe dair hiçbir projeksiyon yapılamaması durumudur.AKP''nin ülkenin başına ördüğü çorabın malzemesi bu "belirsizlik yumağ"ından çekiliyor.

Bu daha çok sistemik ve kurumsal bir tıkanmadır. Seçim sisteminin değişme ihtimali, ittifakların kırılganlığı, hukuki süreçlerin öngörülemezliği ve ekonomik verilerin güvenilirliği gibi konular belirsizliği doğurur.Aktörler (partiler/yatırımcılar/vatandaşlar) yarın ne olacağını bilmedikleri için uzun vadeli strateji geliştiremezler, sadece günü kurtarmaya çalışırlar.

Bana göre Türkiye’deki mevcut tıkanıklığı "Belirsizlik kaynaklı bir Kararsızlık" olarak tanımlamak daha isabetli olabilir.

Türk siyaseti bugün sadece insanların karar verememesinden (kararsızlık) dolayı değil; kararın sonucunda neyle karşılaşacaklarını, hangi kuralın uygulanacağını ve yarın hangi ittifakın kurulacağını bilememelerinden (belirsizlik) dolayı tıkanmış durumda.Bu kadar çöküşe rahmen muhalefetin hâla iktidar ile aynı oy eşiğinde gidip gelmesinin başka bir izahı zor görünüyor.Daha somut bir ifadeyle,Türk siyaseti bugün sadece insanların karar verememesinden (kararsızlık) dolayı değil, kararın sonucunda neyle karşılaşacaklarını, hangi kuralın uygulanacağını ve yarın hangi ittifakın kurulacağını bilememelerinden (belirsizlik) dolayı tıkanmış durumda.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçiş, sadece bir "yöntem" değişikliği değil; oyunun kurallarının, güç dengelerinin ve siyaset yapma biçiminin kökten dönüşümü anlamına geliyordu.Sistemin mevcut aktörün (Erdoğan) siyaset tarzına ve gücüne uyarlanmış olması, "kurumların öngörülebilirliği" yerine "kişinin kararları"nı merkeze koydu.Bu varsayımı güncel bir örnekten yola çıkarak açıklayabiliriz.

Geçen hafta Karadeniz üzerinden gelip Türkiye hava sahasın giren bir hava aracının yaklaşık iki saat sonra Erdoğan'ın talimatıyla düşürülmesi rejimin geldiği durumu tanımlamak bakımından önemlidir.Bu durum,siyasetin, kurumsal mekanizmalarla değil, liderlerin ikna edilmesiyle yürüdüğünün en net fotoğtafıdır.Dünyanın ‘’en sorunlu’’ bölgesinde bulunan bir ülkenin yönetmedeki zaafiyetler her an içinden çıkılamaz başka sorunları doğurması kaçınılmazdır.Simone de Beauvoir’ın ‘’ bir karar verildiğinde,olasılıklar ölür’’ deyimi belki de buraya kadar söylenenleri özetler nitelikte.

Toparlayacak olursak; Türkiye'deki tıkanıklık; sistemin kurallardan ziyade kişisel iradeye endekslenmesinden kaynaklanan yapısal bir belirsizliktir. Bu yapı, siyasetin doğal akışını (müzakere, uzlaşı, esneklik) engellediği için "kararsızlığı" da kronik hale getiriyor.