Bizim siyasi tarihimiz ve hatta kültür tarihimiz dikkate alınmamışlıklarla, önemsenmemişliklerle, anlaşılmamışlıklarla doludur.
Açayım:
Sosyal hayatımız, Tanzimata kadar ne ciddi bir siyasal mücaele ne de ciddi bir kültürel çaba içerir. (Zaten olanaksızdı) Tanzimattan sonra ise kim demokrasiden, aydınlanmadan, çağdaş uygarlıktan, laiklikten, eşitlikten, insanî değerlerden yana idiyse yandı gülüm keten helva!
Buraya kadar dediklerimiz tarihin tespit ettiği gerçekler. Bundan sonrasında anlaşılmaz hususlar çıkıyor karşımıza.
Tanzimattan bugüne bu ulusun aydınları, demokratları, ilericileri, yenilikçileri, laiklikten yana olanlar dertlerden dert, zindanlardan zindan beğeniyor.
Hep hapisteler. Hep sürgündeler.
Bu realite şunu göstermiyor mu: Aydınlar, yani
*halkçılar,
*demokratlar,
*uygarlıktan yana olanlar;
*eşitlikçiler,
*emekçiler ve
emekçi halklarından yana olanlar yüzyıldan fazla zamandır bu zulmü yaşıyorlar.
Özgürlükçüler iktidara gelemezlerse bu ülkede nasıl yaşanacağı sorusu, kaşımızda, birer masal devi gibi duruyor.
Bursa Belediye meclisi seçimleri, Zonguldak il genel meclisi seçimleri bize ne anlatıyor?
Bence bütün siyasiler külahlarını önlerine koyup meşruiyet sorununu, meşruiyetlerini nereden ve ne yolla alacaklarını düşünmeli, seçimlere şiddetin izinin ve oligarşinin gölgesinin düşmemesi için azami duyarlılığı göstermelidirler.
Değilse!
Bir kez daha söyleyeyim:
Yandı gülüm keten helva…