Açıkça görülüyor; AKP, yani Sayın Erdoğan, mutlak butlan davasını CHP’nin ve onun yönetiminin başında bir tehdit unsuru olarak sallanmasını istiyor.
Mutlak Butlan kararı çıkacakmış da CHP’nin başına yeniden Kılıçdaroğlu gelecekmiş. Kılıçdaroğlu ve ekibi hemen kurultay yapmayacak, seçime kendi kadrosu ile girecekmiş. Zaten seçim yapmaya karar verse vile seçimdi, kurulların teşekkülüydü vs derken daha darmadaüınken seçim yapılacak ve Sayın Erdoğan sandıktan zaferle çıkacakmış.
Vs. Vs.
Bu karmaşık olaya birkaç açıdan bakmak gerekiyor.
Siyasi Etik açısından bakıldığında konunun iki boyutu var:
1- Kılıçdaroğlu ve ekibi partinin başına getirilirse, bu insanlar partinin başna gelmiş olurlar mı? Bu kadim patini seçmeni, onlara partinni yöneticileri gözüyle bakarlar mı?
Bir mahkeme İstanbul’a bir kayım atadı. Adı lazım değil, o adam İstanbul İl Başkanı oldu mu?
2- İktidar partisinin, yargıyı kullanarak rakibi partiyi bu durumlara düşürmesi seçmen tarafından olumlu karşılanır mı?
İstanbul seçimleri canlı ve taze örnektir: 13.000 oy farkı seçimler yargı eliyle iptal edilince 806.000’e çıktı.
Ekonomik açıdan bakıldığında çok yönlü sonuçları olacaktır. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının millete çkaça mal olduğu et olarak bilinmiyor. 70 milyar dolar diyenler var, 250 milyar dolar diyenler var, İmamoğlu çok önemli bir siyasi figür; ama nihayetinde CHP’nin bir belediye başkanı. Parti çok yapacak daha farklı ir siyasi figür. Seçmen sayısıle, tarii ile vizyonu ile, Dünyadaki tanınırlığı ile… mutlak butlan kararını piyasalar nasıl karşılaycaktır; hesabı ve dolayısı ile cevabı zor bu sorunun.
Ya dünya ekonımisi nasıl karşılayacaktır bu olayı?
Küresel sermaye, bize ne CHP’den, Mutlak butlandan mı diyecektir yoksa başka hesaplar, başka muhakemeler yapacak, başka kaygılar mı yaşayacak?
Son zamanlarda sık sık kapısını aşındırdığımız Londra sermayesi, mesela BLACKROCK ve benzerleri ne diyecek bu işe?