İSE ŞAŞMAZ
“Ailen Güvende” operasyonlarını, çocukların ve ailelerin korunması açısından önemli buluyorum. Bana göre bu alanda daha önce de daha kararlı adımlar atılabilirdi.
Kimsenin özel hayatı, kişisel tercihi ya da yaşam biçimi üzerinden hüküm vermek doğru değildir. Her bireyin özel hayatına saygı gösterilmesi gerektiğine inanıyorum.
Ancak konu çocukların korunması, kamu düzeni ve toplumun ortak yaşam alanlarına geldiğinde devletin de gerekli hukuki tedbirleri alması elbette önemlidir.
Burada ölçü kişilerin kimliği veya özel hayatı değil; ortaya konulan eylemlerin hukuka aykırı olup olmadığı ve kamu düzenini etkileyip etkilemediğidir.
Sosyal medyada bazı milletvekillerinin yapılan operasyonlara ilişkin açıklamalarını takip ediyorum.
Şunu da sormadan edemiyorum:
Uyuşturucu konusunda toplumun ciddi bir endişesi varken, gençlerimizi bu tehlikeden korumak için yürütülen mücadeleye neden siyasi tartışmaların ötesinde, ortak bir toplumsal mesele olarak bakmayalım?
Uyuşturucunun sokaklardan uzaklaştırılması, çocuklarımızın ve gençlerimizin korunması hepimizin ortak sorumluluğu değil mi?
Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in, uyuşturucuyla mücadelede “sokaklardan sonra sıra baronlarda” şeklindeki açıklamasını bu açıdan önemli buluyorum.
Çünkü uyuşturucuyla mücadele yalnızca sokakta görünen kişilerle sınırlı kalmamalı; varsa suç örgütlerinin ve suçtan elde edildiği değerlendirilen gelirlerin de hukuk çerçevesinde araştırılması gerekir.
Elbette burada en önemli şart şudur:
Her işlem hukuk içinde yürütülmeli, masumiyet karinesi korunmalı ve hiç kimse hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu muamelesi yapılmamalıdır.
Bir başka konu da kamuoyunda zaman zaman gündeme gelen, kaynağı açıklanmayan veya kısa sürede edinildiği düşünülen yüksek miktardaki servetlerdir.
Gösterişli yaşamlar, yüksek harcamalar veya düğünlerde takılan yüksek miktardaki altınlar tek başına herhangi bir suçun göstergesi değildir.
Ancak gelir ve servet arasında açıklanması gereken ciddi bir fark bulunduğu yönünde somut bir durum varsa, bunun yetkili kurumlar tarafından hukuk çerçevesinde incelenmesi elbette mümkündür.
Sorulması gereken soru basittir:
“Bu servetin kaynağı nedir?”
Cevabı hukuka ve belgelere dayanıyorsa mesele yoktur.
Değilse, gerekli hukuki süreç zaten işletilmelidir.
Muhalefet milletvekillerine de bir çağrım var:
Ekonomiyi eleştirin.
Elbette eleştirin.
Mazotun, gıdanın, kiraların ve hayat pahalılığının geldiği noktayı gündeme getirin. İktidarı denetleyin. Yanlış gördüğünüz her uygulamaya itiraz edin.
Ama devletin hukuka uygun şekilde yürüttüğü ve toplumun güvenliği açısından önem taşıyan mücadeleleri de yalnızca siyasi saiklerle değerlendirmeyelim.
Doğru olduğunu düşündüğünüz bir uygulamayı desteklemek, iktidarın bütün politikalarını desteklemek anlamına gelmez.
Yanlış gördüğünüz yerde eleştirin.
Eksik gördüğünüz yerde öneri getirin.
Ama doğru olan bir işe de “doğru” diyebilmek, siyasetin de toplumun da gücünü artırır.
Çünkü bazı meseleler siyasi rekabetin üzerinde tutulmalıdır.
Çocukların güvenliği…
Gençlerin geleceği…
Uyuşturucuyla mücadele…
Hukukun üstünlüğü…
Bunlar hepimizin ortak meselesidir.
Benim beklentim çok açık:
Suç varsa hukuk içinde araştırılsın.
Delil varsa hukuk içinde değerlendirilsin.
Suç sabitse hukuk içinde gereği yapılsın.
Masum olanın hakkı da aynı hukuk tarafından korunsun.
Çünkü adalet ancak böyle güçlü olur.
Ve benim inancım şu:
Adaletin terazisi doğru eldeyse şaşmaz.
Devlet güçlüye de güçsüze de aynı hukukla yaklaştığında gerçek anlamda devlettir.
Ve unutmayalım:
Devlet hep 18 yaşındadır.
Çünkü devletin yarını,
bugün koruduğumuz çocuklarımızdır.